İçsel bir söyleşi…

Geçenlerde bir yazı yazdım, yazı üzerine telefon ve sms trafiğimde farklılıklar oldu! Beklemediğim bir tepki aldım, o konuda yazdığım yazı üzerine… Kendilerince haklılar belki, çünkü haklılık kavramı, nereden baktığın ile bağlantılı değişmektedir.

Adını anmadığım ama kötü reklamını yaptığım yayın kuruluşları benim gözümde konumunu hala değiştirmedi, çünkü duruş noktam değişmedi. Duruş noktamı değiştirecek de her hangi bir olumlu adım görmedim açıkçası. Şimdi bu yazı yazma ihtiyacı neden duydum?

Bu sorunun yanıtını, çünkü ile başlayan, belki onlarca neden üretebilirim, fakat aslına bakarsanız beni bu nedenlerin hiç biri ilgilendirmiyor, çünkü ne benim bakış açımı onlar değiştirebilir, ne de ben onların bakış açısını. Çünkü geldiğimiz ve aldığımız kültür farklılıkları var. Bir kırılmanın sonucu başka noktalara düşen ama geçmişte, belki ortak noktaya bakan insanlar, belki acıların bir bölümünde özdeşlen, empati kuran insanlar, şimdi tercihleri ile orantılı olarak başka noktalarda durmakta ve o noktalardan dünyayı yorumlamaktadırlar. Bu farklılık, ortak noktaların azalmasını, çıkar çatışması ile ortaya daha da serilmesine sebep olmaktadır.

Duruş noktamız, tarih yorumunu ve tarihe bakış açısını aslında pek önemsemediğimizi, fakat bizi belirleyen, yönlendiren bir duruş olduğunu gözden kaçırırız. O yüzden tepkilerimizi, bakış açısından yoksun, bilinç ile değil, duygusal vermeye devam ederiz. Neden tepki verdiğimizi düşünmeyiz, çünkü bize haklı olduğumuz öğretilmiştir ve duruş noktamıza göre tek doğru vardır. Doğrularımıza karşı başka doğrular ortaya çıktığında, onu kabullenemeyiz bile, çünkü bizim için o doğrular aslında yanlıştır!

O adını anmadığım medya kuruluşlarının içine ilişkin yazım sonucu, tek doğru bakış açısına uygun olarak değişik tepkiler aldım. Doğaldır dedim ve savunmaya geçme gereğini bile düşünmedim, çünkü benim için o kadar önemli bir durum değildi. Sonuçta, bahis konusu emek hırsızlığı ve paradır. Para dediğiniz nedir ki, bugün odanıza hapsettiğiniz para, pencere açılır açılmaz uçar gider. Sonuçta odanızda paranın izi bile kalmaz. Odada yaşayan sizsiniz ve sizin dostlarınızdır. Tabi, bu para yüzünden dostunuzu kırmışsanız, para ile birlikte oda uçar gider. Pencerenin açılmasını beklemeden, daha önce belki cam kırılır gider!

Medyanın yeni/eski sahibi, eski sahibi ile arasında para vardır. Eskiden aynı odada sohbetlerin ve kahkahaların bol olduğu ortam artık yoktur. Yeni sahibinin yanında eski ibaresini kullandım, çünkü yayın kuruluşu var olduğu günden beri ortağıdır. Geçmişin biriken borçları ondan habersiz değildir, ama ortaklardan biri olduğu için üzerine alınmaz, çünkü yayın organını tek başına üstlenenli henüz olmuştur, bir yılın içindeki rakamlar kadar! Üstüne bir borç zümresine düşmesine izin vermez, çünkü var olan borç, yayın kuruluşunu en son bırakanındır. (eskiden başbakan olanlar, eski başbakandan enkaz aldığını söylerdi, üstüne alınmazdı, bana onu anımsattı bu durum, konumuza hemen dönelim, dağıtmadan, değil mi?) Aralarında konuşmuşlardır, konuşma sonucu öyle kabul edilmiştir. Eski ortağı ise borçludur, ödeyecek bir kuruşu yoktur. Fakat ele güne karşıda rahat davranır, evet der borç benim, ama verecek konumum yok, anlayışlı olun der! Aralarında yaptıkları bu anlaşma herkesi bağladığını sanırlar, çünkü ahlakidir sonuç olarak! (öyle sanılır, çünkü bugünkü yaşam anlayışı bu bakış açısını doğallaştırmıştır)

Aralarında dostluk yoktur, çünkü birbirlerinin yüzüne gülümseyen ama arkasından her kelimenin / sözün çıkmasına izin verilen bir durum yaşanmaktadır. Dün artık yoktur, bugün vardır. Bugün, birbirlerinin dostları, ötekini düşman olarak görür, (ötekini düşman görmek için, birinin yanında dost olarak kalması gerek, cepheleşme yaşamın ayrılmazıdır, en ufak neden yeni cephelerin açılmasını doğal kılar, cephe olmadan yaşanabilinir mi?) sessiz bir kavga, asılı kalır havada!

Söz senettir, senetleri kaldırımlardaki rüzgar toplar, o kadar çok söz senedi toplanır ki, hortum oluşur! Kimse önemsemez, yaşanan süreç hortumların bol olduğu süreçtir, dünü yoktur. Yarını, belkiler ile doludur!

Eski ortağı borç batağında bir yayını işletmesini almıştı, (anımsayan var mı, o tarihi? O gün konuşulanları, arlarında tuttukları metinleri? Kimin umurunda ki, dün dünde kaldı, nasıl olsa sözler rüzgara bırakıldı, tarih rüzgarı onları uzağa taşımıştır, dönüşü olmayan yoldadır!) işleteceğini ve yeniden ses veren bir yayına dönüştüreceği iddiası ile el atılmıştı. El attığı şeyin, işletmesinin ses vermek ile alakalı olmadığını kısa sürede öğrenecek, başka neden ve sonuçlara dayalı olduğunu kısa zamanda anlayacaktı. Dönüşü olan ama bir ispat üzerine yola devam edilecekti. (Ezilmiş toplumlardan gelen bireyler, neden hep kendilerini ispatlamak zorunda olduklarını hissederler? Bu duyguyu yaşayan ve sonuçlarını gören tarih, sessizce gelişmeleri izledi, çünkü ispat etmek isteyenin gözü; tarihi ve tecrübeleri görmez, ispat körlüğünün içinde, zararın en kısa yolundan dönmeyi gurur meselesi yapar. Kazanmak için her şeyini oraya aktarır ama artık uçuruma düşen su damlacığı gibi ya buharlaşıp uçup gidecektir ya da diğer düşen damlalar ile buluşacaktır, çünkü toplum içinde uçurumdan aşağıya düşen o kadar çok damla mevcuttur ki!) Bu ispat olayını eski ortaklar görmüyorlar mıydı? Gözlerinin önüne bant mı çekilmişti, çünkü nereden bakarsanız bakın, yıllardır serbest piyasa içinde pişmiş, başarılı olmuş iş insanlarıydılar. Dur deme cesaretleri vardı, ama beklediler. O ortaklar toplantısında sadece içki içilip sohbet edilmiyordu sanırım. Hesaplar ortaya serilip, neler olduğu rapor ediliyordu. Fakat dün dündür, o dünün hesabı olmaz. Emekçilerin maaşı da dünde kaldığına göre, dünün hesabı kesilmiş ve dünde kalmıştı. Bugün gündeme getirmek demek, yeni emekleyen yayına çelme takmaktı. Emekleyene çelme taksanızda düşmez!

Dünün sorumluluğu paylaşılmıştır, vicdanlar rahattır. Yılların biriken borçları, yılların biriken olumsuzlukları yok sayılmıştı. İlk defa o yayının kapısından girdiğimde, bir genç yayın devam etsin diyerek, bir ocak etrafında, battaniye altında kapıyı çalan alacaklara karşı radyoyu savunmaya çalışır görmüştüm. Her kapıyı çalan, yayından ses duyduğunda, gelenlerden oluşuyordu. Birikmiş borçlar isteniyordu. Alacaklılar sucu da oluyordu, yakındaki büfe sahibi de. Birikmiş, biriktirilmiş bir durum söz konusuydu. Çalışan, inadına orada kalmış, yeni gelen patronun kaprislerini çekiyordu. Yeni gelen, her şeyi iyi bilirdi, parası olan karar verebildiğine göre, dünde yaşananlar dünde kalırdı. Yeni gelen ile başlar, her şey! Dün yoktur!

Dün olmadığı içinde, her işin başına oturan emekleme dönemini yeniden yaşar, çünkü birikim yok sayılır! Hep yön değiştirir, yayını takip eden değişir ama ortaklar içinde birileri hep olur! Bir köyde kumar masasına dışarıdan gelecek biri beklenir, gelsin ki, hayat hareket edebilsin, çünkü bir birine vere vere artık kumarında bir çekiciliği ortadan kalkmıştır. Dışarıdan gelen, eskiler için taze para demektir, fakat pencereyi bir açmaya görsünler, hemen uçar gider, sonuçta lamba ışığı altında masa başı sohbetinden iz bile kalmaz! Çünkü dün dündür ve dünün hesabı olmaz! Tarih, hep yeni başlangıçlar ile başlar! Tarihin başlangıcı ve sonu olmadığını kimse düşünmez!

Sorumluluk paylaşılmaz, sorumluluk hep birilerine yüklenir, o yük altında birilerin ezilmesi beklenir. Ezilen ezilir, kalan sağlar bizimdir. Şimdi düşünün, o yayın içinde kaç insan çalışıp gitti, kaçı bugün dostluk içinde, kaçı yalancı gülümsemesini üzerinde taşıyor?

Pencere açıldın mı, insanın yüzünde yalancı gülümseme bile kalmıyor, çünkü para ile birlikte dünde yok olup gitmiştir. Ne dostluk, ne ortak anılar kalmıştır! Adını bile anmadığınız geçmiş kalmıştır elde, oda en kısa yoldan çöpteki yerini alması sağlanır!

Neden yazdım bu kadar uzun yazıyı, aslına bakarsanız bende bilmiyorum, dün bir şeyler mi yaşanmıştı, ben geçenlerde bir yazı mı yazmıştım? Neden beni aradılar ve sms çektiler? Allah Allah neden acaba? Teknoloji işte, geçmişte sms mi vardı?

http://cemoezkan.blogcu.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.