Seçim maratonunda son durum

Bugünlerde Türkiye seçime endekslenmiş durumda. Adeta seçimle yatıp, seçimle kalkıyoruz. Mitingler, birleşmeler, uzlaşamamalar derken, dünyada neler olup bittiğiyle pek ilgilenmiyoruz. Aslında gözümüz kulağımız açık olmalı. Sadece bu da yetmez; olaylar arasında bağlantı kurarak dünyayı algılamaya çalışmalıyız. Hele bu günlerde bu çok daha önemli. Çünkü yakın tarihimiz seçim öncesi yaşanan sürpriz olaylarla dolu. Örneğin 2001 krizini unuttuk bile. Oysa bu kriz ülkeyi seçime götürmüştü. Hiç kimse bunun önceden hazırlanmış bir senaryo olabileceğini düşünemedi. Krizin suçlusu olarak, MGK toplantısında Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in anayasa kitapçığını Başbakan Bülent Ecevit’in yüzüne fırlatması görüldü.


Bir başka seçim öncesi sürprizi de Abdullah Öcalan’ın 16 Şubat 1999’da yakalanmasıydı. Öcalan’ın yakalanması birden fazla işe yaradı. Bunlardan biri Türkiye’de kurulacak yeni hükümetle ilgiliydi. ABD ve AB hiçbir zaman Bülent Ecevit’e tam olarak güvenemediği için, dengeleri her an değiştirebilecek ikinci bir partiye ihtiyaç duyuyordu. Gerçekten de 26 Nisan 1999 tarihinde yapılan genel seçimlerde DSP birinci parti olarak çıkarken, MHP ikinci parti olmuştu. Yani oyun MHP üzerinden oynanmıştı. Kimse yıllardır yakalanmayan Öcalan’ın bu kadar kolay yakalanmasının nedenini sorgulamadı. DSP ve MHP koalisyon kurdu. Bülent Ecevit’in ipi Devlet Bahçeli’nin eline verildi. Nitekim Bahçeli ipi bıraktığı zaman Ecevit hükümeti düştü.


Şimdi önümüzdeki seçimlerden önce de böyle büyük sürprizler yaşayacak mıyız acaba diye düşünmeye başladım. Belki bu kez önemli bir olay olmadan seçim gerçekleşecek. Belki de halkı sokaklara dökerek bir noktada kilitlenmemiz birilerinin daha çok işine yarıyordur. Bugünden bunu tam olarak göremiyoruz. Ama eğer dünya ekonomisine yön verenler, Türkiye için uygun gördükleri rolü oynayacak siyasi iktidarı tespit etmişse, ne yapıp edip seçim sonuçlarını etkileyecek büyük bir vukuat yapacakdır. Koalisyon istemeleri durumunda da AKP’nin yanına dengeleri her an değiştirecek güçlü bir parti çıkarmanın çabası ve beklentisi içindedir. Zaten iş çevrelerinden buna benzer analizler gelmeye başladı bile. 


Şimdi seçim sürecini başlatan olaylardan bu günlere kadar gelelim ve olan bitene bir kez daha bakalım. 


Türkiye seçim noktasına Cumhurbaşkanlığı seçimleriyle geldi. Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı adayı olarak gösterilmesi üzerine halk ve siyasi otoriteler Türkiye Cumhuriyetinin yara alacağı endişesini dile getirdi. Genelkurmayın muhtıra olarak algılanan açıklamaları ortamın biraz daha gerilmesine neden oldu. Meclis, Anayasa Mahkemesinin verdiği karar doğrultusunda yeter sayıda çoğunluğu toplayamadığı için Cumhurbaşkanını seçemedi ve erken seçime gidilmesine karar verildi. Kasım 2007 tarihinde yapılacak olan genel seçimler 22 Temmuz 2007 tarihine alındı.


Seçim tarihi belirlendikten sonra sağda ve solda birleşme arayışlarına gidildi. Siyasette bir çıkış arandığı görüntüsünün altı kalın kalemle çizildi. Karşılığında da siyasette bütünleşme havası yaratılmaya çalışıldı.


Biliyorsunuz Türkiye’de 14 Nisan’da Ankara Tandoğan meydanında, 29 Nisan’da da İstanbul Çağlayan meydanından milyonlarca kişi toplanarak Cumhuriyet mitingleri düzenledi. Bu mitinglere 5 Mayıs’ta Manisa’da yapılan eklendi. 13 Mayıs’ta İzmir’de yapılan miting de göz doldurucuydu.


Türkiye’nin dört bir yanından gelen bu kalabalık halk kitleleri cumhuriyet ve laikliğin elden gitme tehlikesine karşı birleşmek gerektiğini siyasilere gösterdi. Siyasilerin birleşme hamlesi bu partiler üstü kalabalıkları gördükten sonra oluştu. ANAP ve DYP nikah kıyıp DP adını alarak baba ocağına geri döndü. CHP ve DSP birleşmek istedi ama bir türlü uzlaşamadı. Bir ara söz keser gibi oldularsa da, söz yüzüklerini parmaklarına geçiremediler.


Tüm bunlar olurken AKP harıl harıl seçime hazırlanmaya devam ediyor. Seçine gitmeden önce son bir gayretle Anayasa’da değişiklik yapmak niyetindeler. Bunun için Mecliste bazı yeni kararlar aldılar. TBMM Genel Kurulundan, ”Milletvekili genel seçimlerinin 4 yılda bir yapılmasını, cumhurbaşkanının halk oyuyla ve 5 artı 5 sistemiyle seçilmesini” içeren Anayasa değişikliği teklifini geçirdiler ve Cumhurbaşkanına sundular. Hatta Başbakan Erdoğan Anayasada değişiklik içeren paketin, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından veto edilmesi durumunda tekrar göndereceklerini söyleyerek bu konuda ne kadar kararlı olduklarını ve bütün hesapları yaptıklarını belli etti.


Büyük partilerdeki seçim maratonu şimdilik böyle gidiyor.


Büyük partilerin amacı oy toplamak. Daha doğrusu mevcut oyları bölüşmek…


Yüksek Seçim Kurulu seçime 21 partinin katılacağını açıklamıştı. Peki yukarıda adı geçenlerin dışında kalanlar yani, Saadet Partisi, Genç Parti, Milliyetçi Hareket Partisi, Büyük Birlik Partisi, Bağımsız Türkiye Partisi, Emek Partisi, Sosyal Demokrat Halk Partisi, Halkın Yükselişi Partisi, Hak ve Özgürlükler Partisi, İşçi Partisi, Türkiye Komünist Partisi, Özgürlük ve Dayanışma Partisi, Hürriyet ve Değişim Partisi, Demokratik Toplum Partisi, Liberal Demokrat Parti ve  Aydınlık Türkiye Partisi ne yapacak? 


Küçük oy potansiyeline sahip birçok parti bu seçimde yüzde on barajını aşamayacağı için meclise giremeyecek ama, her seçimde olduğu gibi bu seçimde de oyların bölünmesine yol açacak. Bu bölünme sağ ve sol partilerdeki birleşme çabalarını olumsuz etkileyecektir.


Türkiye’de şu andaki durum budur.


Peki seçimlerden sonra ne olur? Yeni parlamento siyasi krizi ortadan kaldırabilir mi? Yoksa gerginlik daha mı artar?


Bu soruları bugünden cevaplamak zor. İngilizler “siyaset hiç umulmadık yatak arkadaşlıkları getirir” der. Seçim öncesi enteresan gelişmeler olmazsa bu söz bizim için de geçerli olabilir.


Büyük ihtimalle AKP ilk parti, CHP ikinci parti olur. Üçüncü parti MHP olacaktır. ANAP ve DYP’nin birleşip oluşturduğu DP ise ancak dördüncü parti olabilir.


Meclise bu dört partinin dışında DTP de girebilir. DTP’liler uzun süredir seçime parti olarak mı, yoksa bağımsız adaylar halinde mi girilsin konusunda kendi aralarında tartışıyorlardı. DTP, 22 Temmuz seçimlerine parti olarak girerse, bundan önceki milletvekili seçimlerinde olduğu gibi barajı geçemeyecek. Bağımsız adaylarla girerlerse, Mecliste bir grup kurabilirler. Bir grup kurabilmek için en az 20 milletvekili çıkarmaları lazım. Bunu da yapabilirler. Gerçi AKP bundan olumsuz etkilenir ve en az 20 sandalyesini kaybeder.


Kısacası eğer olağanüstü bir durum olmazsa önümüzdeki seçimlerden sonra beş partili bir meclis bizi bekliyor olabilir. Seçimi tek başına ya da koalisyon ortağıyla kazanan AKP… Koalisyon ortağı ya da ana muhalefet olarak CHP… Diğer yanda kıl payı barajı geçmiş MHP ve DP… Bir de bağımsız olarak girip 20 milletvekili çıkardıktan sonra Mecliste grup kuran ve Kürtleri temsil etme iddiasında olan DTP…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.