Siyah Kitap/ Karanlığın dehşetli sesi

“ Konuşurken sigarasını çekip dumanı üflediğini duydum, ama sigaranın ucundaki gözle görülür, kırmızı ateşin yerinde sıra dışı bir şekilde titreyip yok olan zayıf bir parıltı vardı”
Kitabın adı: Baumhoff Patlayıcısı, yazarı: William Hope Hodgson. Kitap “Masal Evi” çıkışlı ve “Masal Evi” kitapları bir “Altıkırkbeş Yayını”. “Altıkırkbeş Yayın” da bir “Kaybedenler Klübü Tribi”. J.R.R Tolkien’dan çok önce yazılmış bir hikaye “Baumhoff Patlayıcısı”. Ocak 1912’de yazıldı, 20 Eylül 1919 tarihinde “Nash’s Illustrated Weekly”de yayımlandı. Tolkien’in bu öyküyü muhtemelen 1930’ların sonunda okuduğu düşünülüyor. Yüzüklerin Efendisi’nde Tolkien’ın karanlığın güçlerini Hodgson’u hatırlatır biçimde uyandırdığı söyleniyor. Bu kitap, yazarın karanlık saplantısını açığa vuran bir Hodgson hikayesi ve karanlığa hayat vermede çok az yazarın Hodgson kadar başarılı olduğuna inanılıyor. “Baumhoff Patlayıcısı” sizi derinden ürkütecek, korkutacak, sarsacak! Bunun nedeni, karanlığın herkesin yaşadığı aynı hacimsel mekan olması ve herkesin kendi karanlığında yalnız olması!
Hain, bulanık, karanlık ama güç!
Baumhoff, tıp eğitimi de almış bir kimyager, bir dindar. Arkadaşı John Stafford’u teorisini gerçekleyen deneye tanık tayin ederek onun gözleri önünde uygulamaya geçiyor, Korkunç, ürkütücü ve hakikaten sıra dışı bir deneyimi arkadaşına yaşatıyor. Kitabın neredeyse tamamına yakın kısmını Stafford’un deney saatlerini anlatması kaplıyor.
Tadımlık
“ Dally ve Whitlaw’la Berlin civarında gerçekleşmiş olan müthiş patlamayı konuşuyorduk. Patlamayı izleyen o sıradışı karanlık devre hepimize garip geliyordu.
… Basına sızan bilgiye göre savaş otoriteleri Baumhoff adında bir kimyagerin icat ettiği yeni bir patlayıcı maddeyi denemişti.
… Kulüp’deydik ve masadaki dördüncü adam John Stafford’du. Asıl mesleği tıp uzmanlığı olan John, istihbarattandı.
… Tahminimce gazetelerden yaptığımız alıntılar işleri daha da bulandırıyor, öyle ya da böyle arkadaşı Baumhoff’u kötü bir konuma düşürüyordu. Buna daha fazla dayanamayan Stafford aniden parlayıverdi: “Yok, daha neler!” dedi, oldukça hararetli bir şekilde “Bunları yazan adamların niyeti bozuk.
… Belki de bu icat hakkında şu anda yaşayan herkesten daha çok şey biliyorum; çünkü Baumhoff’un en iyi arkadaşı bendim. Ve öldüğünde en değerli dostumu kaybetmiş oldum. Sizler de benim arkadaşlarımsınız. Bu konuyu sizden saklamama gerek yok.
… Bence Baumhoff yeryüzündeki, dinine en bağlı ve en zeki hristiyandı. İsa’nın hayatı ve ölümüyle ilgili anlaşılması ve anlatılması güç şeyleri destekleyen son derece sıra dışı ve inandırıcı kanıtların yer aldığı bir tez hazırlamakta olduğunu öğrenmiştim. Onu tanıdığımda tüm dikkatini özellikle çarmıhın altıncı ve dokuzuncu saatler arasında kararması üzerine yoğunlaştırmıştı ve bunun çok büyük önem taşıyan gerçek bir şey olduğunu göstermeye çalışıyordu.
… Arkadaşlığımız çok iyi bir noktaya geldikten sonra bir akşam, Baumhoff’a uğradığımda onu öfkeden deliye dönmüş bir halde buldum. “Karanlığın Önemi” teorisini hedef alan profesörün kendisine acımasızca saldırdığı makaleyi okumuştu.
… Teorisinden bahsetmeye başladı. Bana, fikirlerini destekleyen küçük bir deney göstermek istiyordu.
… Buradan yola çıkarak, duygusal gerginlik anında insanın etrafındaki havanın her zaman, gözle görülemeyecek kadar belirsiz olsa da ölçülebilir derecede (kişinin karakter gücüne bağlı olarak daha çok ya da daha az) karardığını anlattı.
… “Eee, dedi, ‘anlamıyor musun, acı çeken insanın karakterine bağlı olarak, daha çok ya da daha az oluyor. Hala anlamadın mı?”
… O zaman İsa’nın ıstırabı, İsa’nın yüce karakterinin etkisiyle, Ater’de müthiş bir karışıklı yarattı ve tabii ki bundan ışığın titreşimi de etkilendi. İsa çarmıha gerildiğinde havanın tuhaf bir şekilde kararmasının gerçek açıklaması bu işte.
… Paltosunun cebinden ağzında bir mantar olan küçük bir deney tüpü çıkardı ve içindekileri (ki bu sadece sıradan bir toplu iğne başının yaklaşık iki katı büyüklüğünde tek bir gri-beyaz taneydi) önündeki tatlı tabağına boşalttı. Bir bıçağın fil dişi sapıyla taneyi ezerek toz haline getirdi sonra su olduğunu zannettiğim bir damla sıvıyla tozu hafifçe ıslattı ve macun kıvamına getirdi. Altın kürdanını çıkarıp, akşam yemeğinden beri sigara çakmağı olarak kullanılan küçük bir ispirtolu laboratuvar lambasının alevine soktu. Altın kürdanı beyazlaşıncaya kadar ateşe tuttu. “Şimdi bak” dedi ve kürdanın ucunu tatlı tabağındaki miniminnacık macun parçasına değdirdi. Burada aniden mor bir ışık parladı ve kendimi birdenbire bir tür saydam karanlığın içinden Baumoff’a bakarken buldum. Şeffaf karaltı hızla kara bir kesifliğe dönüştü. Önce bunu ani parlamanın retinadaki geçici etkisi sandım. Ama bir dakika geçti ve biz hala bu sıra dışı karanlığın içindeydik”.
Dehşetengiz, hipnotik acının çığlığı
Ve, karanlık… Ve, deprem… Ve, ölüm… Sonrası ve öncesi tamamen karanlık… “Tüpün mantar kapağını açtı ve içindeki maddeyi minimum ölçülü bardağa aktardı; ve sonra bardağın dibindeki parçayı bir karıştırma çubuğuyla ezdi. Bir yandan da üstüne damla damla su ekliyordu.
… ve bardağı kaldırıp içindeki sıvıyı içti. “Ona otuz beş dakika vereceğiz” diye devam etti; sonra kömürleşme gerçekleşirken nabzımın daha hızlı arttığını, daha hızlı soluk alıp verdiğimi göreceksin, ve aynı anda karanlık yine gelecek, son derece güç algılanan, son derece tuhaf bir şekilde.
… Odada gittikçe artan, tuhaf sıra dışı bir loşluk belirdi.
… Ayakkabılarını ayağından fırlattı; sonra öne doğru eğildi ve çoraplarını sıyırdı.
…”Bunları sterilize etmiştim” dedi; ve aynı anda çiviyi dikkatle ayağına batırıp, arka arterin ikinci ve üçüncü kolları arasına, başına kadar soktu.
… Ağzından çıkanlar, araları boşluklarla dolu bir kopuk spazmodik sözcükler dizisi haline geldi.
… Kemerini çıkardı ve sandalyesinin arkasından geçirip beline bağladı; düşmemek için biraz daha desteğe ihtiyaç duyduğu belliydi.
… Artık, ne parlayan bir ışık kümesi ne de başka bir şey görebiliyordum. Gecenin zifiri karanlığında kaybolmuştum. Karanlığın içinden Baumhoff’un korkutucu, acı dolu soluk alıp verişi duyuluyordu.
…” Sus! Çarmıhı taşıyorum” ve içinde bulunduğumuz adeta dayanılmaz derecede gergin atmosferde, o yeni, tonsuz sesle söylenen, o basit sözlerin etkisi öylesine güçlü oldu ki, birden bire kocaman açılmış gözlerle Baumhoff’u doğal olmayan karanlığa karşın son derece canlı ve net bir şekilde bir çarmıh taşırken gördüm.
… Odada yine sıra dışı bir sarsıntı oldu ve evin ahşap kısımlarının gıcırdadığını duydum.
… “Eloi, Eloi, lama sabachthani! (İbranice. “Tanrım, tanrım, beni niçin terk ettin?). Ama son söz ağızdan çıkarken, çektiği ölümcül hipnotik acıyla sinir bozucu bir dehşet çığlığına dönüşmüştü.
… Bundan sonrasını hatırlamıyorum. Uzun bir süre, en azından birkaç saat boyunca yerde baygın yatmış olmalıyım.
… Bana doğru öne eğilmişti: gözleri kocaman açık ama donuktu. Yüzü aşırı derecede şişmişti ve her nasılsa görünüşünde hayvani bir şey vardı”.

Baumhoff Patlayıcısı
William Hope Hodgson
Çeviren: Tuğçe Bulgin
Masal Evi Yayınları
Kadıköy, 2005
46 Sayfa

__________________

* D.Neşe Binark
syhktp@gmail.com
http://siyahkitap.wordpress.com/

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.