Sessizce akardı Karadeniz dereleri…

“Yalnızca son ağaç kesildikten, son ırmak zehirlendikten ve son balık tutulduktan sonra; ancak bundan sonra paranın yenemeyeceğini anlayacaksınız.”
Bir Kızıldereli Atasözü…

Sessizce akardı Karadeniz dereleri; sessiz ama derinden; bereketini ve güzelliğini de katarak doğaya…

Denize uzak köylerde bu derelerde çocuklar yüzerdi… Balıklar bulunurdu rengarenk… Hatta soyu tükenmek üzere olan,  Ardeşen, Fırtına, Fındıklı, Arılı, Çağlayan ve Arhavi’yi kapsayan coğrafyada Kapise derelerinde yumurta bırakan ve sadece bu ilçelerin deniz kıyısında, kıyıya yakın yaşamını sürdüren DENIZ ALASI bu derelerde yaşardı…

Gürül gürül akışlarındaki melodiye aşıktık biz yöre insanları; göz alabildiğince coşarak giden sularının duruluğunda yıkanır, ruhlarımızı temizlerdik…

Seviyorduk ya biz bu dereleri, var mıydı ötesi; bu değerleri kaybetmemek için bundan önemli bir sebep olabilir miydi…

Kurak, çorak arazilerde yaşayan, yeşilliği, dereyi bulamayan insanlara sormalıydı bir de bu güzelliklerin değerini…

Kurumuş su yataklarının acı görüntülerini, katledilmiş doğanın, kesilmiş ağaçların mezarlığa dönüşmesine tanık olan, daha önce bu deneyimi yaşayıp,  dün kaybettikleri için bugün pişmanlık duyanlara sormalıydı…

Sevdiği bir şeyi koruyamamış, ona zarar verilmesini önleyememiş ve bunun öfkesini içinde biriktirmiş insanlara sormalıydı…

Daha önce “BİZ BU DERELER ÜZERİNDE SANTRAL İSTEMİYORUZ” diyemedikleri için artık dereleri olmayan, varsa da eskisi gibi sesi çıkmayan, soluk almayan, gürleyerek akmayan, cılız su yolları haline dönüşmüş derelerine bakarak acı duyanlara sormalıydı SUSMANIN AĞIRLIĞINI…

Bu yüzden biz susmayacağız…

“DERELERİMİZİN ÜZERİNDE SANTRAL İSTEMİYORUZ” diye var gücümüzle bağıracağız…

Onlar dinlemese de biz yine bağıracağız; sadece derelerimizi ve doğamızı korumak için değil aynı zamanda bu katli yapanlara karşı oluşan DİRENCİ DE BELGELEMEK için…

Çünkü direnç olan yerde, duraksama vardır, öyle kolay ilerleyemez toplumun karşı çıktığı bir şey için yol almak isteyenler… En azından düşünmek zorunda kalırlar; yaptıkları şeyin bir bedeli olduğunu ve bir gün bu bedeli ödemek gerektiğini; tarihin bu konuda hesap soracağını düşünmeleri gerekir…

İşte bu yüzden bizler belgelemeliyiz direncimizi; bu yüzden “Derelerimizde neden santral istemediğimizi”, neden bu işe karşı olduğumuzu yılmadan, yorulmadan,defalarca tekrarlamalıyız…

Aşağıda, daha önce kamuoyuna açıklanmış BİR BİLDİRİ SUNACAĞIM şimdi sizlere ve böylece ben de köşemden NEDEN DERELERİMİZ ÜZERİNDE SANTRAL İSTEMEDİĞİMİZİ bir kez daha belgelemiş olacağım:

“Fırtına Vadisi üzerinde yıllar önce, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından ‘yap-işlet-devret’ modeli ile Fırtına ve Hala deresinin sularından yararlanılarak Fırtına Vadisi üzerinde kurulması planlanan Dilek-Güroluk Hidroelektrik Santrali ile başlanan oyunlar bu sefer ÇAĞLAYAN  Deresi vadisinde başlanmıştır.

Yapımı düşünülen bu 3 adet santralın  yöre insanlarına   fayda ve zararları ile insan ve çevre üzerindeki etkilerinin Türk ve Dünya  kamuoyuna duyurulması gereklidir. Türkiye genelinde üretilen toplam enerjinin ancak binde 3’ünü karşılaması düşünülen santrallerin kurulmasında dere suyunun yüzde 96’sının kullanılması durumunda kalan yüzde 4’ü derelerin alüvyon yapısı nedeniyle yatakta kaybolacak, dereye akan kanalizasyonlarla birlikte çay üretimi için kullanılan gübrelerdeki atıkların yağmur suları ile yataklara akması sonucu oluşacak yosunlaşma, bataklık, sivrisinek başta olmak üzere her türlü pislik ve koku bulaşıcı hastalıklara neden olurken bölge insanının sağlığı ciddi anlamda tehdit altında kalacaktır.

Bölgede toprak tabakasının yaklaşık 20-25 cm, dolayısıyla iklimin ıslak ve yumuşak olması nedeni ile Tünel açılması için patlatılacak dinamitler ve bacalara ulaşacak yolların yapımı için kesilecek 10 bine yakın ağaç büyük ihtimalle heyelanlara neden olacak, bölgede yaşayan insanlar ve yaşadıkları tarihi konaklar büyük bir risk altına girecek, erozyon kaçınılmaz hale gelecektir. Tüneller ve denge bacalarına ulaşmak için açılacak yollar nedeniyle meydana gelecek yaklaşık 500 bin metreküp pasa bugüne kadar inandırıcı bir açıklama yapılmadığından yörede büyük bir alana yayılacak, pasa örtüsü çevreyi ve canlıları tehdit edecektir. derede yaşayan kırmızı benekli Alabalık  türleri de zarar görecek, dünyada eşine az rastlanan çiçek ve kuş türleri de yok olacaktır. Yeşilin her tonunun doğaya nakış gibi işlendiği binlerce tür botanik bitkisi ve kuş türünün bulunduğu gür ormanları, yaylaları, krater gölleri kemer köprüleri, yüz yıllardır akan dereleri ile adeta bir dünya cenneti olan ÇAĞLAYAN Vadisinde Küresel ısınma  tartışmalarının yaşandığı bu günlerde  yapılacak baraj ve regülatör çalışmaları  gibi olumsuzluklar yöreye telafisi imkansız yeni bir gelir darbesi vuracaktır.

ÇAĞLAYAN Vadisi suyunun %4’e inmesi ile kırmızı benekli alabalığın neslinin ve binlerce bitki türünün yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalması devletimizin ve başta ‘Bern Sözleşmesi’ olmak üzere altına imza koyduğu ‘biyolojik çeşitliliğin korunması’ na dair sözleşmelere uymama mahcubiyetinin yaşanmasına neden olacaktır. Bütün bunlarla birlikte kültürü ile iç içe mutlu bir yaşam süren vadi çevresindeki köylerin insanları yöreye en ufak bir faydası olmadığı gibi sağlığa, çevreye, canlılara, zararlı ve üstelik yörenin turizmini baltalayarak insanların gelirlerini elinden alacak bu tür baraj ve regülatör projelerinde  ısrarlı olmanın mantığını anlamak mümkün değildir.”

Son ağaç kesilmeden, son balık tutulmadan!

“Yalnızca son ağaç kesildikten, son ırmak zehirlendikten ve son balık tutulduktan sonra; ancak bundan sonra paranın yenemeyeceğini anlayacaksınız.”

diyen Kızıldereli  Atasözünden de ders alarak, bu projelere onay verenler çok geçmeden bu doğa katliamını durdurmak zorundadırlar..

DURDURMAZLARSA SUÇLUDURLAR…

Gelecek kuşaklara bırakacağımız sağlıksız, kirlenmiş, tüketilmiş doğadan ve artık  yaşanılmaz hale gelmiş bir dünyadan sorumludurlar…

______________

İÜ’de öğretim üyesi


 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.