Semavi balans ayarı

Semavi balans ayarı

0
PAYLAŞ

topyekün sıcak savaş zeminine taşınmaya çalışılırken, dünya gezegeni de, sanki buna başkaldırır gibi, küresel ısınma sürecinden sonra gelecek buzul çağına hazırlanıyor, insanoğluna haddini bildirircesine… Reaksiyonel nötralizasyon… Ya da semavi balans ayarı…


İnsan nesli, küresel ısınma sürecini takibeden buzul çağında buralarda olmamaya programlı… Sıcak savaşlardan  arta kalanı da küresel ısınma halledecek sanki… Buzul çağının yaklaşıyor olması kendini doğanın isyanları ile gösteriyor… Belki de şimdiden yarattığı yüksek gerilimin etkisiyle çözülüyor donuk zihinler, ama buharlaşıyor… Ve yamuk eksenli dünya, soysuz insan onu yoketmeden önce, ona yamuk yapan insan soyunu da yok ederek bitirmekte kendini… Ya da bir akrep gibi kendini sokuyor beşer, kurtuluş görmeyince…


En trajikomik durum, yokolmakta olan bir dünyayı paylaşamıyor olmamız…  Önce hor kullanıp, savaşarak yokediyoruz, sonra yok ettiğimiz bir şeyden pay kapmak için zor kullanıp savaşıyoruz… Zavallı dünyalılar hala birbirlerine düşman kutuplar yaratırken, Dünya’nın kutupları gürül gürül erimekte, ne gam… Göksel paradoks…


Elbette siyasi kutuplaşma ikliminin de, atmosferik buzullaşma ikliminin de oluşumunda kültürel orantısızlık faktörü etkili… Ya da kültürsüz liderler…  Küresel olsun, yerel olsun, doğal olsun, insan ürünü olsun, her sorun kültürel kutuplaşmalardan kaynaklanıyor… Parçalamayı biliyorlar, ülkeleri, yürekleri, tabiatı, gökleri… Ama paylaşmayı bilmiyorlar arzı…


Kendini dünyanın hamisi sanan ülke, ekonomik çıkar için,  kültürel farklılıkları kaşıyarak, kültürler arasındaki uzlaşıcı her iletişim yolunu tıkıyor yüzyıldır… Derme çatma, toplama bir kültüre sahip olup, tarihi dokuları birleştirici çapta ortak insani bağlara dayanmayan, kadim derinlikleri olmayan bir ülkeden zaten derin sorumluluklar beklemek hata…


Karşı kültürler arasında önce kronik soğukluk yaratıp, sonra sıcak savaş ortamlarını hazırlayıp, siyasi kutuplaşmayı yaratma ihtirası ile heryerleri elde ederek, arza kazık kakıcı bir varoluş ütopyası… Ama varolup, hüküm sürebileceği bir yerküre yok altında, bir zaman sonra…


Kadersiz dünyanın kader ağlarının dokunduğu tezgahlarda, iplikler de pamuk ipliği kıvamında oluyor… Ve milletlerin ya da dinlerin birbiriyle kutuplaşmasıyla, bireylerin birbirine kin besleyen buzullaşmasının fay kırığı  tetiklenmiş oluyor… Kin ve düşmanlık işliyor insanlığın en kılcal damarlarına, birbirini bir kaşık suda boğacak şekilde, kanı dondururcasına… Çoğalan linç güdüsünde , geçirilen cinnetlerde ve alalade sokak kavgalarında bile payı var global kutuplaşmanın…


Aynı ülke, endüstriyel bir kriz yaşama kaygısıyla, Kyoto anlaşmasına imza koymayarak, dünyanın buzullaşma tehlikesinden kurtarılması yolunu da tıkıyor ve gezegenin buzul çağına girmesine kayıtsız kalacak kadar duyarsız ve vizyonsuz bir aymazlık sergiliyor… Topunu elde etmeye çalıştığı dünyanın soyunu sopunu kurutup ne yapacaksa? Beşeri cehaletin doğayı tahrip etmesine dur dememesi, siyasi ve askeri müdahaleleri kadar yokedici…


Yoksa, insanlığa yeni bir gezegen ortamı oluşturmak için gereken maddi gücü biriktirmeye çalışıyorlar da biz değerini mi bilmiyoruz? Belki de Mars’ta, Venüs’te kıtalar kapattılar spekülatifçe… O yüzden dünyayı yaşama alanı olmaktan iyice çıkarıp, oraların değerlenmesini sağlayacaklar belki !


Acaba küresel ısınma esintileri önce kaliteli lider neslini mi buharlaştırdı? Bu yüzden mi dünyada karizmatik lider sıkıntısı var? Yoksa dünyanın yokoluş faturasının, tarih tarafından doğaya değil de, yıkıcı liderlere kesilmesi için doğanın takdiri mi bu baştakiler? 


Bir önceki Papa diğer dinlere de saygılı mesajlar verirdi, en azından makamının sorumluluğuna müdrikti… Kendi engizisyon tarihini unutan zamane Papa’sının, Müslümanlık hakkında zamanı ortaçağda donduran donuk dağarcığının, güdümlü kutuplaştırma çabası, aslında 1096 yılından beri Papa’lığın ısıtıp ısıtıp ortaya süregeldiği temcit pilavlarıyla birlikte, dünyanın suyunu da ısıtıyor…


Dogmatik yargılar, hele bir de sürüklediği tarihi alüvyonlarla katılaştırılmışsa, okumuş, cahil ayırdetmiyor…  İnsanoğlu ders çıkarmadıkça, tarih aynı sayfaları yazmaya devam ediyor asırlardır, ders almayan kafalara kakarcasına… 8 haçlı seferinde milyonlarca Müslümanı kılıçtan geçiren katalo-faşo kafa, 4 üncü haçlı seferi sırasında İstanbul’da yaşayan binlerce Ortadoks din kardeşine de soykırım uygulamıştı hızını alamayıp… Müslümanlığın kılıçla yayıldığını söylüyor, çünkü katoliklik kılıçla yayılamadı çok denendiği halde… Tanrı kontrolsüz güçlerin gücünden korusun dünyayı…


Tepki gösterilmesi gereken onca çarpıklığa, dünyanın gidişatına, doğanın sürüklenişine tepki göstermeyen karşı kutuplar, araştırmadıkları değerlere, kavramadıkları fikirlere, ucuz şövenistliklerle tepki gösterebiliyorlar şuursuzca… Buna harcadıkları zamanı ve enerjiyi, ortak dünyalarının geleceğinin kurtarılmasına harcasalar… Savaşlara harcadıkları milyarlarca Dolarla açlığa karşı savaşsalar, ozon deliğini yamamak için savaşsalar… Ya da dinlerin kutuplaştırıcı değil, birleştirici olduğunu kalın kafalara nakşedebilmek için savaşabilseler… Belki onca negativizme direnebilirdi dünya…


Dünyanın ağrılarına buz tedavisi iyi gelir mi acaba?


 


 

BİR CEVAP BIRAK