Sevgililer Günü’nde Krupskaya

Bay Krupski subay olmasına subay olur, soylu ailelerdenden gelen erkekler için sanki kaçınılmaz bir alan subaylık. Ama devletin içine sinmez onun yaptığı subaylık. Zatın Rus soyluları arasında Avrupa aydınlanmasının demokratik değerlerini benimseyen az sayıda örnek vardır.

Aslında topraksız soylu bir aileden gelen Krupski için subay olarak ilk görev yerinin Polonya olması fena da değildir. Ancak dönemin Polonyası, ayaklanma öncesini yaşamaktadır Rus çarlığına karşı. Komutanlığa şiirsel bir dilekçe yazarak tayinin doğum yeri Kazan’a çıkartılmasını ister. Çarlık yetkilileri bu askerce bulmadıkları dilekçeden huylanırlar. Sovyet arşivi bunu baba Krupsku’nun birkaç subay ile birlikte devrimci bir örgütlenme içinde olması şeklinde yorumlar. Daha sonraları Nadejda ya da Nadya’nın belirttiğine göre baba Birinci Enternasyonalle de bağlantılıdır. Babasının Marks’ın kitaplarını okuduğunu da yazar Nadya. Annesi ise Polonya dilinde de çocuk eğitimine ilişkin kitaplar yazan babası gibi topraksız soylu bir aileden gelen bir eğitmen.

Aynı yıllarda ülkenin Doğusunda yine Kazan bölgesinden bir başka anne baba da kendilerini liberal bir eğitim modeline adamıştır. Baba Ulyanov meslekte gösterdiği başarılardan dolayı saygın bir yer edinmiştir Volga dolaylarında. Anneler ve babalar birbirleriyle görüş alışverişinde bulunmamışlardır ama çocuklarını hayat bir araya getirecektir yıllar sonra. Nadejda yetiştiği liberal ortamdaki arayış süreci içinde kendini Marksist bir çevre içinde bulur. Genç Ulyanov, St Petersburg’a geldiğinde ise kendi çapında bir Marksist kuramcıdır.

Tesadüf ya da rastlantının zorunluluğu diyelim, ilk kez bir küçük tartışma grubunda bir araya gelirler. Nadya’nın bir arkadaşı “Volga taraflarından genç bir Marksist kuramcı gelmiş, kendisini davaya o denli adamış ki roman okumaya bile zamanı yokmuş” diye anlatmıştı. İlk bakışta beğeni ölçülerine göre biraz garip gelse de Nadya ‘da da gençliğin çoşkusuyla bu ilk tartışma toplantısını kaçırmaz. O zamana kadar dönemin ilerici yazarlarını didiklemiş. Bir ara dönemin gözdesi Tolstoy ile yakından ilgilenmiş onun dinsel filozofisine kendisini kaptırmış hatta ona mektup yazarak çalışmalarına katkıda bulunmak istediğini belirtmiş. Bir süre sonra Tolstoy’un kızı önce “şu kitabın düzeltmesiyle başla” diyerek babasının bir kitabını göndermiş. Söylenileni büyük bir özenle yerine getirdikten sonra büyük heyecanla ardından yeni bir işin geleceğini beklemiş. Ancak bu çalışmanın arkası gelmemiş. Tolstoy’un dönemin oldukça ilerisindeki görüşleri onu biraz etkilemiş ama sonuç olarak ülkenin içinde bulunduğu sorunları tümünden çözecek önerilirden yoksun olduğu düşüncesine varmış.

Dönemin Rus aydınlarını etkileyen bir başka ünlü romancı da Çernişevski’dir. Onun Nasıl Yapmalısı ‘da birçoklarının yanı sıra Lenin’in de başucu kitabı olmuştur. A. Herzen’in Kimi Ayıplamalı ya da Suçlamalı‘sı da aynı dönemde yayınlandığı ve bir o kadar da etkili olduğu halde Çernişevski’nin çalışması kadar üzerinde durulmamıştır.

Türkiye’de hem de Rusya’da Herzen belki de anarşist sosyalist görüşlerinden dolayı daha rahatsız edici bulunmuş olabilir. Hem Herzen’in hem de Çernişevski’nin yapıtında işlenen ama üzerinde durulmayan bir başka alan ise: Kadın özgürlüğü ve aşktır. Bu konu sonraları Sovyet kadın hareketinin bir başka önde gelen kadın karekteri ve bir ölçüde üzerinde durulmadan geçilen kişiliği İnessa Armand’ı da büyük ölçüde etkileyecektir.

Şu işe bakınız birbirlerini bir 1894 Şubat’ında tanırlar.. Elimizdeki bilgilere göre doğum gününü nasıl kutladıklarına ilişkin bir bilgi yok ama Nadya’nın doğum günü 14 Şubat’tır. Sevgililer günü o zamanlar kutlanıyormuydu bilemiyorum ama en azından bu günün bu vesileyle de kalbimizde özel bir yeri olacak… Bir ömür boyu sevginin fedakarlığın ve kendini bir davaya adamışlığın simgesi olan Nadya umutunu yitirmemiştir hiç bir zaman aşkına karşı. Hatta bir ara Lenin’in İnessa ile sıkıfıkılığı bile onu üzmüş ama bu özel ilişkiyi de kabullenebilmiştir…

Takvimin değişmesiyle Nadya’nın doğum günü de unutulup gitmiş dostları ve sevenleri dışında.

İşte Prof Mc Neal’ın “Devrimin Gelini” diye hakkında bir biyograf çalışması yaptığı Nadejda aradan dört yıl geçtikten sonra genç Ulyanov’la evlenecek ve bundan böyle devrimci literatüre Krupskaya diye geçecektir. Hoş Profesör’ün bileceği bir iş ama kitabın başlığını da dikkat çekmeden geçemiyeceğiz. “Devrimin kızı” da olabilirdi kitabın adı ya da her ikisi birden. Belki de R. Mc Neal Krupskaya’yı olduğu gibi yansıtmak istedi. Bütünüyle bakıldığından “Devrimin gelini” oldukça kapsamlı bir çalışma.

Lenin Krupskaya ilişkileri açısından belki de oldukça bilgilendirici. Halbuki Krupskaya’nın devrimci çalışması Lenin’le başlamıyordu. Onunla da bitmediği gibi.

Sık sık bir süre oturdukları evlerinin önünden geçiyorum. Şimdi kimler oturuyor bilmiyorum. O dairede şimdi oturanlar elbette Lenin ve Krupskaya’nın da 1904 -1905 yılları arasında yaşadıklarını biliyorlar ama. İngiliz Anıtlar Kurulu niye duvara astığı levhada sadece ‘burada niye Lenin yaşadı diye yazıyor acaba? Bu kadar kadın hakları ve sevgililer günü kutlaması söylemi içinde Krupskaya’nın unutulması bir iki yüzlülük olmuyor mu? Burada da herkesin bu kadar duyarsız olduğunu sanmıyorum. Bir gün gelir bunu da düzeltiriz En azından Islington Belediyesi bu işe el atar. Bir Şubat ayında Lenin beceremediği için yine sobayı Krupskaya yakıyordu Troçki’nin kahvesini pişirdiği gibi. Hatırlamak güzel umut daha da…

Gökten üç elma düşmüş biri unutmayanlara, biri unutulmayacaklara biri de umutunu hiç yitirmeyenlere…

İlgilisi için notlar :

-Nadejhda umut demekmiş Rusca’da

-Bride of the revolution, R.H. Mc Neal.

-A. Herzen.” Who is to be blamed,”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here