Seçim sistemini değiştirelim mi?

Elbette, siyasette sanatsal yeteneklerin kullanıldığı durumlara sıkça rastlayabiliriz. Ne var ki, siyasetin sanat niteliğinden çok, bilimsel niteliği ön planda tutulursa, topluma daha fazla katkıda bulunmasını sağlayabiliriz. Eğer siyasete bir bilim adamı gözlüğüyle bakabilirsek, siyasal gelişmeler ve öngörüler konusunda gerçeğe çok daha yakın tahminlerde bulunabiliriz.


Siyaset bilimi, güncel olan ya da genel siyaset anlamında bilimsel bilgilere ulaşılmasını sağlayan bir sosyal bilim disiplinidir. Bu bilim dalında çoğunlukla tümdengelim yöntemini izleyen bilim insanları ile karşılaşsak da, özellikle son yıllarda araştırma yöntem ve tekniklerdeki gelişme sayesinde tümevarım yönteminin kullanıldığı bir çok araştırmaya da rastlayabiliyoruz.


Siyaset biliminde tümevarım yönteminin kullanılması konusunda en güzel örnek, seçim ve seçmen davranışlarını inceleyen araştırmalarda karşımıza çıkar. Bir ülkede hangi bölgelerde ve hangi kesimlerde ne tür bir siyasal kimliğin egemen olduğunu, seçim sonuçlarını inceleyerek çok kolay biçimde öğrenebiliriz. Ayrıca, seçim sonuçları, zaman içinde siyasal tercihlerdeki değişimi anlamak ve açıklamak için de kullanılabilmektedir.


Siyaset biliminde ve özellikle karşılaştırmalı siyaset biliminde yapılan bazı araştırmalar, siyasal iktidarların gelecekte izleyecekleri politikaları belirlemek için sıkça kullanılmaktadır. Özellikle seçmen davranışlarını etkilemek için izlenecek stratejiler ve taktiklerin belirlenmesinde, siyaset biliminde yapılmış araştırmalar ve kanıtlanmış varsayımlardan yararlanmak, siyasi partiler için başarılı sonuçlar üretebilir.


Avrupa siyasi tarihine kısaca bakacak olursak, siyasi partilerin seçim başarılarını anlayabilmek açısından ilginç gerçekler ve varsayımlar ile karşılaşırız. Karşılaştırmalı siyaset bilimi kitaplarında karşınıza çıkacak bazı kavramlar, seçim sonuçlarını kestirmek için sizlere kolay anlaşılır ve gerçeğe çok yakın ipuçları sağlayabilir.



ABD ve İngiltere’de seçimler öncesinde, seçimlerden iki partinin çok güçlü olarak çıkacağı ve birisinin iktidar, diğerinin de muhalefet rolünü üstleneceği konusunda geniş bir fikir birliği bulunmaktadır. Sistemin iki parti etrafında dönmesine anlamına gelen bu duruma, İngilizler, “Adversary Politics” ismini vermektedirler. ABD’nde sıradan bir seçmen, sistemde iki partinin güçlenmesinin nedenini bilmediği halde, gelecek seçimlerde sağ ve soldan iki partinin seçimlerden birinci ya da ikinci olarak çıkacağını bilmekte ve oyunu buna göre vermektedir. Peki bu durumun siyaset bilimi açısından bir açıklaması var mıdır ?


Elbette vardır. Siyaset bilimcisi Maurice Duverger ve bir çok siyaset bilimcisi, iki partili sistemler ile seçim sistemleri arasında bir bağlantı olduğunu iddia etmişlerdir. Bu siyaset bilimcilere göre, dar bölgeli seçim sistemlerinde seçmen oyları, seçimi kazanma olasılığı yüksek olan ılımlı partilerde yoğunlaşmakta ve böylece üçüncü partiler, azınlık partileri ya da güçsüz partilerin seçimlerde ciddi bir varlık gösterememeleri sonucu ortaya çıkmaktadır. Peki bu varsayım doğru ise, bir ülkede seçim sisteminin değişmesi ile partilerin seçim kazanma şanslarının da değişmesi gerekli değil midir ? Bu konu da araştırılmış ve Yeni Zelanda’da dar bölgeli seçim sistemi değiştirildiğinde, seçimleri iki partinin ya da iki büyük partiden birisinin kazanamadığı, parlamentoya ikiden çok partinin girdiği görülmüş ve sonuçta tek bir partinin hükümet kuramadığı bir parlamento aritmetiği ortaya çıkmıştır. Böylece, Yeni Zelanda, seçim sistemini değiştirince parti sistemi de değişerek çok partili sisteme geçilmiş ya da seçmen davranışları da değişmiştir.


Türkiye’de siyasal istikrar, geçmişte yaşanan olumsuz koalisyon hükümetleri deneyimleri nedeniyle kutsallaştırılan bir kavram olmuştur. Eğer siyasal istikrar Türkiey için çok önemli ise, bunu sağlamanın çok basit bir yolu bulunmaktadır. Bu yol, dar bölgeli seçim sisteminin uygulanmasıdır. Böylece, yüksek seçim barajları koymanın da gereği kalmayacaktır.


Dünyada dar bölgeli seçim sistemi konusunda iki farklı yol izlendiği görülmektedir. ABD ile Mali ya da Ukrayna, aynı seçim sistemi olan dar bölgeli seçim sistemini kullandıkları halde, bu sistemlerin uygulanması farklı olmaktadır. Dar bölgeli seçim sistemindeki her iki yöntemde de, her seçim bölgesinden bir milletvekili çıkmaktadır. İlk yöntemde, en fazla oyu alan aday seçimi kazanmaktadır. İkinci yöntemde ise, ilk turda salt çoğunluk olan “yüzde 50’den fazla oy” alınamazsa, ilk turda en çok oyu almış olan iki aday ikinci tura bırakılmaktadır. Böylece, ikinci turda iki aday yarışmakta ve birisi salt çoğunluğu geçerek seçimi kazanmaktadır.


Türkiye’de siyasal istikrar arayışı var ise, böylesi bir seçim sistemi uygulanabilir. Dar bölgeli seçim sisteminde, hem temsil açısından daha tercih edilebilir bir sonuç olarak bir çok parti ve bağımsız adayın parlamentoya girmesi sağlanacak, hem de sistemin iki parti etrafında dönmesi sonucunu siyasal istikrar gerçekleşecektir.


Türkiye’de çok yüksek seçim barajından kurtulmak, ülkenin değişik bölgelerindeki sevilen kişilerin temsiline olanak vermek ve siyasal iktikrarı kesin olarak sağlamak için her seçim bölgesinden tek adayın seçildiği, ilk turda salt çoğunluğu sağlayamayan aday bulunamadığı durumda ilk iki adayın ikinci tura kaldığı Dar Bölgeli Seçim Sistemi uygulanmalıdır.


Yrd. Doç. Siyaset Bilimci
birolertan1@yahoo.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.