Seçimler; Ne Pişmanlık, Ne de Düşmanlık

30 Mart yerel seçim sonuçlarının muhalefet cephesinde ciddi moral bozukluğuna, karamsarlık, umutsuzluk ve kafa karışıklığına neden olduğu göze çarpmakta…

Bir kesim: “O kadar çabaladık, didindik ama çabalarımız boşa gitti” diyerek umutsuzluk içinde pişmanlık gösterip artık siyasi faaliyete bulunmayı bırakmış durumda.

Diğer bir kesimin ise, karşı taraf olarak gördüğü iktidarı destekleyenleri ötekileştirip, düşman olarak görme eğilimine girdiği gözlenmekte…

Muhalif kesimde ortaya çıkan bu çaresizlik ve umutsuzluk durumu bir yere kadar anlaşılır bir şeydir. Zira herkes, her toplumsal yapı başarılı olamayınca, böyle bir ruh halinin etkisine bir süre için girmesi mümkün. Lakin bu ruh halinin sürekli hale gelmesi, o birey veya toplum için yıkıma kadar giden olumsuz etkilere yol açabilir.

Daha somut söyleyecek olursak, muhalefeti destekleyen çevrelerin bu çaresiz ve umutsuz ruh halinin devamında ısrar etmesi, demokrasimize ve yaşamımıza ciddi olumsuz etkileri olacaktır.

En azından, böyle bir ruh halini sürdürmenin somut hayata olumlu herhangi bir katkısı olmayacağı açıktır.

Kısacası muhalif kitlenin, üzerine çullanmış olan bu karamsarlık ve umutsuzluk ruh halinde bir an önce kurtulması gerekiyor.

Zira, iktidarın ülke için zararlı/yanlış icraatlarını veya otoriter yönelimlerini durduracak veya en azından frenleyecek olan muhalif toplumsal yapıların bilinçli ve örgütlü çabasıdır.

Aslında bu ülkede yaşayan herkesin kendi/toplumun mutluluğu ve refahı için talan edilen çelimsiz demokrasimize ve seküler yaşam biçimine sahip çıkmak, güçlendirmek için elinden geleni yapmak dışında başka seçeneği yok….. Yoksa ülkemizin Irak veya Suriye gibi olması işten bile değil…

Mevcut iktidarın yanlış/yayılmacı politikaları nedeni ile Irak ve Suriye’deki korkunç yangın her an ülkemize de sıçrayabilir. Bundan dolayı ülkemiz iç ve dış politikada acil olarak bir paradigma değişikliğine gitmek zorunda. Bunu sağlayacak olan da muhalif kesimlerin ortak ve bileşik mücadelesi olacaktır.

Ne pişmanlık, ne de düşmanlık…

Talan edilen çelimsiz demokrasimizi onarmak ve güçlendirmek ancak kararlı, inatçı ve süreklilik arz eden, bilinçli bir çaba ile; farklı sosyolojik kesimlerin, etnik kimliklerin ve farklı mezheplerin istek ve talepleri ortak bir potada eritilip birleştirici politikalar üretilmesi ile mümkün.

Bu politikaları, eskiden abilerimizin dediği gibi “iğne ile kuyu kazar” gibi bıkmadan usanmadan bizim gibi düşüp düşünmediklerine bakmadan sistemin mağdurlarına anlatmalı ve yoğun manipülasyonlar nedeniyle karanlıkta kalan “hakikati” gün ışığına çıkarmalıyız.

Mevcut koşullarda aklın ışığında, bilim, özgürlük ve dayanışma ancak böyle hayata geçirilebilir. İçinde yaşadığımız sosyolojik koşullar ve uluslararası durum nedeni ile bu sürecin kolay olmayacağı da bir gerçek…

Olağanüstü bir dönemden geçiyoruz. Bu dönemi aşmak için bugün yaşamda somut yansımaları olabilecek sıra dışı yollar bulmak durumundayız. Ülkemizin içinde bulunduğu durum göz önüne alındığında zihnimizdeki ideal çözümler veya hamaset ile kaybedecek zamanın olmadığı görülür.

Önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı seçimlerini de bu kapsamda değerlendirerek tavır alınması isabetli olacaktır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.