Sendikasızlaştırmanın yeni adı: İşçi simsarlığı

Resmi ifade ile özel istihdam bürolarına geçici iş ilişkisi kurma olanağı sağlayan, gerçek anlamıyla ise işverenlere ucuz, kiralık işçi temin eden düzenlemeyle ilgili yasa, 26 Haziran 2009 günü sabaha karşı 03.00’te TBMM’de kabul edildi. Kamuoyunda “Modern Kölelik Yasası” olarak tepki gören ve sendikaların da itirazlarına yol açan yasa, 9 Temmuz 2009 tarihinde Cumhurbaşkanı Gül tarafından yeniden görüşülmesi için Meclis’e geri gönderildi.

Cumhurbaşkanlığı’nın “veto” gerekçesinde, “ödünç iş ilişkisi kapsamında çalışacak işçilerin için de, normal ve sürekli istihdam edilen işçiler gibi ücret, çalışma süresi, fazla mesai, ara dinlenmesi, gece çalışması, tatil ve benzeri konularda eşitlik ilkesinin uygulanması gerektiği, ancak yasada bu eşitliği bozacak uygulamaların yasaklanması yönündeki hükümlere yer verilmediği” belirtilmektedir. Yani, Cumhurbaşkanlığı’nın yasayı geri gönderme gerekçesi, özel istihdam bürolarının varlığı ve bu büroların geçici iş ilişkisi kurması ile ilgili değildir, sadece iki istihdam biçimi arasındaki eşitliğin korunmasına yöneliktir.

Veto öze ilişkin değil

Cumhurbaşkanı Gül, bu bürolara temelde karşı çıkmamaktadır. Nitekim Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) 11 Temmuz 2009 günü yaptığı açıklamada, Gül’ün iade gerekçesinin özel istihdam bürolarıyla ilgili sistemin özüne ilişkin olmadığını ifade etmiştir. Diğer bir işveren kuruluşu olan TÜSİAD da, yasanın TBMM’nin olağanüstü toplanacağı dönemde öncelikle ele alınmasını ve tarafların endişelerini giderecek şekilde yasalaşmasını istemiştir.

Yasa, özü itibariyle belirli sürelerle değişik işverenlere özel istihdam büroları kanalıyla işçi kiralanmasını ve bu işçilerin çeşitli haklardan yoksun, düşük ücretlerle çalıştırılmasına olanak sağlayan bir ortamı sunuyor. Daha önce sadece danışmanlık hizmeti veren bu özel istihdam büroları, Cumhurbaşkanı’nın veto gerekçesine uygun yasal değişiklik de yapılsa sonuçta 18 aya kadar çeşitli işkollarındaki işçileri işverenlere kiralayabilecek bir olanağa kavuşuyor.

İş bulmanın tarihsel serüveni

İş ve işçi bulma hizmetleri 18. yüzyılda Sanayi Devrimi ile birlikte ortaya çıkmıştı. Bu hizmetler o dönemde dini kurumlar, yerel yönetimler, sendikalar ve işçi simsarlarınca yürütülüyordu. İşçi simsarlarının işçileri istismar etmesi, komisyon alması sonucu, bu hizmetin kamu eliyle yürütülmesi gündeme gelmiş ve iş bulma faaliyeti kamu kurumlarınca yürütülmeye başlanmıştı. Kamu hizmeti olarak ilk iş bulma kurumu 1909’da İngiltere’de faaliyete geçmişti.

1919’da kurulan Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) da, bu hizmetin kamu kurumu aracılığıyla ücretsiz olarak yürütülmesi konusunda karar almıştı. Daha sonra bu uygulama, hemen hemen tüm dünyada kamusal bir hizmet olarak yürürlüğe girdi. Türkiye’de de 1946 yılında İş ve İşçi Bulma Kurumu adıyla faaliyete geçti. Gerek dünyada, gerekse de ülkemizde bu hizmet uzun süre kamu kurumu aracılığıyla yürütüldü. Ancak 1980 sonra neoliberal politikaların egemen olmaya başlamasıyla birlikte bu hizmetin özel kurumlar aracılığıyla da yapılabileceği gündeme geldi.

Özel istihdam bürolarının kurulması

Son yıllarda ILO’nun görüşünde de değişiklik oldu, istihdam hizmetinin özel kurumlarca da sağlanabileceği görüşü kabul gördü. Ülkemizde de 2003 yılında çıkarılan bir yasayla bu kurumun adı Türkiye İş Kurumu (İŞKUR) olarak değiştirildi ve yasaya eklenen bir maddeyle özel istihdam bürolarının kurulmasına olanak sağlandı.

Yeni yapılacak düzenleme sonucunda, özel istihdam bürolarına geçici iş ilişkisi kurma olanağı sağlanması suretiyle asıl işveren çeşitli yükümlülüklerden kurtulmuş olacaktır. Bu bürolar kiralık işçilerin gerçek işvereni olarak tıpkı amele pazarlarında olduğu gibi işçileri alıp satabilecekler, bu satış işlemi üzerinden de komisyon alabileceklerdir.

Kiralık işçiliğin olumsuzlukları

Geçici iş ilişkisinin emek açısından olumsuzlukları şöyle sıralanabilir:
1) Özel istihdam bürosu ile iş sözleşmesi yapan işçiler çok farklı işyerlerinde çalıştıkları için bunları örgütleme olanağı mümkün olamayacaktır. Çünkü her işkolu ve sektör için işçi kiralama ve satma işini yürütecek özel istihdam bürolarının işkolu belirsiz olacaktır. Aynı büroda çok farklı işkollarına bağlı kiralık olarak çalıştırılan işçilerin hangi sendikada örgütlenecekleri, nasıl toplu sözleşme yapacakları belirsizliklerle doludur. Bu nedenle sendikal örgütlenme ciddi biçimde zaafa uğrayacaktır. Aslında amaç, sendikasızlaştırma, bir anlamda sendikaya alternatif olarak özel istihdam bürosunu hayata geçirmektir.

2) Bu tür geçici iş ilişkisi çerçevesinde kiralık işçinin iş güvencesi de tehlikeye girecektir. Kiralandığı şirketten çıkarıldığı takdirde o şirkete dava açma hakkı yoktur, özel istihdam bürosu işçiyi bu kez başka bir işyerine kiralarsa orada çalışmaya devam edecektir, büroya da dava açma hakkı ortadan kalkabilecektir. Özel istihdam bürosuna iş güvencesiyle ilgili dava açabilmesi için de bir sürü koşul ve hukuki boşluk söz konusudur.

Kıdem tazminatından yoksunluk

3) İşçinin kiralandığı şirketin kıdem ve ihbar tazminatı yönünden sorumluğu da bulunmadığından bu haklar da riske girmektedir. Özel istihdam bürosunun bu hakları ödemesi de şüphelidir. Keza izin haklarından yararlanmak açısından da risk vardır. Çünkü işçilerin yıllık iznini ve izin ücretini kiralandığı şirket değil özel istihdam bürosunun vermesi gerekir, burada da yasal boşluk bulunmaktadır.

4) Düşük ücretle çalışmaya, ucuz işgücünün istihdamına olanak sağlanacaktır. Kimi işverenler, yüksek ücretle çalışan işçilerini işten çıkartıp bu bürolardan daha düşük ücretle kiralık eleman teminine gideceklerdir.

5) Bu yeni düzenlemede, özel istihdam bürosunun işçiyi herhangi bir işyerinde istihdam edememesi halinde, ücret güvencesinin sağlanması sadece kiralanan işyerinde grev ve lokavt olması durumunda söz konusudur. Dolayısıyla işçinin çalışmadığı diğer durumlarda ücret alması mümkün olamayacaktır. Grev yapılan işyerinde alacağı ücret de asgari ücretten az olmamak şartıyla sözleşmede belirtilen ücretin sadece yarısıdır, yani bu durumda da işçinin ücreti yarı yarıya düşmüş olacaktır. Ayrıca geçici işçi kapsamında istihdam edilenlerin çalışmadıkları süreler için sağlık hizmeti almaları da söz konusu olmayacaktır.

Ucuz ve sendikasız işgücü

Görüldüğü gibi esas itibariyle ucuz ve sendikasız bir işgücü yaratılması amaçlanmaktadır. 2001 krizi sonrasında önce iş kanunu esnek hale getirildi, kısmi çalışma, ödünç iş ilişkisi, çağrı üzerine çalışma, denkleştirme yöntemiyle fazla mesai ödenmemesi gibi konular gündeme geldi. 2008 kriziyle birlikte de ücretler düşürülüp, ücretsiz izin uygulamaları yaygınlaştırılmakta, çalışma süreleri fiili olarak günlük 10-12 saate çıkarılmakta, bunların yanı sıra işverenlere yasal anlamda daha ucuz, güvencesiz, sendikasız işçi çalıştırmasına olanak sağlayan modern işçi simsarlığı kurumu devreye sokulmak istenmektedir.

TİSK’in Aralık 2007 tarihli Çalışma Raporu’nda, özel istihdam bürolarına geçici iş ilişkisi kurma olanağının tanınmasıyla “işverenlerin işe alma esnasında iş bulma bakımından gider tasarrufuna sahip olacağı gibi fesihle ilgili hükümlere …. bağlı kalmaksızın işçi istihdam edebileceği” ifade ediliyor. Yani, kiralık işçiler özel istihdam bürolarınca belirli süre için istihdam edildikleri için işverenler kıdem ve ihbar tazminatı gibi yükümlülüklerden de kurtulmuş olacaklar. İşveren bu taleplerini çalışma raporlarında da ortaya koyuyorlar.

Tabela örgütü mü, mücadele mi?

Sonuçta kriz bahane edilerek 19. yüzyılın “vahşi kapitalizm” koşulları yasal anlamda da kalıcı hale getirilmek isteniyor. Madem ki, patronlar sürekli olarak geçmiş koşullara dönüp yeni saldırıları gündeme getiriyorlarsa artık emekçiler de, onların örgütleri olan sendikalar da, geçmiş dönemlerdeki gibi mücadeleci anlayışlarına dönmek zorundadırlar. Aksi halde birer “tabela örgütü” olarak kalacaklardır. Karar, emekçilere ve onun örgütlerine aittir…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.