‘Siyasal İslam’la isbirliğine gitmeliyiz’

‘Siyasal İslam’la isbirliğine gitmeliyiz’

0
PAYLAŞ

1980’lere kadar Türkiye’yi ayağa kaldıran sosyalistler, darbeye karşı toplumsal bir tepkiyi neden örgütleyemiyor? Sol nereye gitti, niye hayata dahil olamıyor? Nihayetinde insanlığın evrensel hümanizmasını kurma iddiasında olan Marksizm’in, bu gidişata dair bir çift lafı olmalı.  Akşam gazetesinden Erol Aral*, sosyalist solun genel eğilimlerini temsil ettiğini düşündüğü 9 kişiyle ‘Sol Kendini Arıyor’ yazı dizisi için sohbet etti… 


Aral’ın Çubukçu ile söyleşisi şöyle:


– Türkiye’de bir insanın sosyalist olması için bir sebep var mı?
– Aslında solcu olmaması için çok fazla sebep yok. Yoksulluğun, işsizliğin, baskı ve zulumün son bulmasını talep eden herkes nesnel olarak solcudur. Ama bunu hangi sosyal ve siyasal güçlerle elde edebileceği konusunda karanlıktadır. Bunlardan kurtulmanın yolu, şu andaki mevcut kapitalist ilişkilerden kurtulmaktan geçiyor. Günümüzde solcular, kiminle birleşebilecekleri sorusunun cevabını bir başka solcuda görüyor. Solcuların birliği, Türkiye’de belki de en zararlı paradigmalardan birisidir. Kapitalizmden zarar görenlerin birliğini önemsediğin zaman, halkla birleşmenin gerçek yollarını aramaya başlarsın. Solcuların birliği tam bir yanıltmacadır. Hiçbir şeye yaramaz, zaten gerçekleşmez.


– Solun gündeminde ‘devrim’ hala var mı?
– Gündemi devrim olmayan bir solculuk nasıl bir şey olabilir? Gerek sahip olduğu örgüt ve mücadele deneyi gerek entelektüel birikimin zenginliği, sosyal şartlar, belli bir düzeyde sanayisini ve teknolojisini geliştirmiş olmak vesaire gibi avantajlar, Türkiyeli işçi ve emekçilere, pek çok bakımdan bölge (Ortadoğu) ülkelerine önderlik edebilecek özellikler kazandırıyor. Ben bölge aydınları, sendikacıları, örgüt temsilcileriyle yaptığım görüşmelerde, bölgede olabilecek herhangi bir ileri hareketin Türkiye olmaksızın başarıya ulaşabileceğini düşünmediklerini gördüm. Bu hem bize bir misyon yüklüyor, hem de kendi koşullarımıza böyle bir çerçeveden bakma yükümlülüğünü getiriyor. Kendi iç sorunlarımızın çözümünü de bölge çapındaki argümanlarla değerlendirmek, ona göre anlayış geliştirmek zorundayız.


– Bölge devriminden, Ortadoğu’nun birleşik mücadelesinden mi söz ediyorsunuz?
– Sosyal kurtuluştan bahseden herkes, bölgedeki pek çok ilişkinin onarılması ve geliştirilmesiyle yükümlüdür. Bu, Ortadoğu Birliği oluşturulması gibi sonuçlara gitmediği sürece, herhangi bir ülkenin kurutuluşu, devrimi uzun süre yaşayamaz.


– Yurtseverlik-milliyetçilik tartışması solun ana gündem maddelerinden. Siz ne diyorsunuz?
– Yaşadığımız günlerde yurtseverliğin solcular arasında çok konuşulmasının arkasında yine 60’lı,70’li yılların süren etkisi vardır. Emperyalizme karşı yurdu savunma kavramından hareketle, yurtseverlik kavramı kullanılıyor. Bunun çok yanlış olduğunu düşünmüyorum. Fakat bir sosyalist bu kavramı kullanırken bazı temel ölçütlere sahip olmak zorundadır. Çünkü emperyalizme karşı savaşı yerel kapitalizme karşı savaştan ayırırsanız günümüz koşullarında, bu, burjuvaziye bir biçimde eklemlenmek ve burjuva yurtseverliğinin bir türevini yapmak anlamına gelir. Kapitalizme karşı mücadeleyi antiemperyalizmle birleştirmek önemli. Bundan yoksun olarak bakıldığında ‘ulusalcılık’ denen şey ortaya çıkıyor. Milli burjuvazinin Türkiye’de hala geçerli olabileceğini düşünmek bir safdilliktir. Maddi-nesnel bir dayanağı yok. Bugün emperyalizm artık ‘yabancı sermaye’ değil. Onun karşısında bir de birleşebileceğin milli sermaye yok. Sermaye küreselleşti. Kapitalizmin tek bir hücresinde emperyalizmle bağıntısı olmayan saf milli bir DNA bulmak mümkün değil.


– Solda eksen kaymasından söz edilebilir mi?
– Her konuda farklı düşünen ama nedense ‘sol’ diye tek başlık altında topladığımız bir belirsizlikler yumağı var. Laiklik, ulusalcılık, devletçilik, batıcılık-çağdaşlık gibi hepsi tartışmalı kavramlar, solu tanımlayan öğeler oldu. 80 sonrasında buna insan hakları, feminizm, kimlik sorunlarıyla ilgilenmek gibi daha özel bazı kavramlar eklendi. Sol, bu bakımdan biraz ‘kültürel’ bir tutumu adlandırıyor. Türkiye’de bu seçkinci-kültürel solculuğu karakterize eden kavramlar 12 Eylül’den sonra önemli hale geldi. Ekmek meselesi, solun renklerinden biri olma özelliğini yitirdi. Sol kendi derdiyle uğraşan kulüpler haline geldi. Solun etkisini yitirmesi, öz güvenini kaybederek kendisine geleneksel, evrensel-sınıfsal niteliğinden farklı renklerle tanımlanır bir kimlik araması ve bunu bulması, büyük ölçüde küreselleşme ve onun ideolojisinin etkisinden kaynaklanıyor.


– Güney Amerika’da iktidara taşınan ciddi bir sosyalist rüzgar var. Oradaki dirilik Türkiye’de neden görülmüyor?
– Güney Amerika’daki sol, hiçbir zaman dar aydın hareketi olmadı. Halkla birleşme önemli ölçüde başarılmıştır. Venezüella’da Chavez büyük ölçüde yoksulların sorunlarıyla uğraşarak iktidar olmuştur. Herhalde bizim kadar kendisini insan haklarına sıkıştırmış bir sol bulunmaz.


– Bu da 12 Eylül’ün marifeti herhalde?
– Evet, 12 Eylül bizi oraya sıkıştırmıştır. Yani ‘nihayetinde insanız’ demek noktasına getirmiştir. Ve orada kalmıştır solun aklı: İnsan olmak! Sınıf, halk gibi kavramlardan uzak bir mücadele tanımı gelişti.


– Güney Amerika’da dinsel kurumlar sola yakın durdu. Bizde tersi oldu.
– Evet, Güney Amerika’da sosyalizme karşı değildir. Bizde dinci örgütlenmeler, en keskin anti-komünist yapılanmalar olarak ortaya çıktı. Bizimle siyasi dinsel örgütler arasındaki ilişki, ABD tarafından şekillendirildi uzun zaman.


– Değişti mi bu?
– Ne zamanki Yeşil Kuşak Projesi parçalandı, dinci örgütlerle ABD arasındaki bağ değişmeye başladı. ABD’nin Ortadoğu’daki varlığı, İsrail’in şiddet politikaları ve buna direnme ihtiyacı, İslami hareketlerin tabiatını önemli ölçüde değiştirmiştir.


– Türkiye solunun siyasal İslamcılarla işbirliği yapmasını mı öneriyorsunuz?
– Humeyni’yle itifak yapan TUDEH’in başına gelenler sık sık hatırlatılır…


Geleneksel önyargılara dayanan engeller konulmamalı. Ölçülerin değiştiğini, onların da bizimle birlikte başka bir sürece girdiğini görmek gerekiyor. TUDEH deneyiminden korkarak olanakları küçültmek yanlıştır. Değişen koşullar İran örneğini tekil bırakabilir. Devrim sürecinde, bölge çapında antiemperyalist bir devrimin genişlemesinin peşindeysek eğer, Türkiye’de de antiemperyalist, antikapitalist İslamcılarla işbirliğini geliştirmeyi öğrenmek zorundayız. Ortadoğu’da yaşıyoruz.


– Barzani ve Talabani’nin ABD ile ittifakı Türkiye solunu nasıl etkiledi?
– Irak’taki gelişmeler Kürt siyasi hareketleri içinde farklı eğilimlerin doğmasına yol açtığı gibi, Türk solunda da Kürt hareketine bakışı etkiledi. Örneğin TKP, Türkiye’deki Kürt meselesini emperyalizm bağlamında değerlendirerek, belli bir mesafe koydu. ÖDP’de de bir kesim benzer bir tavır gösteriyor. Bu, Kürt sorununu ABD’nin sorunu gibi görmekten kaynaklanıyor. Türkiye’nin egemen politikası da bunun simetrisidir. Uzun bir süre, solun bir kesimi, Kürt sorunuyla, insan hakları düzeyinde ilgilendi. Oysa, ülkemizde ve Ortadoğu’da barış ve demokrasinin kilit sorunlarından birisidir ve özünde siyasi bir sorundur.


AYDIN ÇUBUKÇU?


Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu davası nedeniyle 1972’de tutuklandı. Önce idama mahkum edildi, sonra 1974’te çıkan Af Yasasıyla cezası 30 yıl ağır hapse çevrildi. 1991’de, hapisten çıktı. İlk kitabı ‘Mantık ve Diyalektik’ 1989’da yayınlandı. ‘Kültür ve Politika’, ‘Teoride ve Eylemde Diyalektik Materyalizm’, ‘Kültür ve İdeoloji Sorunları’, ‘Bizim ’68’ diğer kitapları. Çok sayıda kitabın editörlüğünü yaptı. Şu anda Evrensel Kültür dergisinin genel yayın yönetmeni. Evrensel gazetesinde yazıyor.


______________


* Bu yazı dizisi 13-17 Eylül 2006 arası Akşam’da yayınlandı ve yazarın izniyle Açık Gazete’ye de alındı…


DİĞER AYAKÜSTÜ SOHBETLER:


– Sol Kendini Arıyor II: Çiğdem Çidamlı
– Sol Kendini Arıyor I: Mihri Belli:
– Hayalet yazar Hüdai Nabit
– Çitlembik ağacıyla söyleşi
– ‘Çocuğa şiddet, çok yaygın’
– İran PKK’yi neden bombalıyor?
– Serdar Denktaş: Mal mülk davaları en zor sorun
– ‘Kıbrıs’ta kısa dönemde çözüm olmaz’
– Tayvanlı yazardan ‘Sıcak bir öpücük’
– Kavakçı: Başörtü, dini bir mesele
– Perinçek: MHP tabanını dışlayarak solculuk yapılmaz!
– ‘Tek dileğim iki dengeli bir dünya…’
– ‘Beni en çok korkutan: Google’
– ‘Sorunumuz Yahudiler’le değil, siyonizmle’
– O bir ‘peynir avcısı’
– ‘Çernobil’den ders çıkarmadık’
– Bir kültür taşıyıcısı: Aydın Çukurova…
– Afşar Timuçin ile insana dair ne varsa…
– 12 Eylül iddianamesine ne oldu?
– Akın Birdal: Evren yargılanmalı!
– Hitler ile söyleşi…
– ‘Baş örtüsünü ilk kez Sumerliler taktı’
– ‘Türk solu titreyip kendine gelmeli’ 
– ‘Hepten pusulasız olmadığımız kanaatindeyim…’
– ‘Siyasi güç, her zaman kendi hukukunu yaratır’
– ABD işdünyasında çöküş
– ‘ABD Anayasası Patara’dan’
– Çocuklar öldürülmesin!
‘- ‘Bir Gün Mutlaka’
– ‘Derin devlet sorunları çözmek istemiyor’
– Kaş’taki gözyaşı
– ‘Son 15 yılda bilinçte sıçradık’
– Piref. H. Ökkeş ile ‘dörtköşe’ sohbet…
– Sorgun Ormanı’nı kurtaralım
– Devrim Bize Yakışırdı!
– G-8 protestosundan gözlemler…
– Başkaların hayalleri…
– Hurafeler gölgesinde Gelibolu…
Çokuluslu tekellere karşı ‘Adil Ticaret’
– Kuzey çikolata, Güney ekmek derdinde
– Fokları, katliamdan kurtaralım!
– Nükleer denemelerin faturası: Doğal felaketler
– Türkiye’de de nükleer silah istemiyoruz!
– Çocuk işçiler
– İsrail dünyanın 6’ncı büyük nükleer silahına sahip!
– Faşizm neden Almanya’da kök saldı? 
– Demirel davasında tekelci medya da suçludur

BİR CEVAP BIRAK