Seçimler ve Kürt sorunu…

Kürtlerle ilgili çok az yazdım, çok fazla konuştum ve fikir beyan ettim.
Yarım asırdır da çevremdeki dostlara, arkadaşlara “Bu Kürt sorununu askerler yarattı, onlar dışında kimse çözemez” demişimdir.
Nedeni şu: Cumhuriyet öncesine dayanan ve Kürtleri asimile etmeye yönelik politikalarda baştan yanlış yapıldı.
Kürt kimliği inkar edildi.
Bölgede dağınık görünen ve birleşmeleri hesaba katılmayan Kürt varlığı askeri ve polisiye yöntemlerle baskı altına alınmaya çalışıldı.
Bölgeye hizmet yok.
Bölgeye hastane yok, okul yok, yatırım yok.
Başkaldırmasınlar diye ulaşım sıfır.
Demiryolu,karayolu hak getire.
Var olan bir halkı yok sayarsanız, baskı altına almak isterseniz, kimliğini görmezden gelirseniz, basınç altındaki bir kazanın bir gün patlayacağını hesap edememişsiniz demektir.
Sonunda PKK ortaya çıkar.
Sonunda silahlar konuşur.
Sonunda sorun yerel olmaktan çıkar.
Hatta ulusal sorun eşiğini aşar…
Ve uluslararası alana taşınır hale gelir.
Kim getirmiş olur?
Devlet.
Devlet aklı demek bizde “asker gücü” demektir, askerlerin karar vermesi demektir.
Eğer “asker aklı” Kürt halkını bir asra yakın süredir “iç tehdit” olarak algılamasaydı, bugünlere gelinmezdi.
Eğer siviller (hükümetler) askerleri iknaya çalışsaydı, 1950’den bu yana sivil yönetimler samimi biçimde ağırlıklarını koyabilselerdi, partiler ve bu partilerin genel başkanları, İnönü’den başlamak üzere eğer sorunu Kürtlerim meclislerde “ temsil”i açısından samimi kucak açsalardı ve sorun daimi biçimde askeri zirvelerde ve asker aklıyla ele alınmamış olsaydı, şu gün Kürt meselesini belki de tartışmazdık.
Tartışsaydık bile belki yerel yönetimlerdeki aksaklık ve eksiklikleri tartışır olurduk.
Ne harita üzerinde değişiklikler hayal edilirdi.
Ne de ayrılma projeleri dillendirilirdi.
Çok zaman kaybedildi.
Ve gelinen nokta hiç de iç açıcı değil.
Üstelik bu son gelişmelerde askerlerin rolü yok kadar az.
Ne yazık ki, bu sorunu çözeceğini vaat edip yola çıkan AKP ve üst yönetimi, başta dönemin Başbakanı ve şu anki Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ne yazık ki küçük hesaplar uğruna kum saatini durdurmuştur.
Şu anda sorun rafa kaldırılmış durumda.
Neticede alınan yol, gelinen noktalar, her iki tarafın kazandığı mevziler donmuştur.
Eğer siyasetteki küçük ayak oyunlarından geri adım atılmazsa, bugün için çok kötü görünen zemindeki çatlak daha da derinleşebilir.
Eğer seçim sonuçlarına endeksli bir hesap varsa akıllarda- ki var gibi görünüyor- işte o zaman yandı keten helvam…
Türkiye’nin, ülke siyasetini yönetenlerin işi iyice zorlaşacak demektir.
Bu topraklar üzerinde yaşayan herkesin geleceği yine ipotek altına alınabilir endişesi yaşanacak demektir ki, buna hiçbir tarafın hakkı yoktur.
Barışı yakalamak için ayak oyunlarına hiç gerek yok.
HDP’nin samimiyetine biraz inanılsa çok mesafe alınabilir.
Konulan baraj yetmezmiş gibi başka ayak oyunlarıyla HDP’nin meclise girmesini engellemeye çalışmak ise sorunu sonsuza kadar uzatma anlamına gelebilir.
Buna da hiçbir iktidarın, hükümetin ve siyasi liderin hakkı yoktur, olmamalıdır.
Aklın yolu, en büyük rehber olmalı.
Sorunu ve gelinen noktayı, gösterilen çabaları “iğdiş etme” ye kalkışmak, kimseye yarar getirmez.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.