Seçim kampanyaları ve faşist retorikler

AB kapısındaki Türkiye’de Hitler’in ‘Kavgam’ kitabının birdenbire en çok satanlar listesine girmesi, Türkiye’nin üyeliğine karşı çevreleri hareketlendirmiş ve  görüşmelere yeni bir boyut getirmişti. Avrupa basını  bunun nedenleri konusunda çeşitli fikirler üretmişler ve İngiltere basınında da, anti-Amerikancılıktan, anti-semitizme kadar her türlü teoriler tartışılmıştı.


Evet, Türkiye’de milliyetçiliğin bir ivme kazandığı kuşkusuz  ancak bunun, herne kadar farklı özellikler, vurgular taşısada sadece Türkiye’ye özgü olduğunu söylemek pek mümkün değildir.


İngiltere’de 5 Mayıs’da (tarihi henüz resmi olarak açıklanmamıştır) yapılacak olan genel seçimlerin kampanyaları başladı. İktidar partisi olan ‘Yeni İşçi Partisi’ ve muhalefetteki, Tori Parti’nin (1830’lara kadar İngiltere’de varolan Muhafazakar Parti’nin bir devamı olduğu bağlamında, genellıkle basında “Tory”  Parti olarak anılır) kampanyalarına baktığımızda, ırkçılığın, yabancı düşmanlığının, milliyetçiliğin en önemli malzemeler olduğunu görmek mümkündür. Tori’ler,  çingenelere karşı halkı tahrik etmeyi denedikten sonra, Londra’nın özellikle yabancıların, faklı etnik kökenlilerin yoğun olarak yaşadıkları bölgelere yerleştirdikleri dev afişlerde “Bizim düşündüğümüzü mü düşünüyorsunuz” sorusuyla, İngiltere’ye gelen ilticacılara kota koymağa, belli hastalık testleri yapılıncaya kadar karantinaya almağa kadar uzanan yasa tasarılarının aslında ırkçı değil, sadece Britanya halkının çıkarlarını savunmak için planladıklarını ileri sürmektedirler. Bu sloganı, bir süre ABD’de politika peşinde koşan, sonrada İsrailde Knesset’e seçilen ve sonunda, aşırı ırkçı düşüncelerinden dolayı oradan bile atılan Haham Meir Kahane’nin konuşmalarından esinlenmişlerdir. 1990 da bir suikastta ölen Haham, Knesset’ten atılmadan önce, Araplar ve Müsevileri arasında cinsel ilişkiyi yasaklayan bir yasayı geçirmeye çalışmış, seçim kampanyasında ise, “Beni 2 ay savunma bakanı yapın buralarda bir tane bile hamamböceği (Filistinlilere atfen) kalmaz. Ben hepinizin kalbinde hissettiklerinizi dile getiriyorum; çözüm tektir. Ben sizin düşündüklerinizi söylüyorum” sloganını tekrarlayan Haham’ın düşünceleri  şimdi de Tori’lere ilham kaynağı olmuştur.


Irkçılığın ve faşizmin bazı öğelerinin İngiltere’deki sağın  geleneksel yapısını oluşturan ana renklerden biri olduğu zaten bilinir ancak bu eğilimlerin, İngiltere’deki geleneksel solun temelini atan İşçi Partisi saflarında da görülmesi dikkat çekicidir. 


Tony Blair ve liderliğini yaptığı kliğin bir süredir faşizmin retoriğini kullandığı görülmektedir. Yeni İşçi Partisi (‘Neue Ordnung‘ dan gelen “New Labour”) adından tutun, ikinci dünya savaşı öncesinde faşistlerin kullandığı “üçüncü yol” kavramına kadar, Blair ve şürekası sık sık faşizmin söylemini kullanmaktadırlar. Tony Blair’in Mussolini’nin “Siyah Gömlekliler”in marşı olan ‘Giovinezza’, yani ‘Gençlik’e atıfta bulunarak ‘genç ülke’den bahsetmesi (Gerçekte demografik göstergeler bunun tam tersidir. İngiltere’de yaşlanan nüfus ve düşen doğum oranı ekonominin en temel sorunlarından biridir)  ve sürekli olarak herşeyin başına, “halkın hükümeti“, “halkın Wimbledon’u” (tenis turnuvası), “halkın prensesi” gibi, ‘halk’ önekini eklemesi, Üçüncü Reich’ın “halk mahkemeleri” halk arabaları” (Volkswagen) retoriğini hatırlatır.


1999 daki YİP konferansında yaptığı konuşmada, muhafazakar saflardan, İşçi Partisi içindeki sosyalistlere kadar, karşısında bulunan herkesi ‘konservatif güçler’ kavramıyla bir kefeye koyarak saldırması, yine aynı konuşmada, kendilerinden başka bir partiye bile gerek olmadığını ima ederek, YİP’ni Britanya halkının tek politik kanadı ilan etmesi,  2001 den sonra, bir tür başkanlık sistemine döndürdüğü hükümetin bir habercisiydi belkide. Oxford klasisisti (klasik sanat ve edebiyat bilim adamı) Richard Jenkyns, kendilerini çürüyen parti politikalarının üzerinde tek ses olarak ilan eden 1920 ve 1930 ların liderlerinin retoriğine  benzettiği bu konuşmayı, Büyük Britanya’da ana parti politikacıları arasında yapılan en faşist konuşma olarak değerlendirmiştir.


Buradan yola çıkarak İngiltere’nin totalitaryan bir sistemin eşiğinde olduğunu  belirtmek doğru olmayabilir ancak bugün gelinen noktada, Irak’ın işgali konusunda verilen her gerekçenin düzmece, abartma ve yalan olduğu artık Blair tarafından (uygun bir dille ve iyi bir niyetle yapıldığı temelinde) bile kabul edilmesine rağmen, halkın tepkisinin, geç kalan trenlere ya da köpeklerle yapılan geleneksel tilki avının yasaklanmasına karşı yükselen seslerin ancak bir ton üzerinde olması, Blair ve kliğine  “yep-yeni” olanaklar sunmaktadır. Hiçbir delil olmadan insanları süresiz gözaltına almanın yolunu açan Anti-terör yasası ve daha bir dizi önlemlerle, insan hakları ve bireysel özgürlükler konusunda Britanya halkının her zaman övündüğü 1215 yılında Kral John tarafından çıkarılmış Magna Carta’nın bile gerisine gidilmiştir.


“Yeni” öneki ve bunun getirdiği dönüşümler, John Smith’in aniden ölmesi üzerine Tony Blair’in İşçi Partisi lideri olması ertesinde ve özellikle de 1997’de iktidara gelmesiyle yavaş yavaş İşçi Partisi’nin saflarına girmiştir. O yıllarda küreselleşen ve bir dönüşüm sürecinde olan dünyaya uygun, gerekli, kaçınılmaz bir değişim olarak görüldüğü için üzerinde fazla tartışılmadan yürülüğe giren “yeni” politikalar, İşçi Partisini bügün tamamen faklı bir kimliğe büründürmüştür. Önümüzdeki genel seçimleri de kazanması kesin gibi gözüken ’Yeni İşçi Partisi’nin İngiltere’yi  nereye götüreceğini göreceğiz.


SANATÇININ DİĞER YAZILARI


– ‘Küba’ ve politik sanat sorunsalı


 – Yerleşiklik’, ‘Göçebelik’


Senerguc@aol.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.