Sen misin hakkını arayan!..

Kendim de bir eğitmen olarak, öğretmenler gününün yaklaştığı şu günlerde böyle bir yazı yerine daha hoş, keyifli şeyler yazmak isterdim, ama başkalarının bizi en çok övdüğü ve değer verdiği bu anlamlı günde, bu övgü ve değerin hakkını verebilmek için belki de, biraz öz eleştiri yapmamız gerektiğine inanıyorum…

Şahsen kendim bu eleştiriyi hak etmesem bile,  kendimi de çoğunluğun içine koyma zorunluluğu hissederek bu eleştiriyi yapıyorum üstelik…

Öğrencilerimizi yeterince araştırıcı, sorgulayıcı, dünya görüşü olan, fikir sahipli, öz güvenli yetiştirebiliyor muyuz acaba?..

Yoksa hiç söz hakkı vermeyip monolog halinde işlediğimiz derslerle, soru sorduklarında ya da söylediklerimizden farklı şeyler düşündüklerinde onları susturarak, haklarını aradıklarında onları cezalandırarak, suskun, sessiz, tepkisiz bireyler olarak mı yetiştiriyoruz?..

Bugün bir arkadaşımın, kızının okulda yaşadığı bir olayı anlatması üzerine bu yazıyı yazma ihtiyacını duydum. Konu çok önemliydi; hakkını arayan insanın başına bu ülkede neler gelebilirdi…

Eminim bu yazım birçok insana kendi uğradıkları haksızlıkları hatırlatacaktır, taa okul sıralarından erginlik çağına kadar… Ve eminim hemen herkesin bu tür bir sürü anısı vardır bu ülkede…

Çünkü biz hak aramaktan korkutularak yetiştirilen bir toplumuz…

Örnek mi istiyorsunuz, peki anlatayım…

Asya, sınıf birincisi ve ders notları hep 80 ve 100 arasında olan başarılı bir öğrenciydi. Arkadaşları tarafından sevilirdi ve örnek alınırdı…

Arkadaşları onu severdi çünkü gerektiğinde sadece kendisi için  değil arkadaşları için de öğretmenlerinin karşısına çıkar, onlar adına da hak arardı. Sınıfın itiraz edemediği ya da eleştiremediği konularda o sınıf adına sorumluluk alır ve tüm riskleri üstlenerek öğretmenlerine ya da okul idaresine iletirdi.

Ama artık Asya bunu yapmaktan çekiniyor, hakkını ararken artık  tereddüt ediyor Asya, çünkü bedel ödemekten korkuyor…

Neden mi, çünkü tarih hocası sınavda aldığı nota itiraz ettiği için onu cezalandırmıştı; daha önce 70 olan yazılı notunu 60’a indirmişti… Sonra da herkesin gözü önünde, “başka notunun indirilmesini isteyen var mı” diye bir de güzel göz dağı vermişti bütün sınıfa…

Bu basit bir olay gibi görünebilir gözünüze ama hiç değil… Aksine o kadar önemli ki, bugün konuşamayan, hak arayamayan, sorunlarını dile getiremeyen bir toplum haline geldiysek işte bu yüzden; daha okul sıralarındayken susturulduğumuz, konuşturulmadığımız, konuştuğumuzda ya da eleştirdiğimizde cezalandırıldığımız için böyle bir toplum olduk biz; ezik, tepkisiz, yenilgiye boyun eğen, suskun, bastırılmış bir toplum…

Haksızlıklara karşı koyamayan, adalet arayamayan bir toplum…

Çünkü biliyoruz ki hakkını arayanların başına hiç de iyi şeyler gelmiyor bu ülkede.

Özel şirketteyseniz patronunuz, bankada çalışıyorsanız müdürünüz, üniversitede hocaysanız, bölüm başkanınız, dekanınız dikiliyor karşınıza “sen nasıl hak ararsın, nasıl sesini çıkarırsın” diye…

Ve onlar böyle yaptığında arkanızda sizi koruyan, sizden yana olması gereken kurum ve mekanizmaların da ya yetersiz ya da işlemez halde olduğunu görüyorsunuz.

Böyle bir ülkede daha nasıl hak arayabilirsiniz ki…

Haşa, “hak mak hak getire” der acı acı  gülmez misiniz ağlanacak halinize…

İşin şakası bir yana, biz eğitimcilere çok iş düşüyor bu konuda. Toplumumuzun uyanmasını istiyorsak, doğrudan, haklıdan, adaletten yana bireyler olarak yetişmesini istiyorsak öğrencilerimizin, önce onlara karşı  adil olmalıyız, özgürce, korkusuzca görüşlerini dile getirmeleri için fırsat vermeliyiz onlara ve  bizleri eleştirmelerinden korkmamalıyız…

Bizler mükemmel değiliz ki, tabii ki eleştirilebiliriz, tabii ki hatalı olabiliriz. Onlar da bunu görmeli ve buna hoş görü gösterilmesi gerektiğini öğrenmeli…

Kimse her şeyi bilemez, öğretmenler de yanılır.

Önemli olan yanlışların, hataların bastırıldığı, haklıların susturulduğu bir toplum haline gelmemek… Yanlışları hataları hoşgörüyle karşılayıp düzeltilmelerine izin vermek…

Eğitim sistemimizi, okullarımızı böyle tepkisiz, suskun bireyler yetiştiren  imalathaneler, fabrikalar olmaktan kurtarmak…

Kimsenin kimseye “sen misin hakkını arayan” diyemediği bir ülke olmak…

Önemli olan bu işte…

 

*Yrd.Doç. Dr. İ.Ü. İktisat Fakültesi 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.