Siya-SEL felaket

Ülkemizde ardı ardına yaşanan sel felaketleri sonrasında herkes Afet Yönetimi uzmanı kesildi. Televizyonlarda dere yatakları üzerine ahkâm kesen, düzenli kentleşme, kent planlaması üzerine konuşan yeni yetmeleri görünce gülsek mi, ağlasak mı acaba?

Birkaç gün aralıkla yağan yağmur, bütün yolların kapanmasına, elektriklerin kesilmesine, hastanelerin sular altında kalmasına, barajların taşmasına ve arabaların yollarda kalmasına neden oldu. Bütün bunlar, ülkemizin ciddi bir afet yönetimi ve sağlıklı bir altyapıya sahip olmadığını ortaya koyuyor.

Peki, ülkede yaşanan sel felaketlerinin kaynağı nedir? Bugün ve bundan sonra böyle felaketler yaşayacak mıyız? Dünyada yaşanan seller, heyelanlar, kuraklıklar ve aşırı yağışların kaynağı, küresel çevre sorunlarıyla yakından ilişkilidir. İklim değişikliği ismi verilen bu küresel çevre sorunu, dünyanın ekolojik dengesini bozmaya çalışan insanlığın ortak bir suçudur.

Bundan sonra uzun süren kuraklığa ya da bir yıllık yağmurun birkaç gün içinde yağmasına hazır olmamız gerekecek. Küresel iklim değişikliği, dünyanın ikliminde beklenmeyen değişimler ve çeşitli bölgelerde felaketlere neden olan sonuçlar üretmeye devam edecek.

Gelelim, ülkemizdeki felakete. Sel felaketiyle ilgili çok konuşulup yazılacak. Kriz merkezlerinin ne derece yeterli olduğu, gerekli ekipmanları olmayan yerel yönetimlerin etkisizliği, yağmur suyu ve atık su altyapı sistemlerinin yokluğu, düzensiz-plansız kentleşme gibi konularda çok konuşulup bolca yazılacak. Ben, konunun farklı bir yönünü gündeme getirmek istiyorum.

Siyasetçilerin ülkeler için gerçek bir felaket durumuna geldiği yüzyılımızda, sel felaket ile siyasetçilerimiz arasındaki ilişkiyi değerlendirmek istiyorum.

Ülkeyi seller ve sular götürürken ve halk feryat ederken, ülkenin Cumhurbaşkanı İspanya’dan canlı telefon bağlantısında televizyonlarda nutuk çekiyor. Bir o televizyon, bir bu televizyon yayınlara bağlanıp duruyor. Bir Avrupa ülkesinde olsa, devletin başındaki insan, bütün işlerini bırakıp ülkesine dönmez miydi? Cumhurbaşkanı Talat ise çok rahat, “orada olmayı çok isterdim” diyor TV kanallarında. Bir program yapımcısı da “Buyrun Gelin Sayın Cumhurbaşkanım, Sizi Kim Engelliyor” demeyi aklına getiremiyor.

ÖRP lideri Turgay Avcı ise tam bir şaşkınlık içinde. Sel felaketi ile ilgili 10 gün konuşup 11. gün konuyu unutacağımız, televizyonların bu konuyu daha uzun süre konuşması gerekir diyor. Sayın Avcı, Şinasi Nahit Berker’in “Bu Memleket Uzun Laftan Battı” sözünü unutuyor sanırım. Turgay Avcı’nın sel felaketiyle ilgili yaşanan sorunları önlemek, yaraları sarmak, gerekli önlemleri almak, önlemlerin ne olduğu konusundaki sorulara yanıtı, “televizyonların konuyu gündemde tutmaya devam etmesi.” Siyasetçilerimizin halini düşününce, Süleyman Demirel,’in siyaset, “sorun çözme sanatıdır” sözünü hatırlıyorum.

Başbakan Eroğlu’nun sel felaketi nedeniyle İstanbul ziyaretini iptal etmesi çok doğru bir davranıştır. Başbakan Eroğlu’nu kutluyorum. Bu acılı günde halkın sorunlarını çözmek için görevinin başında olması gerekir. Öyle de yaptı.

CTP ve DP’nin sel felaketi nedeniyle Hükümete yönelik eleştiriler yapmaktan öteye gitmeyen tavırları ise çok komik. Başkent Lefkoşa’da belediyeyi kazanan DP, 1 ay öncesine kadar kendi partisinden olan belediye başkanına niçin gerekli önlemleri aldırmadı? Girne’de AB fonlarından da yararlanarak birçok proje ürettiğini iddia eden CTP belediye başkanı, acaba olası bir sel felaketine karşı bir proje üretmiş de AB fonlarına ya da Türkiye Yardım Heyeti’ne başvurmuş mudur? Sorunun yanıtını hepimiz biliyoruz.

Sel felaketi göstermiştir ki, ülkemizde kriz durumlarında siyasetin sefaletini yaşıyoruz. Bu nedenle, sel felaketini, Siya-SEL bir felaket olarak da değerlendiriyorum.

____________________

* Siyaset Bilimci, Doç. Dr.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.