SINIF TAVRI SOHBETLERİ

Emekçilerle sınıf tavrı sohbetlerine başlanıyor. Bu sohbetler dizisinde ben de görevliyim, hem de ilk sohbette. Bundan dolayı hem mutluyum, hem de doğrusu oldukça heyecanlıyım. Gerçi arkamda yarım asrı devirmiş bir akademik yaşamım olmasına rağmen, ilk kez böylesi heyecanlandığımı söyleyebilirim. Belki sohbet yapacağım grubun okul eğitimlerindeki yapıdan farklı olmasından, belki de yüz yüze olmayan görüşmenin oluşturabileceğini düşündüğüm bazı sorunlardan kaynaklanıyor olabilir. Fakat bu tatlı telaşımı yenebileceğim çok güçlü iki alanda beklentim var. Bunlardan birincisi sohbet edeceğim kesim emekçi dostlarımızdır. Kim bilir emekçi dostlardan nasıl yeni bilgiler edineceğim ve bilgi hazinemi zenginleştirebileceğim! İkincisi de, sınıflarda yaptığım sohbet ve derslerden farklı olarak bu deneyimin bana hem yeni bilgi alanında, hem de iletişim alanında güçlü fayda sağlayacağını düşünüyorum.
Seri halinde yapılacak bu sohbetler ders niteliğinde olmayıp, sohbet, yani karşılıklı konuşma ya da daha doğru ifadesiyle dostlar arasında fikir alış verişi şeklinde gerçekleştirilecektir. En azından ben sistemin böyle işleyeceğini ve böyle işlediği durumda tüm taraflara daha yararlı olacağını düşünüyorum. Gerçi, yüz yüze olmayıp, çevrimiçi yapılacağı için birbirimizi görmek, hatta aynı anda tüm arkadaşların tepkilerini ya da durumlarını anlamak olanaklı olmayacaktır, ne yapalım bu kez bu kadarla yetineceğiz, ileride, dileyelim ki bu berbat durum biter de karşılıklı sohbetimizi daha rahat gerçekleştirebiliriz. Doğal olarak, arkadaşlar beni daima görebilecek, fakat benim arkadaşları aynı anda tümü ile görebilmem olanaklı olmayacak. Ama lütfen endişelenmeyelim, karşılıklı en anlayışlı davranışı sergileyeceğimizden ben eminim.
Sohbetler dizi halinde gerçekleştirilecektir. Bu konuda Gazete Manifesto ve sair örgütsel yayınlardan dostlarımızın fikirleri vardır ya da oluşacaktır. Ben tüm süreç hakkında bilgi vermeye mezun olmadığımdan, sadece kendi konum üzerinde birkaç söz söylemek istiyorum. Benim konum “Rakamlarla Dünya ve Türkiye Gerçeği” olarak belirlendi. Böylece, önce genel dünya koşullarına bakacağız, yani kapitalizmin tüm küre üzerindeki etkilerine, oluşturduğu sonuçlara ve olası gelişme çizgisine bakacağız. Dünya koşulları ile başlamamızın çok önemli bir sebebi, salt pedagojik olarak büyükten ya da genelden özele gitmek olmayıp, Türkiye ekonomisinin ve buna bağlı olarak siyasetinin dünya koşullarından ciddi olarak etkileniyor olması ile ilgilidir. Diyebiliriz ki, 1930’lar Devletçilik uygulaması dışında kalan hemen tüm dönemlerde, günümüze doğru giderek şiddetlenen şekilde, ekonomimiz ve siyasetimiz dünya ekonomi ve siyasi dokusundan etkilenmiştir. O nedenle, sadece tarihsel yürüyüşü değil, özellikle de günümüz koşullarının anlaşılabilmesi açısından küresel koşulların tartışılmasında yarar görülür. Biz de bu gerekçe ile yürüyüşü bu çerçevede yapacağız.

Dünya derken neden derhal küresel kavramına geçtiğimiz ise başlı başına önemli bir konudur. Bunun sebebi ekonomik sistemlerin yayıldıkları her alanda yavaş da olsa üst-yapı kurumları olan insan davranışı, hatta eğitim, hukuk sistemi ya da sair davranışsal kodları üzerinde ciddi şekilde etkili olmasıdır. Gerçi bu etki, ülkelere göre değişir hızda gerçekleşiyor olsa da, bir süre sonra her ekonomi alt ve üst yapılarıyla birbirini andırır konuma gelir. Acaba ülkelerin öz davranış ya da ahlaksal vb konulardaki kendi huyları, küresel çapta model oluşturan büyük ekonomilerdekilere benzer mi? Bilmiyorum, tartışacağız, arkadaşların da fikirlerini alarak güzel bir tartışma yapacağımıza inanıyorum. Ancak, her konuda olduğu gibi, bu konuda da kesin bir sonuca gitmemiz beklenmemelidir. Akademik tartışmalarda mutlak olarak neyin doğru ya da neyin yanlış olduğu ya da neyin mutlak belirli şekilde olması gerektiği gibi bir durum söz konusu değildir. Hatta ahlaksal anlayışta bile böyle bir mutlak aynılık yoktur. Bazı sosyal antropologların yaptığı araştırmalarda şunlar görülmüştür ki, geçmişte bazı kabilelerde evlilik çağına gelmiş bir delikanlının evliliğe hazır olduğunu kanıtlayabilmesi için karşı kabileden bir genci öldürmesi gerekmektedir. Yine benzer türde araştırmalar göstermiştir ki, bir kabilenin diğer kabileye karşı gücü kabile reisinin diğer kabile reisinin eşini zorla alması ile kanıtlanır. Doğal olarak bunlar çok eskilere ait ve kabile toplumu gelenekleri olarak görülebilir, fakat davranışın özü değişmekle beraber, davranış benzerliği her dönemde geçerlidir. Bugünden bir örnek verecek olursak, günümüzde varsıl olmayan halk kesiminin bile finans dünyasına girdiği ve her ne kadar kaybetme olasılığı çok yüksek de olsa bu girişimden çekinmediği görülür. Değişim ekonomisinden kentsel piyasa ekonomisine geçişle davranışlarımız ve tüm algılarımız da ona göre değişir. Bu örnekleri çoğaltmak kolaydır, ama sorun sanırım anlaşıldı; şöyle ki, kapitalist sistem ülkeler üzerinde yaygınlaştıkça her ülkeyi yavaş da olsa, aynı boyaya boyamaya başlar.

Açıktır ki, böylesi konuları tartışırken, bu küresel köyün ağasının kim olduğu da gündeme gelir. O ağa hem gelir düzeyi hem de teknoloji vb açılardan en ileri seviyede olan ekonomidir. Zaten, teknolojisi ve kurumları ileri olan ekonomilerde gelir düzeyi de ileri olur. Ancak, bu düzeye gelmek kader midir, yoksa çabalar sonucu mudur? İşte işin koptuğu yer de burasıdır. Bir zamanların sömürgeciliği, zamanımızda küreselleşme ya da neoliberalizm olarak uygulanan modern sömürgeliğe dönüşmüştür. Öyle ki, salt Türkiye’de değil, tüm yerkürede işsizlik korkulu bir rüya olarak kol gezmektedir. İşsizliğe karşı bazı çareler düşünülürken, can kurtarıcı olarak kapitalistler şimdi de “temel vatandaşlık geliri” diye bir kavramı icat ettiler. Bir zamanların sosyal demokrasisi nasıl insanları kandırdı ise, şimdilerde de bu uygulama ile yeni bir toplumsal uyuklama dönemi tasarlanmaktadır. Ancak unutmayalım ki, bugün sosyal demokrasi gündemde olmadığı gibi, yarın da temel vatandaşlık geliri gündemde olmayacaktır. Peki, bunları elimizin tersiyle itelim ml? Hayır, bugün bunları isteyelim ve almaya çaba sarf edelim, ama asıl uzun erimdeki hedefi unutmadan günlük mücadelemizi sürdürelim. Bu konuyu da dostlarla tartışıp, ona göre müşterek bir noktaya gelmeye çalışacağız. Ama hem bu konudaki hem de benzeri konularda ilerideki tartışımalar hepimizin kafasını daha da açacaktır.

Sohbetimizin ikinci bölümü Türkiye ile ilgili olacaktır. Bu bölümde ülkemizin ekonomik durumu, emekçilerin emeklerinin değerlendirilme koşulları, bu bağlamda istihdam, ücret vb konuları enine boyuna tartışacağız. Ben bu konularda dostlarımızdan çok şey öğreneceğime inanıyorum. Ben de emekçiyim ama eğitim alanında çalışan bir emekçi olarak sanayi alanındaki koşulları maalesef emekçi dostlarım kadar sıcak yaşamamaktayım. O nedenle bu sohbet toplantıları bana da çok değerli bilgi hazinesi sağlayacaktır.

Meseleyi salt ekonomi ile sınırlamak biraz ufkumuzu daraltabilir. Onun yanında, Türkiye’de eğitim, medya, yargı vb konularına, kısa da olsa değinmekte yarar olacağını düşünüyorum. Bu düşünceyi oluşturma nedeninim, sistemlerin bir bütünsel yapı olarak ele alınması gerektiği görüşümdür. Zira tüm sistemler, efradını cami, ağyarını mani bütünselliklerdir. Yani, sistemler tüm kendi öğelerini içine alır, toplar, fakat tüm yabancı elemanları dışlar ve onlarla savaşır. O nedenledir ki, karma sistem ya da bir zamanlar söylendiği gibi her sistemin iyi tarafını alıp, olumsuz yanlarını dışlayan orijinal bileşim yapmak olanaklı değildir. Çünkü her karma sistem, başlangıç koşullarıyla zorunlu olarak devreye alınmış olsa dahi, bir süre sonra, küresel ve yerel koşullarla görece güçlü olan bir sistem özüne evrilir.

Önümüzdeki hafta yapılacak bu sohbeti heyecanla bekliyorum. Arkadaşlara elimden geldiğince iyi malzeme hazırlamaya çalışıyorum. Karşılıklı sohbetimizin hepimize çok değerli yeni düşünce kalıpları kandıracağına inanıyorum.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

nine − two =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.