Sivil Sömürgecilik

Sömürgecilik ya da emperyalizm, açıktır ki, ekonomi ile ilgili bir politikanın kavramsallaştırılmış şeklidir. Ancak, sömürgeciliğin ya da emperyalizmin uygulanış biçimi, tarihsel süreçte, zaman ve koşullara göre değişmiştir ve zamanımızda da değişmektedir. Önceleri silâh gücü ile uygulanmış olan emperyalizm, günümüzde ekonomik ilişkiler ağında ve anlaşılamayan bir ortamda yürütülmektedir. Yazının başlığı bu durumu, yâni emperyalizmin özünü değil, uygulama biçimini vurgulamayı amaçlamaktadır.

Silâh gücü ile yürütülmüş olan emperyalist ilişkiler nasıl sömürülen ekonomiyi güçsüz bırakmış ise, günümüzde sivil görüntülü ekonomik ilişkiler de, bu ağın içine giren güçsüz ekonomileri çökertmektedir. İlginçtir ki, görevin tamamlanması üzerine, vaktiyle emperyalistlerin zorba uygulayıcısı konumundaki silâhlı kuvvetlerin bugün geriye çekilmiş olmalarına karşın, günümüzün zayıf ülkeler silâhlı kuvvetleri de ulusal kaynakları bilinçsizce koruma görevine soyunmaktadır.  Böyle bir muhalefeti çıkarlarına engel olarak algılayan Batılılar da sivilleşme görüntüsü altında güçsüz ülkelerdeki silâhlı kuvvetleri güçsüzleştirmeye çalışmaktadır. Kafa karışıklığı yaratılarak, anlaşılamaz hale getirilen nokta şu ki, Türkiye’de ve diğer bazı gelişmekte olan ekonomilerde emperyalizme karşı ülkeyi koruduğu görüntüsü veren silâhlı güçlerin kapitalizme karşı olmadıkları, kapitalizmle içiçe oldukları, hatta kapitalizm ile emperyalizm arasındaki sıkı ilişkiyi anlayamadıkları gerçeğidir! Oysa, güçsüz ülkelerin silâhlı kuvvetlerine karşı çıkan gelişmiş merkezlerde de silâhlı güçler çoğu durumda politika ile elbirliği içinde çalışmakta, politik kararlara müdahale edebilmektedir. ABD’nin dış politika ve uygulamasında açıkça yansıdığı gibi, gelişmiş ülkeler kendi silâhlı güçleri ile her istedikleri ülkeye girmeyi, ülke içi politikalara karışmayı kendilerine hak görmekte. Buna paralel olarak AB de benzer güce ulaşabilmek için kendi silâhlı kuvvetlerini oluşturmaya çalışmaktadır. Çünkü, sermaye daima silâha gereksinme duyar; sermaye, bazen yanında, bazen arkasında, bazen de önünde olarak, daima silâhlı kuvvetlerle ilerler. Bu nedenledir ki, küreselleşme sermayenin tüm yerküreye yayılması olarak tanımlandığı sürece, politik örgütler olarak devletler yok olmayacaktır, çünkü silâh ve ordu bir devletsel erktir. 

Sivil emperyalizm çağında Batılıların güçsüz ekonomileri teslim almasının diğer yolu da, emperyalizm ağına alınan ülkenin lideri konumundaki kişilerin egosunu şişirerek, o kişiler üzerinden politik kararlara hakim olmaya çalışmaktır. Türkiye’de canlı örneği yaşanan bu  durumda da açıkça görüldüğü üzere, lider konumuna getirilen kişilerin etrafındaki tüm stratejik karar veya kurmay örgütler zayıflatılarak veya işlevsizleştirilerek, toplumsal kararların alınmasında lider çevresinden tecrit edilmeye çalışılmaktadır. Meclis’in işlevsizleştirilmesi yanında, halk nazarında üniversitelerin, yargı organlarının ve Cumhurbaşkanlığı makamının itibarının düşürülmeye çalışılması, Batılıların, kendisini lider olarak topluma kabul ettiren kişiyi bilgisiz ve desteksiz olarak karşılarına alma çabasına yöneliktir. Bu durumdan güçlü devletlerin mutlu olması doğaldır. Ama, bu durumdan  sömürülen ülke halklarının mutlu olması ise patolojidir.

Egosu şişirilmiş göstermelik lider, içte işler karmaşıklaştıkça dış desteğe ağırlık vermeye yönelir. Dış desteğe yöneliş Batılıların lideri teslim almasının çok önemli bir kanalıdır. Herhangi bir dış merkezin bir ülke liderini desteklemesi, ülkeler arasındaki çıkar çatışmasının olması durumunda, ülke liderinin ulusal çıkarı gütmediğinin açık kanıtıdır. Buna rağmen, salt dış desteğe dayanarak halkının karşısına çıkan bir lideri ülke halkının tasvip etmesi ve yüceltmesi de toplumsal patolojidir.

Küreselleşme çağında yoksullaşan halkları baskı altında tutmanın çok önemli diğer bir aracı da mikromilliyetçilik ya da dincilik vb gibi çeşitli gerici akımlardır. Söz konusu akımları gericilik olarak nitelemek de bizzat kendi içinde bir ideolojidir. Şöyle ki, kapitalizmin yoksullaştırdığı halk kesimlerinin baskı altına alınmasının ve sakinleştirmenin çok önemli yolu dincilik vb gibi akımlar ise, bu akımları gericilik olarak nitelemek doğru olmaz. Söz konusu akımları, gerici olarak değil, tam tersine, ilerici olarak nitelemek daha yerindedir. Ancak, burada ilericilik sözcüğü, insanlığın mutluluğu ve özgürlüğü anlamında değil, kapitalizmin geldiği aşamada tarihsel olarak çağa uygun ve sömürücü kapitalizme destek kavram olarak kullanılmaktadır. Diğer bir ifade ile, kapitalizmin sürdürülebilmesi için gerici olarak nitelenen akımların destek olarak kullanılması kaçınılmazdır. Kapitalizmin gereksinme duyduğu sosyolojik davranış biçimlerinin gerici olarak nitelenmesi, kapitalizmin sömürücü ve halkları yoksullaştırıcı özelliğini perdeler ve söz konusu akımların yanlışlıkla tarih sahnesine çıktığı ve yüzeysel mücadelelerle ortadan kaldırılabileceği gibi yanlış bir görüntü verir.

Şu kesin ki, günümüzün sivil sömürgeciliği, hem uygulanış biçimi hem de etkileri itibariyle, eskisine göre çok daha etkili ve güçlü. Günümüz emperyalizminin en önemli yönü, halklara yaptığı kötülüklerin anlaşılmaz oluşu ve halkların sistemden değil, sonuçlarından şikâyetçi olmasıdır.  

* Prof. Dr.
 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

eleven + 6 =