Sen de Gitme Pigumi*

Ve düşünmemek istiyorum; işkenceci nasıl biriydi? Kimdi? Ve her gece rüyasında gördüğü neydi?


O cam cinneti taşıyor evdeki koltuğuma, her akşam oturup haberlere “bir göz attığımda”.Savaş ki, uzaktır bana, ta o camın arkasında yaşanmaktadır ve de kurban aslında bana değil işkencecisine bakmaktadır, öyle mi? Öyleyse, kaçırdığımda bile gözlerimi ekrandan, gözbebeklerindeki dehşet neden benim gözbebeklerimdedir?
Harabelerden yükselen dumanın keskin kokusu kahvemin tadını bozuyor, ekranda olan ekranda kalsın istiyorum. Bilmek istemiyorum molozların altında kaç canın yattığını ve o yaralı kurtulan direnişçinin kaç cesedin arasında ölü taklidi yaptığını. Ve düşman çekilip de gece bastırdığında, demir yığınlarının arasından hayata kıpırdayan o minik el değer mi elime?


Bombaların kimliksizleştirdiği o toplumdan değilim, tahrip edemez zihnimi katliam ve çürümeden uzak tutarım bilincimi ve düşüremez beni vahşet ihanet yoluna ve yakalayamaz beni yabancılaşmanın cinneti…O halde neden yokluyor beni aniden hafif bir delilik nöbeti?
Boyun eğen ben değilim, teslim olan zorbalığa, yeni-sömürgeciliğin modern biçimi füzeler modern teknolojinin icadı bu cam kutudan düşerken koltuğuma. Ama yine de bir ağırlık oluşturuyor kafamda örselenmiş insana dair ne varsa hafızamda. Oysa sormak istemiyorum o soruyu; potansiyel suçlular yarattığında savaş, kimdir bu gelecek suçların geçmiş faili?


Ben değilim direnen tahakküme, baskıya ve zulme, arkasındadır camın açlık ve sefalet, başka insanların hikayesidir yoksulluk ve şiddet, yoldaş olmam gerekmez ezilene, intifadada taş atan o çocuk ellerinden bana ne!


Ağır ve tahripkar bir hayatın içinde olabilir hemcinslerim, ben kendi arzularımın peşinden gitmeliyim. Artık süt içmesi gerekmeyen ve artık ağlayamayan bebelerin annesi değilim ve şüphesiz “kaliteli” bir hayatı seçmeliyim. Ama neden huzursuz geçiyor gecelerim?
Neler oluyor o çocuklara, acaba yaşamağa değer bir hayatın varlığı hiç düşmüyor mu akıllarına bellerine sararken bombaları! Ya da yaşamağa değer bir hayatın var olacağı bir gün! Belki de bu olasılığın doğumuna koşmaktadırlar yahut o hayatın tam ortasına mı düşmektedir bedenleri arzuları değersiz ihtiyaçları yersiz kılan o patlamayla ve de yoksa “özgürlük” böyle tam bir “feda”ya değer bir “varlık” mıdır?


Bakarken beyaz cama dostlarla sohbet esnasında, bir direniş çığlığı düşüyor ortamıza. Gülüşler soluyor,  kararıyor ışık ve bu çığlığa kulak verir gibi olduğumda ve paylaşmak istediğimde dostlarla, hepsi birer birer kalkıp gidiyor…Yalnızlık hissediyorum, keskin bir yalnızlık,  ne olur sen de gitme Pigumi!


* Pigumi:Kendini “barış çocuğu” olarak tanıtan altı yaşında bir çocuk.


aytenonayemi@mynet.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.