Sendikacı, radyocu, aktivist Abdulah N. Yılmaz’ı kaybettik

Uzun yıllar Londra’da yaşayan, toplumu ve değerlerini iyi bilen dostum, meslektaşım Mustafa Kemal Erdemol bu kez ortak arkadaşımız Abdullah Nihat Yılmaz’ı kaleme aldı. Erdemol’un Cumhuriyet’te yayınlanan her zamanki gibi samimi ve akıcı yazısını sizinle paylaşıyorum. Bir çırpıda okuyacaksınız. Kalemine sağlık dost… Faruk Eskioğlu (Editor)

Suçu “antiemperyalist olmak”tı. Mahkeme kaydı böyleydi

Moda deyimle profilini özetlemeye kalksak, sendikacı, radyo programcısı, aktivist, partili gibi sıfatlarını bir çırpıda sayabiliriz. Ama onun, bir onur nişanı gibi taşıdığını yakından bildiğim bir ünvanı vardır ki, gariplikler ülkesi güzel yurdumuzun egemen zihniyetinin sefilliğini gösteren muhteşem bir suçlamadan kaynaklanmıştır: Antiemperyalist olmak suçunu işleyen adam. Mahkeme kayıtlarına aynen böyle geçmiştir; “antiemperyalist olmak suçundan…” diye başlayan bir mahkeme kararına. Büyük Uğur Mumcu bunu hem köşesinde hem de kitaplarından birinde anlatır.

Bir hafta önce kaybettiğimiz Abdullah Yılmaz öncelikle budur; antiemperyalist. Sonraki sıfatları da hayli onur vericidir. Teğmen rütbesindeyken ordudan atıldıktan sonra uzun süre sendikacılık yapan, ardından radyo programcılığında karar kılan Yılmaz’ı 12 Eylül faşizmi yurtdışına sürükledi. Yaşamını sürdürdüğü Londra’da hep yakınında olduğum, bana eksikliğini hep duyduğum ağabeyliği yaşatan adamdı. Hasbelkader bulaştığım gazete, dergi işlerinde hep Abdullah ağabeyi de istedim yanımda.

Uzun yıllar birlikte yazdık, çizdik. O yazılarından, yayınlanmasına katkıda bulunmakla mutluluk duyduğum, önsözünü de bana yazdırdığı “Şapkasız Teğmen” kitabı çıkıverdi. Sonraki “Sıcak Nevale” adlı kitabı, kalbimi çok kırıp, çok incitip hayatımdan sonsuza dek çıktığı dönemlerinde yazdığı ikinci kitabıdır. Birincisinden yola çıkarak söylüyorum, eminim o kitap da güzeldir. Gerçekten sadece ona özgü bir yazı tarzı vardı. Üslup sahibi bir yazar sıfatını da fazlasıyla hak eder.

Temiz adamdı. Akçeli işlere kafası basmazdı çoğumuz gibi. Çok sıkıntılar çektiği yaşamının Londra’daki son yıllarında çok iyi yetiştirdiği iki oğlunun ticari başarıları sayesinde rahat bir yaşamı oldu denebilir. Bu nedenle çok okudu, çok yazdı. “Keşke olmasanız ağabey” dediğim kimi kurumların içinde de yer aldı ama kimseye ardından kötü söz söyletmedi. Bir asker olarak yargılandığı davalarda yaşananları/yaşadıklarını anlatışını herkesin duymasını isterdim. Kara mizahın en muhteşem örnekleriydi anlattıkları. Ne anlatırsa dinletirdi, çok ama çok iyi bir konuşmacıydı. Gözlem gücünün yüksekliği dostu Turgut Özakman gibi muhteşem bir radyocunun yanında, onun da desteğiyle, İstanbul radyosunda yaptığı programlarda rahatlıkla görülebilir. Ele alınmamış, değinilmekten çekinilmiş ne kadar konu varsa metnini yazmış, kurgusunu yapmış radyoda yayınlatmıştır. Her başı belaya girdiğinde radyodaki amiri Özakman da hep destek vermiştir ona. “Çılgınlar”dı ne de olsa.

Sendikacılık tarihimizdeki yeri, ister eleştirel ister takdir çerçevesinde ele alınsın, hayli önemlidir. Maden işçilerinin hak mücadelesindeki çabaları görmezden gelinemez örneğin. Acılı ama o oranda onurlu bir ailenin mensubudur. Kızıldere’de yitirdiğimiz On’lar içinde yer alan Nihat Yılmaz ağabeyiydi. Son yıllarında adına Nihat’ı da ekleyerek yazdı yazılarını. Abdullah Nihat Yılmaz’dı uzun yıllar boyunca. Taşıyabildiği bir ad olmuştur bu.

Benim “ideal insanım” değildi belki ama, Abdullah ağabey bir “ideal insanı”ydı. Zaman zaman yalpalasa da durduğu zemin sağlamdı. Umarım memleketi Fatsa’ya gömülme arzusu yerine getirilebilir. Öldükten sonra bunu göreceğine, hissedeceğine inandığımdan değil, o büyük deneyimimiz Fatsa’nın bereketli topraklarının son derece temiz bir bedenle bir kez daha zenginleşmesine olan inancım için istiyorum bunu. Toprağın üstünü olduğu kadar altını da güzelleştiren bir adamdır Abdullah ağabey.

Kırgındım, olur böyle şeyler denebilir ama çok uzun sürmüş bir ayrılığa yol açtı bu kırgınlık. Beni kırması kalbinden kaynaklanmadı, bilirim. Bahçesinde tek başına açan bir çiçek olarak kalsaydı, etrafı yaban otlarıyla çevrilmeseydi, dikenlerini batırmaz, kırmazdı beni. Ama ne olursa olsun, benim kişisel duygularımla değil, yaptıklarının teslim edilmesiyle toplumsal mücadele tarihimizdeki yeri hakkıyla kaydedilmelidir Abdullah ağabeyin. Haliyle benim de üzerimde böyle bir sorumluluk var. Nasıl reddedebilirim? Hatırası için yapılacak ne varsa, payıma düşen neyse yaparım elbette. Kaldı ki kalp, kırgınlıklarla parçalanamayacak kadar hassastır. Acılarla anlayabiliyor insan bunu.

Gençliğinden beri mücadelesine kattığı nefesini uğursuz salgın tüketti. Olmasaydı böyle keşke. Beni zaten kırmıştı, bununla idare ediyordum, ne güzel. Ama ölmekle, kırdıklarından çok, iyi hissettirdiği davranışlarının izleriyle dolu kalbimi daha da fazla kırdı Abdullah Nihat Yılmaz. Bu “kırgınlığı” bağışlamayacağım.

Kabrin çiçeklerle dolsun ağabey. Hoşça kal.

______________

Gaezteci Yazar Mustafa Kemal Erdemol’un bu yazısı Cumhuriyet’ten alındı…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.