Sezer ve akılları karıştıran gerçekler…

Onuncu Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in yedi yıllık dönemini tarihçiler son derece kolay yazacaklar.
Bundan eminim.
Zaten tarihciler kayıtlara, zabıtlara ve resmi bilgilere ulaşıp tarihi yazarlar.
Oysa siyasi tarih yazmak o kadar kolay olmasa gerek.
Hele siyasi tarihi yazarken sosyal bilimcilerin işi daha da zorlaşır.
Siyaset sosyologları, tarihi perspektif içinde geçen tartışmaları, çatışmaları, kavgaları bulup yazmak zorundalar. Yani onlar için perde gerisi daha önemlidir.
Hatta gizli zabıtlar, en inandırıcı belgeler arasında yer alır.
Yani işleri “laylaylom” değildir.
Mesela Sezer dönemi, görev yaptığı yedi yılı inceleyecek ve yazacak olan siyaset sosyologları açısından gerçekten verimli ve renkli bir dönem olarak kayda  geçebilir.
Misal:  2001 yılında bir ülkenin Başbakanına, yani rahmetli Bülent Ecevit’e anayasa fırlatan ilk cumhurbaşkanı olma gerçeğini hiç bir sosyolog atlamamalı, atlayamaz.
Tabii sadece bu değil.
Esas AK Partti Dönemi daha renkli.
Gazetecilere, ünlülere, ülkenin yazarlarına, tanınmış sanatcılarına Çankaya Köşkü kapısını sıkı sıkıya kapatan Sezer’in, Nobel ödülü alan ilk Türk yazarı Orhan Pamuk’u kutlamama nedeni  sosyologlar için ilginç olacaktır.
Belki psikologlar için de…
Yine başka  misal: Son dönemde Sezer’i bir TV kanalının kutlama yıldönümüne katıldığı bilinmektedir. Kanaltürk adlı bu kanalı Sezer’in neden sevdiği kesinlikle araştırılmalıdır.
Hatta gazeteci ve yazarlar arasında sadece ve sadece Cumhuriyet yazarı İlhan Selçuk’u da Çankaya Köşkünde ağırlaması da muhakkak irdelenmelidir.
Bir diğer misal: Sezer’in gitmesine (görevinin bitmesine) çeyrek kala, neden Harpokulları Akademisinde, yani asker garnizonda bir konuşma yaparak rejimin tehlikede olduğuna dikkat çekme ihtiyacı duymuştur?
Neden Çanakaya’dan yazılı açıklama yapmamıştır?
Ya da TV’lere ortak demeç vermemiştir?
Misal: Genel Kurmayın e-bildirisine karşı tek satır görüş bildirmemesi de sosyologlar açısından son derece ilginç olacaktır.
Gelelim vekiller meselesine.
Ahmet Necdet Sezer, AK Parti’nin kadrolaşmasını önlemek için olsa gerek “vekiller dönemini” başlatan ve bunu dört buçuk yıl sürdüren tek ve ilk cumhurbaşkanı olarak da tarihe geçmelidir.
Müsteşarlar, genel müdürler, il müdürleri gibi bürokratik makamlara asil tayini yapmayan Sezer, bir tek valiler için “vekil” formülünü uygulamamıştır.
Asaleten atama önerilerini geri çeviren Sezer’e karşı formül geliştiren hükümet, bu yerlere “ vekil” atamak zorunda kalmıştır.
Bu sayede AK Parti kadrolaşmayı “ vekiller  sayesinde başarmıştır.
Yani kadrolaşmanın önü alınmadığı gibi “inadına” kadrolaşmalar yoğunlaşmış, tercihan başörtülü eşleri olan “ vekiller” bürokrasiyi yönetmişlerdir.
Kamu alanını “vekil” bürokratlarla dolduran Sezer’in cumhurbaşkanlığı süresi 15 Mayıs’ta dolmuştur. Bu nedenle Sezer şu anda cumhurbaşkanlığına vekaleten bakmaktadır. Asil seçilene kadar “ vekil” kalması anayasa gereği olan Sezer’den sonra, Haziran ayında Anayasa Mahkemesi Başkanı Tülay Tuğcu da yaşı dolduğu için emeklililğini istemek zorundadır. Bu durum karşısında Anayasa Mahkemesi  vekillikle görevlerini yapmak zorunda kalacaktır..
Yargıtay Başkanlığı ise bu ay sonu itibariyle boşalacaktır. Başkan sayın Ok emekli olacaktır.
Yani ister tarihin, ister boşluk kabul etmeyen doğanın rövamşı deyin Sezer’in “vekil” formülü sonunda gelip, hem kendi tayin ettiklerine, hem de kendisine kadar dayanmıştır.
Buna kimileri ne der bilemem ama bana göre bu gerçek sanki bir “ vekil rövanşı” gibi bir şey.
Bu açından bakınca siyaset bilimcilerin, sosyologlarının işi gerçekten zor.
Ama renkli…
Üstelik çok renkli…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.