Silivri

Selahattin Demirtaş, aileler ve arkadaşlarımızla, Özgür Gündem Gazetesi’nin tutuklu 20 çalışanı, toplam 46 gazeteciyle dayanışma için Silivri’deydik. Ara kararda tahliye bekleyenimiz pek yoktu. Nitekim tek bir arkadaşımızı kurtarabildik.
Mahkeme alelacele avukatların savunmalarının bitmesi telaşındaydı, iddianamedeki tuhaflıklar basına yansıdı. Ama ana akım medya ısrarla 2 yıldır tutuklu olan arkadaşlarımızın yaşadığı aleni haksızlığı görmezlikten gelmeyi tercih ediyor. İnsanlık onuru ve vicdanı yine yetersiz bakiye veriyor.
Kelam tekeli tekellerin en berbatıdır. Yerel seçimlere doğru giderken muhalif gazetecilerin içerde rehine tutulması, mücadele koşullarında eşitliğin önündeki en önemli engeldir.
Duruşmada sağıma baktım aileler, soluma baktım bizim arkadaşlar, dayanışma için gelen tek bir gazeteci yok. Ağır gazeteci ablalar, ağabeyler lafa gelince iri iri laflar ederler, basın özgürlüğü için, ama konu Kürt gazeteciler olunca kıllarını kıpırdatmazlar, onları gazeteciden saymazlar. Bu ikiyüzlü tutum çok ağrıma gidiyor.
Geçmişte de KCK duruşmasının karşısında Odatv denilen yapılanmanın davası vardı, bildiğiniz siyasetçiler, gazeteciler ordaydı ve tek bir kişi lütfedip bir adım öteye uğramamışlardı.
Mehmet Ağar davasında, tek Jitem duruşması olan Diyarbakır’daki Temizöz davasında ve sadece iki Baro’nun takip ettiği 12 Eylül davasında da durum farklı değil.
Tabii ki yargılamalarda faşistlerin de, militaristlerin de, darbecilerin de, karanlık dünyaların kalemşorlarının da hukukuna özen gösterilmelidir. Bunu her zaman savunduk. Ama hukuk, hakkaniyet sadece kendi cenahınızın canı yandığında aklınıza geliyorsa bir inandırıcılığınız da kalmıyor.
Yargıtay’daki Dev-Yol davası 30 yıl sürdüğünde, diğer sosyalist ve devrimcilerin davası 10 yıllarca süregeldiğinde, kıllarını kıpırdatmayanlar, dönüp bakmayanlar, bizi yalnız bırakanlar, sıra sevgili generallerine, darbecilerine, kara propagandacılarına gelince çok hassas kesildiler. Galiba bu insanlara ne deseniz artık boş, doktorların deyişiyle, hasta tedaviye cevap vermiyor. Teller koptuktan sonra düğüm atsanız da faydası olmuyor.
Neyse, bütün bu yaşanan rezilliklere rağmen uğradığınız haksızlıklara karşı yanınızda yine biz olacağız.
***
Dersim’in Kayıp Kızları’nın ardından Hay Way Zaman belgeseli ile Nezahat Gündoğan’ı ve emek verenleri kutlamak gerekiyor. Katliam sürecinde Mustafa Kemal’den, İsmet İnönü’ye, Celal Bayar’dan Sabahat Gökçen’e her birinin ağır sorumluluğu ortaya konarken, bireysel öyküler yüreğinizi dağlıyor. Bunca acıya rağmen insanların hala gülebilmesi, mizah yapabilmesi olağanüstü bir durum. Galiba mizah fanatizmin tek ilacı.
Ne diyordu İsabel Foncane:”Biz insanlardan değil, yaptıklarından nefret ediyoruz.”
Bu belgeseli Hannah Arendt filminin ardından izledim, birbirini nasıl da tamamlıyor. Kötülüğün banalliğini bir kere daha saptıyor, ama bu kötülük bombardımanı Seyit Rıza’ya itibarsız diyebilen siyasi yapılara hala destek verenleri anlamamızı ve bu despotik devlet yapısına ulus devlet diyerek aklamaya çalışanları onaylamamızı tabii ki sağlamıyor. Ama hafızamızı tazeliyor, balıklar gibi olmayalım diye. Onların hafızası 3 saniye, 4. saniyede öncesini unuttuklarından hep büyük balık küçük balığı yiyor.
Ortak hafıza ise 1915’den kimyasalların kullanıldığı Dersim’e ve Auschwitz’e uzanan zinciri unutma diyor.

Not: Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi’nin 1. Kongresi’nde Sevil Turan’ın yanı sıra eşsözcülüğe seçilen ve babası Fatsa Belediye Başkanı Terzi Fikri’nin mücadele bayrağını yıllardır onurla sürdüren Naci Sönmez’i de kutluyorum. Onun eşsözcülüğü HDK-P sürecine de ivme katacaktır.

ufuk_uras@yahoo.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.