Sevgi: 5’nci element

Sevgi: 5’nci element

0
PAYLAŞ

diğerleri kadar faydalı olduğu kavranabilseydi, belki herşey çok daha farklı olurdu olumlu anlamda… 


Hele hele sevgi enerjisi denen bir mefhumun varlığı ve kaynağı keşfedilebilmiş olsaydı ve yayabileceği küresel sıcaklıkla insancıkların birbirlerine ısınabilmesi sağlanıp, bu manyetik ısı global anlamda emsal teşkil edebilseydi sonraki nesillere tek tek yaşatılarak, birer birer hissettirilerek, belki o zaman üzerinde konakladığımız bu serseri yuvarlak doğru dürüst dönerdi de, insani değerler, bunca milyon yıldır, evrensel standartlarda ve homojen dağılımda nasiplendirirdi bireyleri ve beşeriyetleri.


Bilemeyiz, bakarsınız şuursuzca geliştirilen teknolojide, cep telefonlarının içine bir de entegre sevgi üretme kartı veya çipi koymayı akıl ederler bilimadamları. Elektronik sevgi kurtarır belki bu giderek mekanikleşen, duygusuzlaşan nesilleri… Zamanımızda, içinde duygu olan aşkların da nesli tükenmedi mi ?


Bir de fazlası vardır sevginin diğer elementlerden. Havayı birkaç parçaya bölseniz herkese daha az hava düşer, nefes almak zorlaşır. Ateşi üçe bölseniz daha az ısıtır veya aydınlatır herbir ateş parçası. Toprağı, suyu bölseniz payı ve bereketi azalır, üleşmek maraz yaratır. Ama sevgi bölüşüldükçe, paylaşıldıkça çoğalan tek elementtir ve tek güçtür evrende.  Birisine gönderdiğiniz bir sevgi enerjisi, size katlanarak geri dönerse, sizden oraya yine üvme kazanarak yansırsa, etrafınızı haleler gibi sararak ışıtan bu gücün önünde olumsuzluklar duramaz…  Hiç denediniz mi size ters giden bir olumsuz insana sevgi ışınları göndermeyi ve onu böylece nasıl güçlü bir bombardımana tabi tutabileceğinizin deneyimini hiç yaşadınız mı?


Sevgi cevheri, hakkı verilerek işlenebilseydi eğer nesillerce, belki o zaman, bu boş gezenin boş kalfası gezegenimiz, başıbozukluğu ve yanardönerliği yüzünden alçak ruhlardan oluşan bir çoğunluğun çekim alanı olmak yerine, evrenin köşe bucağında kalmış ve nesli tükenmeye yüz tutmuş iyilik simgesi ruhların enkarne olduğu bir güzel yer olurdu…  Aslında belki de, ilk geldiklerinde dünyaya, pozitif olan ruh yapıları , burdaki girdabın afarozu ile deforme olmaktadır ne dersiniz? Ya da belki öğütücü konumda bir biçerdöver gibi geleni gideni bozuyor da dünyamızdaki yaşam, bizler yaşam kaygılarıyla bunun farkında bile değiliz. Bu negatifliğin anaforuna kapılıp alt seviye varlıklara dönüşüyor olmamızın da  farkında değiliz, ya da madde dünyasında işimize gelmiyor farkındalık veya umrumuzda bile değil evrimsizlik.  Bu dünyada barınabilme kaygılarından oluşan acımasız güncel dişli çarklar arasında barınma güdüsü, insanoğlunda belki de sonradan metamorfoza uğrayıp, giderek dozaj arttırarak, alışma, kontrol etme, hakim olma, güç elde etme, güç kullanarak ele geçirme ve sahiplenme gibi hortumlar yaratıyordur… Orjinali mavi olan bu küreyi, şimdi griye çeviren, kısa zaman sonra da  mosmora çevirecek olan handikap belki de beşeri ihtirasların mekanı olmaktır… Sevgisizliğin nefessiz bırakması gibi…


Bir zamanların en doğusunda , Babil’de, yani Bağdat dolaylarında, medeniyet simgesi ve toplumsal düzenleyici vasıflarla yazılmış olan Hamurabi kanunları varken ve oralarda hayat daha o zamanlar kendince bir düzene sokulmuşken ve bu düzen insanların birbirine saygısını ve sevgisini sağlarken, bu sıralarda  batıda yamyamlık yapanlar sevgiyi ıskalamasalardı eğer, hala yamyam kalmazlardı binlerce yıl sonra dahi kanunsuzca oraları kana bulayarak… Zaten maddeye bağımlı olan emperyalist ırkların mütehakkim olduğu bataklık bir dünyada, savaş acılarını dindirecek sevgi tomurcuklarının açması nasıl beklenebilir ki ? Bugünkü Evrensel İnsan Hakları Beyannamesinin içinde metre kareye düşen sevgi kelimesi kaç tanedir acaba? Sıfır… Peki, ya o peşinden şuursuzca koştuğumuz meşhur insani yaşama standartları denen AB kriterlerinin içindeki sevgi kavramı nerelere gizlenmiştir acaba ki hiç ortalarda görülmez… Hangi doktrinin, hangi siyasal akımın, hangi ideolojinin, hangi siyasal parti programının içinde sevgi geçer. İnsan sevgisi, millet sevgisi resmi hüviyette nerde beyan edilir açık açık. Sadece demogoji aracı olarak kullanılagelmiştir atılıp tutulurken seçim meydanlarında. Hangi ülkenin anayasasında vardır, insanını seveceksin, doğayı seveceksin  ibaresi ? Tarihte , kızılderililerin söylemlerinde biraz bulursunuz en yalın haliyle sevgiyi, bir de din kitaplarının beşeri yorumlarla sığlaştırılmamış orjinallerinin derinliklerinde… Zaten çağımızda sevgi tarih olmadı mı? Acaba evrenin bir köşesinde sırf sevgi ile dokunmuş bir planetçik var mıdır, duyarlı insanların kaçabileceği?


Tabi ki sevginin yeşermesi bir arz talep halidir. Hırslarla, ihtiraslarla, biriktirilmiş kinlerle,  maddenin çekim alanına yoğun rağbetle ve binyıllardır savaş güdüleriyle beslenekoyan bir obur dünyadan daha ne beklenebilirdi ki. Böyle başa böyle tarak. Ya bizler kaka ettik buraları ya da buralar bizim kalibremizin hakettiği dar çapta. Ya tersi olsaydı, ya sevgi hakim olsaydı arza, ya bunun evrene hizmeti keşfedilebilseydi ve o zaman evren dünyaya daha iyi davransaydı adam yerine koyarak, kim tutardı mütekamil dünyalar üzerinde kurulmuş beşeriyetleri? Batı Avrupa lisanlarının çoğunda münferit anlamda sevgi kelimesi yoktur, bilir misiniz ?


Kaç kişi kendi kendisine soruyordur ? Acaba dünya , diğer gezegenlerin evrimlerinin önünde bir takoz oluşturuyor mudur evren genelinde diye? Hani sepetteki çürük elma misali, ya da tökezleyince diğerlerini de düşüren yarış atları gibi. Ya da yanına dökülmüş bir beton yüzünden gelişemeyen hanımeli çiçeği gibi…


Bunca kainatsal globalizmin içinde ve düşünce sınırlarımızı kat be kat aşan derin uzay boşluğunda bir toz zerresi dahi olmayan dünyamızın ve de bunun altına üstüne nakış gibi inşa ettiğimiz geniş  hayal dünyamızın sığdırılabileceği bu kendi kadim mekanımızda, en büyük nükleer enerji gücünün, sevgi alışverişi olabileceği kaç kişinin aklına gelebilmektedir acaba. Bırakın akla gelme oranındaki akılalmaz azınlığı, acaba üç beş aklına gelen aklıselim insanın kaçta kaçı bunu kendi hayatlarında uygulayabilmekte ve sevginin faziletlerini yaşamakta ve yaşatmaktadırlar özgürce. Kaç kişi karşılık beklemeden verme ve sevgi besleme yüceliğinde olup ta bu dünyaya göğsünü gere gere yakışmamaktadır acaba?


Sevginin hayata geçirilme oranındaki yoğunluğun arttırılabilmesi acaba dünyanın dengesiz dönüşünü regüle eder miydi ?  Sevgiden oluşan bir ateşten küre içinde buzlar barınabilir miydi? Sevgi enerjisinin, zamanın aşındırmasına galebe çalabilecek gücü, kurtarabilir miydi acaba dünyayı?


Büyük sevgi adamı Mevlana’nın dediği gibi, su ateşi söndürebilir ama ateşte suyu buharlaştırabilir. Ve bu dünyanın ne kadarı su, ne kadarı ateş ? Bu sular sevgi selleri ile nasıl coşar da akarlar… Doğduklarında denize kavuşamayan carettaları sevenden çok, onları avlayan vahşi martıları seven insanlar çoğunluktaysa eğer, yazıklar olmasın mı bu sefil yerküreye ve üstünde barındırdıklarına… Karaya vuran deniz yıldızlarını tek tek toplayıp denize geri atma gayretindeki o çocuk kadar engin sevebilseydik doğamızı ve katletmeseydik yeşili, bu sevgimiz ödüllendirilmez miydi doğa tarafından, şimdiki gibi intikamlar almak yerine…


Sevginin gücü bence beşeriyet tarafından asla keşfedilememiştir. Sevgi amaç olarak görülmemiş , kısa dönem araçlar için söndürülmüştür gücü. Birleşse çığ yaratabilecek bir sevgi gücü, arada sevgisizler yüzünden, mendireklere çarpan dalgalar gibi, engellere çarparak dağılmakta ve sindirilip, globalize olamamaktadır. Bu gücün farkında olanlar dahi bu gücü kullanamamaktadırlar sevgisizlerin köreltileri yüzünden. Ben bu durumu, parlayıp patlayarak evrenler oluşturabilecek nebulaların, enerjisizlikten kendi içlerine çökerek karadelik haline dönüşmesine benzetiyorum. Ve sevgisizler, ne insanı, ne hayvanı, ne doğayı, ne de sevgi kelimesini sevemeyen garip insanların karanlığı mıdır o karadelikleri besleyen ve barındıran, bu güzelim evrende? 


Sevgidir hasta yatağındaki insana yaşama sevinci verebilen… Kendisini niçin sevdirmek ister sokaktaki çomar? Ölmekte olan bir çiçeği sevgi vererek hayata döndürdünüz mü hiç? Sevgi ile beslenen çocuklar niçin topluma zararlı olmazlar? Nedendir sevgiyi hiç tatmamış çocukların toplum düşmanlığı ? Bencil sevgi nedir ?: Tek taraflı sevgi nedir ? Çıkarcı sevgi nedir ? Karşılıklı sevgi nedir ? Şefkat nedir? Aşk nedir ? Eğer şartına bağlı sevgi nedir? Çünkü faktörüne gebe sevgi nedir ve herşeye rağmen sevgi nedir ?


Birkaç kelime de sevginin nirvanası aşk üzerine kelam edelim.  Yunus Emre’nin ‘ Gel gör beni aşk neyledi ‘  deyişine değecek kadar tanrısal aşk ivmesi kalmış mıdır acaba yaşadığımız evrede. Eski türk filmlerini seyrederken abartılı da yansıtılsa aşkın yaşanılası  gücü,  nasıl cezbetmektedir çağımız genç nesillerini? Böyle Leyla gibi, Zühre gibi aşklar yaşamak bu devirde ne mümkün? Bırakın kadim klasik aşk hikayelerini acaba çıkar beklemeksizin yaşanan kaç 25 yaş altı aşkı vardır dünyada şu anda? Mekanik çarklara kapılmış, içinde duygudan çok seks güdüsünü barındıran materyalistik aşklar ne derece derin işler ki genetik kodlarına nesillerin. Gençlere dikkat edin…Bunun için midir coşkusuz, kuru, duygusuz, duyarsız ve ümitsiz oluşları… Ve şimdiki zamanımızda bile kalmamışsa aşk, 50 yıl sonra nicedir hali bu gezegenin.


Sevelim , sevilelim, bu dünya kimseye kalmaz demiş dünyaca ünlü sevgi filozofumuz… Bari en azından içinde hala sevgi elementini besleyebilen birkaç sevgi adamının nesli yürüsün de, sevgisiz dünyalılar olarak evrene takoz ve mahçup olmayalım…


Metin Sözüçetin metinsozucetin@yahoo.co.uk

BİR CEVAP BIRAK