Semin Sinem Ay: Yeni bir dile doğru

PAYLAŞ

Bugünlerde, anakronizmle suçlanmayı göze almadan, ana akım küratörleriyle resim hakkında konuşmak imkansız oldu.


Teknolojik gelişmeler ve küreselleşmenin sosyal ve kültürel yapılanmalar üzerindeki etkisi, dijital olarak üretilmiş sanat eserlerinin, çağdaş ifade tarzının önüne çıkmasının ön koşullarını hazırladı. Bu gelişme, insanla, onun en ilksel ifade tarzı arasına bir soğukluk getirdi. Yine de, resmin, yaratma “zorunluluğunun” ötesinde bir yerlere taşındığı söylemek, insandan umudu kesmek olurdu.


Resim ve sanatçı arasına giren bu soğukluk (eğer gerçekten böyle bir şey varsa) dışında, sanatçıyı resimden uzaklaşmaya yönlendiren başka bir etken varsa, bunun en önemli nedeni, içinde yaşadığımız toplumun karakterini, iki boyutlu yüzey üzerinde yansıtan özgün bir ifade tarzını yakalayamamak yok mudur? Çağdaş yaşamdan izler yakalayamadığımız sanat eserlerinin, gönülden de uzak olması bu anlamda doğal değil midir?


Yazıya resim konusuna böyle düşüncelerle girmemin nedeni, geçenlerde ‘Renk Art’ta gördüğüm Semin Sinem Ay’ın “İlişkiler ve Çelişkiler” olarak adlandırdığı resim sergisiydi. Sergide, yukarıda bahsettiğim ‘soğukluk’ yerine, kıvılcımlar saçan renkler, fırça dokunuşları, kompozisyonlar  görmemdi.


RESİM VE YAZI
Sinem Ay’ın daha bir yıl önce Türkiye’den geldiği gerçeğinden bakarsak, resimlerinde, sadece konu olarak değil, “ruh” olarak da Londra’yı hissetmek, küreselleşmenin etkilerine mi yoksa, Sinem Ay’ın çevresine karşı duyarlılığına mı yorumlamak gerekiyor bilemiyorum. Yine de, Sinem Ay’ın bellekten boyadığını söylediği, Turner duyumsallığıyla resmedilmiş, sarı tonların hakim olduğu İstanbul manzarası, Nothing Hill karnavalı resimleri ve özellikle de soyut resimler, ondaki sanatsal sezginin coğrafik sınırlar tanımadığına işaret ediyor belki de.


Desen defterlerinin bir köşesine çiziktirilmiş bir satırda, “Ana dilinde resim yapmak”tan bahsediyor Ay. Yukarıda işaret ettiğim sanatsal sezgiyle çelişiyor gibi dursa da, sanırım  burada sözkonusu olan, geldiği coğrafyaya özgü görsel bir dil değil, görsellikle yazı arasındaki ilişkidir. Bazı resimlerin üzerine sözcükler atıldığını görüyoruz. Hani bazen filmlerde görürüz; aniden değişen coğrafyanın adı, farklı zaman diliminin tarihi yazıverir beyaz perdede. Burada amaç, izleyicinin anlatıdan kopmasını önlemek, bilgilendirmektir. Yazıların resimde belirmesi ise biraz farklıdır.


Yazı yazmanın ve resim yapmanın genellikle iki farklı sanatsal ifade biçemi olduğu düşünülür. Bir anlamda doğrudur da. Sözcüklere dökemediklerinin resimlerini yaptığını söyler bazı yazarlar, eğer kalem gibi, eli fırça da tutuyorsa. Veya sözcüklerin dünyasından bir müddet uzaklaşmak için resme yöneldiğinden dem vururlar. Böyle demekle, yazı ve resmin tamamen ayrı iki dünyaya ait tarzlar olduğunu mu söylemek isterler? Birinin bittiği, diğerinin başladığı, iki farklı dünya mıdır resim ve yazı dünyası?


Evet, resim daha çok ilkselle, en temel içgüdülerle ilintilidir. Yazı, şekillerden oluştuğu düşünülürse, gelişmiş resimdir aslında. Yani özünde yazı da, bir görüntüdür, görselliği vardır. Aradaki temel fark ise, yazının bilincin bir yansıması olduğudur. Yazı, şekillerden oluşan sözcüklerden oluşur. Sözcükleri oluşturan bu imlerin öncesel bir anlamları, bu bağlamda da gerçekleri yoktur. Anlamlar ancak, hangi şeklin ne anlama geleceği konusunda yapılmış toplumsal bir uzlaşmayla belirlenir. “Elma” kelimesinin herkesin bilincinde aynı nesneyi çağrıştıması bu uzlaşma sonucudur. 


Okunan bir metinde, her zaman bir anlam aranır. Ama bu, resimde aranan anlamdan farklıdır.  Diğer bir deyişle, yazı, kendi başına bir imge oluşturmazken, bir imgenin oluşturulmasına yardımcı olabilir. Bir araç olarak kullanır sanatçı yazıyı. O takdirde, Sinem Ay’ın resimlerinde gördüğümüz sözcüklere ne demeli? Yazı ve imgeler arasındaki,  görüntüye sahip çıkma konusundaki ilksel hesaplaşmaya bir  son  vermek mi ister, yoksa dijital çağın terkettiği duyumsallığa geri dönüp, oradan yeni bir dil yaratmak mıdır amacı?


İmgelerin içine gömülen sözcükler, görselliğin bir tamamlayıcısına dönüştükleri için, öncesinde uzlaşılan anlamları dışına çıkarlar. Bu bağlamda yukarıdaki soruya bir yanıt vermek gerekirse, Sinem Ay’ın yeni görsel bir dil arayışı içinde olduğu söylenebilir. Ne ana dilinde, ne de yabancı bir dilde. Kendi yarattığı bir dilde. Resmin, belki de buna ihtiyacı var; melez bir dille konuşmaya.



 

CEVAP VER