Sevgili HMRC’ye* yanıtımdır

MUHAMMET ÇANKIRAN – Sevgili HMRC,

Geçen gün bana ‘değerli müşterimiz’ diye bir mektubun geldi.  Senden mektup almak beni hep heyecanlandırmıştır. Bütün aile toplandık masanın başına. Eşimin elinde küçük kızımın eli. Ben büyüğü ile birbirimizin gözünün içine bakıyoruz. Senden gelen mektubun mutluğunun hiçbir anını kaçırmak istemiyoruz. Küçük kızım ‘baba ben açabilir miyim’ diye atıldı. Hep uğurumuz olmuştur. Ona verdik açma hakkını. Mektubunda yaptığımız vergi ödemesi için teşekkür etme inceliği göstermişsin. Niye zahmet ettin, aramızda böyle şeylerin sözü mu olur.  Biz yılların dostuyuz. Ama bize ‘sayın müşteri’ diye hitap etmen biraz yüreğimi incitti. Çocuklarımın karşısında biraz incindim. Onlar seninle olan ilişkimizin derinliğini bilirler. Bu nedenle de daha samimi ve içten bir hitap bekliyorlardı. Öyle ya biz yıllardır seninle iç içe yaşamaya alışmışım. Sana karşı kendimi o kadar sorumlu hissediyorum ki hayatıma giren her kuruşun hesabını sana gururla vermişim. Hatta yeri geldi çocuklarımdan sakındım ama seni ihmal etmedim. Ben sana bu kadar derin duygular beslerken senin bana ’sayın müşterimiz’ diye hitap etmen doğal olarak biraz duygularımı incitti.  Bunca yıllık ilişkimizi dikkate aldığımızda alınmadım desem yalan olur.

Mektubu bitirdikten hemen sonra komşum Duncan uğradı. Keyifsizsin dedi. Aklımda hala senin ‘sayın müşteri’ diyen sesin ve ben bunu hakkedecek ne yaptım diye deli sorular kafamda. ‘İyiyim’ dedim Duncan’a. Bana ihanetini anlatamadım ona. Hoş daha kendime bile anlatamamıştım ve bunu nasıl aşacağımı da bilemiyordum.

Mektubun belki de benim bu ilişkiyi yeniden gözden geçirmem için bir uyarı oldu. Kendime bir kahve yaptım. Yaslandım sandalyeme sokağın sessizliğini izlerken düşünmeye başladım. Ben kimim ve senin için ne ifade ediyorum diye. Basit bir hesapla ben kazandığım her £100 için sana %20 katma değer vergisi yaratmışım. Onu aldın cebine attın ve bugüne kadar bunun adını bile almadım ağzıma. Zira biz ilişkilerimizde dostlarımıza böyle yan katkıları severek yaparız. Biz birlikte yaşadıklarımıza sahip çıkarak büyütüldük.

Sonra diğer mektuplarına baktım.  Kazandığım 100 pound ’un yüzde 19’unu sana kurumlar vergisi olarak vermişim. Helalı hoş olsun. Senin de bakmak zorunda oldukların var. Gerçi yer yer sağa sola bomba atmak için de bu paraları kullandığını bazı art niyetliler soyluyorlar ama sen kraliçemizin vergi dairesisin. Onun gül yüzü suyu hürmetine, içim gıcıklansa da böyle bir şey yapacağına ihtimal vermedim. Tabi şimdi gereksiz hesaplama detayına girip seni sıkmak istemiyorum ama gerçeği söylemeden de içim acıyor. Hesabıma göre ortalama olarak bana kalan £81 pound’un da vergi ve sigorta primi ödemeleri olarak yüzde 40’a yakını da sana kişisel gelirimin vergisi olarak geri ödemişim ki bu da 32.4 pound yapıyor.  Sen tabii çevresi ve nüfuzu geniş olan bir kurumsun. Herkesi tek tek dikkate alamayabilirsin ama benim bu kaba hesabımla aslında kazandığım her £100 pounddan sana yaklaşık olarak 51.40-pound geri ödemişim. Bana da yasamam için kalan £49.60. bununla biraz teselli oldum. Hiç değilse kazandığımın yarısına yakın bir miktar bana kalıyor.

Hanım beni üzmemek için belli etmek istemiyor ama belli ki bayağı içerlemiş durumu. Bir anda büyük bir kızgınlıkla beni uyardı. Unutma sana kalan £49.60’u harcarken de sürekli aldığın birçok şeye yüzde 20% katma değer vergisi veriyorsun diye hatırlattı. Bunu hiç düşünmemiştim. İnan elimden kalem düştü. Hem onun öfkeyle karışık duygusal sesi hem de bu gerçeği yeniden hatırlıyor olmak daha çok incitti. Ege’de bir köye yerleşmek isteyen 80 milyon insandan birisi gibi hissettim kendimi. İşi gücü bırakıp kaçıp gitmek istedim buralardan.   Kendime gelmek için bir kahve daha yaptım. Sokakta köpeklerini dolaştıran yaşlılar dalgın bakışlarıma küçük gülücükler yollayarak hesaplamalarımın içinde kayboldular.

Sonra düşündüğümde aslında aldığım benzinden, elbiseye, tatilden, içtiğim kahveye kadar hayatımın her alanında sen hep varsın. İnan o kazanmak için geçemi gündüzümü verdiğim £100’un bana sadece £35 ‘u kalıyor geri kalan £65’unu sana vermişim. Sonra sorumluluğumu düşündüm. Ben gidersem ya da biz gidersek sen tek başına ne yaparsın? Oysa bir ton sorumluluğun var. Seni terk etmeye vicdanim el vermedi. Çevremde seni ihmal eden dostlarım var. Onları hep sakin kraliçemizin vergi dairesini ihmal etmeyin dediysem de bu hesabi görünce çoğu sırtını döndü gitti. İnan kızamadım onlara.

Lütfen beni yanlış anlama sana kazandığımın her 100 pound’un 65 pound’unu verdiğime üzülmüyorum. Senin sorumluluklarının da farkındayım ve bunu mutlaka hassasiyetle harcayacaksındır. Ama bari bana “sayın müşterimiz” deme, inan zoruma gidiyor. Bu ilişkide sen hep büyük ortaksın ve senin bunu inkâr ederek aramızdaki ilişkiyi bir müşteri ilişkisi gibi görmene çok üzüldüm.

Biz doğu insanı biraz duygusal oluyoruz. Belki de kurduğumuz ilişkileri daha uzun süreli düşünüp o ilişkiye beklentiler yüklüyoruz. Bu nedenle sen bu alınganlığımla ilgili lütfen kusura bakma. Ben alışırım. Eğer sen bu ilişkiyi böyle görmek istiyorsan ben zamanla kabullenirim bu gerçeği. Sen nasıl görürsen gör ama sen benim için hep büyük ortaktın ve öyle de kalacaksın. Lütfen bunu aklında çıkarma.

Özlemle yeni mektubunu bekliyorum.

_____________________

* İngiltere Gelir ve Gümrük İdaresi (HM Revenue & Customs – HMRC)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.