Seçimin artan önemi

SEÇİMİN ARTAN ÖNEMİ

Hemen herkesin fikir olduğu önemli noktalardan biri, 29 Mart 2009 tarihinde yapılacak olan seçimin, Türkiye’nin iç politik ilişkilerini doğrudan etkileyecektir. İki farklı seçim süreci yaşanıyor: Batı’da sistem partileri arasında kısaya bir rekabet yaşanırken, Kürt illerinde adeta devlet ile DTP arasında bir yarış var. Bunun böyle olması tamamen devletin izlemiş olduğu çok bilinçli bir politikadır. Çünkü sorunun merkezinde ise Kürt meselesi duruyor. Bölgesel ilişkilerdeki gelişmelerde dikkate alındığında, bu sorunun gündemi ciddi oranda meşgul edeceği kesin. Yani klasikleşmiş bir cümle ile cumhuriyetten beri yok sayılan Kürtlerin varlığı artık hemen herkes tarafından kabul görüyor. Şimdi de, Kürtlerin varlığını hangi koşullar veya sınırlar içerisinde kabul edileceği tartışılıyor. Bu tartışmanın arka planında yine ‘inkârcılık ve yok sayma’ psikolojisi bulunuyor. Kürtleri veya diğer azınlıklar meselesini, tarihsel, sosyolojik, kültürel ve politik bir olgu olarak ele alınmadan sadece günü kurtarmaya yönelik girişimlerin başından başarısız olacağı da kesin. Aslında bu realiteyi bilenen en başka MGK’nu yönetenlerdir. Bu konuda Başta MİT olmak üzere, farklı kurumlar tarafından hazırlanmış ve kamuoyuna sunulmamış raporlarda, sorunun tarihsel nedenleri çok açık olarak ortaya konulmuştur.

Kürtlere yönelik izlenen devlet politikasının başarısızlığını kabul etmek zorunda kalan, Emekli Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Salim Dervişoğlu’nun Yeni Şafak gazetesinde yayınlanan mesajında şunları belirmiş: “Kürt meselesi imkânlarımızı yutuyor, kanımızı emiyor, dünyadaki etkinliğimizi azaltıyor, psikolojimizi bozuyor, insanlarımız şehit oluyor. Kürt meselesi üzerinde cesaretle düşünmemiz lazım, sadece askeri yöntemlerle çözülmez, bugün öldürdüğünüz teröristin çocuğu yarın büyüyecek ve bu düşmanlık sürekli beslenecek… Sorunun kökünü kurutmak lazım…

Onların söyledikleri, istedikleri bir şeyler var, bir de bizim yapmadıklarımız var… Oturalım cesaretle bunları konuşalım, yapılabilecek olanları ertelemeyelim. Ekonomik adımları atmadık, Kürtleri kültürel bakımdan ülkeye entegre edemedik, asimile etmeye çalıştık. Yeni bir entegrasyon politikası belirlemeliyiz. Yapamadık bunları. Kuzey Irak’ın ilgi odağı olmasından korktuk, hâlâ da korkanlar var. Bu korkuyu gidermenin yolu kendi coğrafyamızı ilgi odağı haline getirmekten geçer ki bu potansiyelimiz ziyadesiyle var. İşe kendi içimizdeki ekonomik, kültürel, sosyal bölünmüşlüğü ortadan kaldırarak başlamak lazım…”

Burada dikkat çeken birkaç cümle var. “Bugün öldürdüğünüz teröristin çocuğu yarın büyüyecek ve bu düşmanlık sürekli beslenecek.” Hemen her Kürt ilinde, ilçesinde, köyünde hatta nerdeyse her ailesinde bir gerilla cenazesi var. Tıpkı, Türkiye’de her ilde yüzlerce asker cenazesi olduğu gibi. Demek ki, şiddet şiddeti doğurur. Yüreği yanan insanların yüreğini ateşle söndürmek mümkün değil, tersine daha çok nefret ve kin gelişir. Kin ve nefretin geliştiği bir toplumu da kontrol altına almak zordur. Bütün bunlar kirli savaşta zarar gören, yoksul insanlar arasında olurken, devleti yönetenler ise, savaştan beslenmeye devam ediyorlar. Dervişoğlu, ‘asimile etmeye çalıştık’ ama ‘başaramadık’ diyor. Kürtlerin ulaştığı politik bilinç düzeyi dikkate alındığında artık bunun mümkün olmadığının farkındalar. Kürt toplumsal hareketinin yaratmış olduğu örgütlenme düzeyi ile Kürtlerin tarihsel süreçte yeni bir aşamaya geldiklerini ortaya koyuyor. Kürt toplumunda iki nokta dikkat çekmektedir. Birincisi, Ortadoğu toplumlarında hiçbir dönem görülmemiş bir şekilde ‘Kürt kadınının toplumsallaşmasıdır. İkincisi ise, Kürt gençliğinde artan toplumsal bilinç ve kültürel yoğunlaşmadır. Devrişoğlu’nun dikkat çektiği en önemli nokta ise “Onların söyledikleri, istedikleri bir şeyler var, bir de bizim yapmadıklarımız var… Oturalım cesaretle bunları konuşalım, yapılabilecek olanları ertelemeyelim…” Şimdi sorunun esas noktası budur. Kürtlerin istemleri çok açık ve nettir. Kürt tarafı, Türkiye’nin iç politik dengelerini dikkate alarak, dünyanın hemen her yerinde koşulsuz kabul edilebilen makul asgari öneriler sunmaktadır. Sorunun çözümünde adım atması gereken devlettir.

Seçimler sonrasında Kürt sorunun Türkiye’nin politik gündemini meşgul edeceği kesin. Özellikle ABD ve AB tarafından hazırlanan raporlarda ‘Kürt sorununda sistem içerisinde ve onların ihtiyaçlarına yanıt verebilecek bir tarzda adımlarına atılmasına yönelik uyarılar ve öneriler’ sıralanmaktadır. Devlet ise 29 Mart seçim sonuçlarını bekliyor. Özellikle Kürt illerindeki seçim sonuçları bu bakımdan önemseniyor. Devlet adına seçimlere katılan AKP eğer Kürt illerinde beklenenden çok daha fazla oy, tersine DTP’de beklenenden daha az oy alırsa, devlet AKP’yi Kürtlerin temsilcisi olarak lanse edecek ve Kürt sorunu çözümünde Kürtleri muhatap almadan, geçiştirici ve oyalayıcı bir kısım adımlarla işin içinde çıkmaya çalışacaktır. Yani sistemin inkârcı politikaları yeni koşullara uyarlanmış haliyle devam edecektir.

Bu bakımdan seçimlerde DTP’nin başarılı çıkması, gücünü bugünkünden daha ileriye taşıması Kürtlerin politik geleceği için oldukça önemlidir. Kürtler adına parlamentoda bulunun DTP’nin muhatap alınarak görüşmelere başlanılması için DTP’nin Kürt illerinde kesinlikli birinci parti olarak çıkması ve oy oranını mutlaka arttırması gerekiyor. Sadece Kaleyi korumak değil, esasen kalenin güvenceye alınması için kaleyi çevreleyen bütün il ve ilçelerin de kazanılması gerekir. Diyarbakır, Van, Muş, Bingöl, Bitlis, Ağrı, Siirt, Şırnak, Iğdır, Mardin vs. Kürt illerinin genel ortalaması olarak AKP’nin yüzde 35’in altına düşürülmesi ve DTP’nin yüzde 50 civarında oy alması, aynı zamanda Irak-Kürdistan Federasyonu tarafından yapılması düşünülen ‘ Kürt Konferansı’ bakımından da önemli bir avantaj ve etki gücü yaratacaktır.

Dikkat çekilmesi gereken bir başka nokta: Kürt nüfusunun yarısından fazlası İstanbul, İzmir, Ankara, Mersin, Adana, Antalya gibi illere göç etmiş olmasıdır. DTP bu gerçeği mutlaka dikkate almalıdır. Bu illerde çok yoğunluklu bir faaliyet yürütmesi, oy oranının ciddi oranda artırması, genel seçimler bakımından çok ama çok önemlidir. İstanbul’da yüzde 10 barajının aşılması, Türkiye barajının aşılması anlamına gelir ki, DTP tahminlerden çok daha fazla bir etki gücü yaratacaktır. Ayrıca DTP’nin sadece ezilen Kürtlerin değil, tüm ezilenlerin partisi olduğunu belirtmesi bakımından da, her yerde seçimlere çok yönlü hazırlanmalıdır.

Başarının geliştirilmesi ve demokratik alternatif güçlü bir muhalefetin örgütlenmesi için DTP’nin önemli bir inisiyatif koyması birleştirici olması gerekir. Bütün ilerici, devrimci demokrat, yurtsever güçlerle ittifak alanının genişletilmesi sadece bugünün bir meselesi olmayıp gelecek dönemler içinde bir bakıma zorunludur. İttifakların ve birliklerin gelişmesi, sistemi çok daha ciddi oranda rahatsız edecektir. Bunun en somut örneği ise, devletin, EZİLENLERİN SOSYALİST PLATFORMU(ESP)’nun DTP ile yaptığı ittifaktan rahatsız olmasıdır. İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün ESP’ye yönelik yaptığı operasyon ve 70 yakın insanı gözaltına almasının ve tutuklamasının arka planında seçim ittifakı yatmaktadır.

Kürt Toplumsal Hareketi ile Türkiye devrimci hareketi arasında kalıcı ve geliştirici bir ittifakın kurulmasından en çok rahatsızlık duyacak olan egemen sınıflardır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

5 − two =