‘Sen benim rüzgar gülümsün…’

Bir gün babam çok şık bir masa üstü biblosuyla geldi evime. Bu bir rüzgargülüydü. Neyi hatırlatmak istediğini biliyordum…


Rüzgargülü’nü babamın ağzından ilk duyduğumda 6 yaşındaydım. Aklıma ilk gelen şey, rüzgarda açan bir güldü, hemen bir rüzgargülü çizip babama verdim. Rengi mor, yaprakları  kalınca çizilmiş, içi pembeyle doldurulmuş, tomurcuğu olmayan komik bir çiçeği gördüğünde babam çok güldü… Sonra uzun uzun anlattı… Ansiklopedide resmini gösterdi… Rengarenk binlerce rüzgargülü… Renk renk kalın kağıtlar aldık ve defalarca bozup tekrar tekrar küçüklü büyüklü rüzgargülleri yaptık. Tellere tutturup küçük balkonumun demirlerine sıraladık. İnanılmaz bir görüntüydü. Hepsi duruş yönüne göre uçuşuyordu ve hepsi fırıl fırıl dönen bir gökkuşağını andırıyordu…


Bunun  iki açıklaması var dedi babam… Birincisi; rüzgarın yönünü belirler, bir çok yerde teknik bir araç  olarak kullanılır, ders kitaplarında okuyacaksın amaaa… İkincisi; sende benim rüzgar gülümsün kızım…-nasıl yani baba dedim… ben nasıl rüzgargülü oluyorum?
Babam uzun söylevini başlatıyordu, anlamıştım…


Sen doğduğunda, hiçbirşeyden habersiz bizim gözlerimize bakan minicik bir bebekken, aç olduğunda acıktım diyemediğinde, karnını doyurduk, ilk hareketlerinde savunmasız ve güçsüzdün, önce emekledin, sonra dengede durmanın özgüveni kazandın, yürüdün… ilk oyuncağın, ilk oturağın, ilk ayakkabıların… bunların hepsi bizim seçtiğimiz ve sana uygun gördüğümüz eşyaların tümü, senin gelecekte ki tercihlerini nasıl değerlendireceğinle ilgili ipuçlarıydı aslında… Ben ve annen senin sağlığını korurken, ortapedik bir ayakkabı, hafıza 
geliştirici bir lego, ergonomik bir yatak gibi… aynı zamanda renklerini de belirliyorduk ister istemez… Kırmızı bir pabucun sana yakışacağından çok, kırmızının küçük bir kız bebeğe uygun olduğu öğretilmişti çünkü bize de… Öğrendiklerimizle ve şartlandırılmışlıklarımızla seni dünyanın ritmine ayak uydurmaya hazırlıyorduk… Senin için en iyisini istiyorduk… Ancak bazen tercihlerimizin hepsi kontrolümüz dahilinde olmayabilir kızım…Ve hatta bazen tercihlerimiz bizi memnun da etmeyebilir. Biryerlere sürükleyecek rüzgara da bırakman gerekir kendini zamanı geldiğinde…


-O zaman ne zaman gelir baba?
-Bazen senin yapacağını zannedip de yapamayacağın şeylerin hayal kırıklığına uğradığında…
-Ne zaman mesela?
-Mesela hani geçen gün arkadaşın sana boyunun ne kadar uzun olduğunu söylediğinde , sen buna çok üzülüp ağlamıştın, hatırladın mı?…
-Evet sırık demişti bana…
-Bu değiştiremeyeceğin bir şey , ama  bir gün çok başarılı olabilmene neden olabilecek bir özellik haline de gelebilir…
-Nasıl?
-Mesela iyi bir sporcu olabilirsin… sonra upuzun parmakların var, iyi piyano çalabilirsin… Sağduyuna daima güven kızım, kendini rüzgara bıraktığında unutma ki döndüğün yön, bilmediğin ama senin biçimleyeceğin bir dönüş olacak.
-Yani ben rüzgar gülü mü oluyorum?
-Sen  ne istediğini bilen, yapabileceklerini zorlayan  inatçı ve çok soru soran bir kızsın… Ama bazen kendini bir rüzgara da bırakabilmelisin. Hayat her zaman senin istediğin doğrultuda ilerlemez, biraz da rüzgargülü olmayı denemelisin…
-Piyano alır mısın bana baba?
-Bakarız…


Babamın rüzgargülü adı altında anlattığı şeyin, kader olduğunu anlamam erken bir yaşa denk gelir, oldukça şanslı olduğumu biliyorum. Rüzgar gülü zaman zaman babam, zaman zaman ben ve hepimiziz doğrusu… Bazen olacağın önüne geçemeyeceğimiz zamanlar vardır yahut hayatımızı tümden altüst edebileceğini düşündüğümüz kararlar.  İşin içinden çıkamayıp koyu bir karamsarlığa dönüşebileceğimiz anlar incecik bir çizgide tutar bizi.


Ancak biliyorum ki bazen sadece durmak ve bir rüzgarın sürüklemesini beklemek; istemekten-yapmaktan-sorgulamaktan-peşine düşmekten daha çözümleyicidir ve bazen en iyisi böyledir… Bir rüzgarın alıp coşturuvermesi fikri de iyidir aslında. beklemek bile güzel olur o zaman, o rüzgarı heyecanla…


İllaki bir rüzgar çıkar, hep duracak değiliz ya…..


Zarif hediyen için teşekkür ederim babacım.


 


SİBEL BENGÜ’NÜN DİĞER YAZILARI


– Çok sevgili sevgililer günü için…
– Açık reçete…
– Çocuk
– Sen de kimsin?
– Kar yağarken pencerenden…
– Bayramları nasıl bilirdiniz?
– Ne kadar buradasın?
– Bu hayat nasıl geçer?
– Aşık kimdir?
– Aşk ne değildir?
– Aşk nedir?
– Herşeyin bir şeyi vardır…
– İyi insan kimdir?
– Kaygı çok kaygan bir kelimedir…
– Bumerang aşklar…
– İstanbul’da yine yağmur var…
– Kelimeler, kelimeler, kelimeler…
– Bir şairin bildiği sevgi/ Attila İlhan için…
– Nedir, niyedir? Neyse…
– İnsan bazen kendini bırakıp delice gitmek istiyor…
– 3 kadın 1 kritik…
– Hayatın şablonu mu var?
– Haydi dostlar buyrun kahveye…
– Muhakkak…
Aşk’a herşey dahil…
Bir İstanbul hatırası
Kadın dediğin
– ‘Adam gibi adam’ dedikleri…
– Mantığım intihar, ruhum serseri… 
– Hiç-bir-şey anlamıyorum… 
– Hayal adalar… 
– Kırmızı başlıklı kızın nesi var?  
– İstanbul’a bir günlük firar… 
-Bırak deli desinler…


 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.