Siyaset bıyıklı dolar işbirliği

Siyaset bıyıklı dolar işbirliği

0
PAYLAŞ

Onlarca, hatta yüzlerce danışman kullanan bir siyasinin Merkez Bankası politikası üzerinden faiz tartışması yapması, daha doğrusu inadını sürdürmesi, hele de seçime gidilirken bu işi yapması üzerinde durulması gereken ciddi bir meseledir. Zira, böyle bir inat salt Merkez Bankası’nı değil, bizzat siyasetçinin de itibarını zedeler ve ekonomide yaratacağı şoklarla seçime giden bir ekonomide ciddi sorunlara yol açabilir. Her ne pahasına olursa olsun iktidarda kalmayı hedefleyen bir siyasi ise böyle bir hatayı kesinlikle yapmaz. O zaman, seçime giden bir dönemde faiz tartışmasını siyaset ve/veya siyasetçi açısından çıkarcı bir gözle ele almak zorundayız. Diğer bir ifade ile, acaba faiz tartışmasını ortaya atan ve sonuna kadar sürdüren siyasinin bu işte nasıl bir çıkarı söz konusudur, diye düşünmek zorundayız. Cumhurbaşkanının Merkez Bankası üzerindeki baskısının salt bir hırsla ya da vazgeçilemeyen bir “dediğim dedik” mantığı ile açıklanamayacağı çok net olarak gözüküyor. Oniki yıl yüksek faizle işleri götüren bir zihniyetin seçimlere giderken, birçok riski göze alarak, Merkez Bankası üzerinde faiz konusunda baskı oluşturmasının mutlaka bir açıklaması olması gerekir diye düşünüyorum.

Bu konuda ilk akla gelen açıklama, seçime giderken yaşanan ekonomik sorunlardan Merkez Bankasını “günah keçisi” olarak göstererek paçayı kurtarma çabası olabilir. İktidardan düşmemek için her çareye baş vuran bir siyasinin Merkez Bankası üzerinde her türlü oyun oynayabileceği düşünülebilir, ama iki nedenden dolayı bu açıklama fazla güçlü görülemez. Birincisi, böylesi sürtüşmeler ekonomide sarsıntılar yarattıkça ve buna bağlı olarak kurun yükselmesi sonucunda yaşanan kur yükselişleri dövizle borçlu seçmenlerin durumunu kötüleştireceği gibi, ülkeden döviz kaçışına da yol açabileceğinden iktidar partisinin seçimlerdeki şansını zayıflatabilir. Aynı şekilde, kur yükselişi kur endeksli borçlulara ve açık pozisyonu olan finans kuruluşlarına da önemli yük yıkar. Üstelik kur yükselişi baskılı enflasyonu da yukarı çekerek, seçimlerde kullanılabilecek kozları zayıflatabilir.

Bir zamanlar Türkiye’nin dış borcu konusunda araştırma yapmış olan Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nden bir meslektaşımız özel kesim borçlarının önemli bölümünün ihracat yapan firmalara ait olduğunu, bu nedenle artan dış borca rağmen, korkulacak bir durumun söz konusu olmadığını ortaya koymuştu. İhracat yapan firmaların borçlarının ithal girdilerle ilgili olduğu varsayımı altında, ihracatla sağlanan döviz kazançlarının niçin gerçek boyutu ile beyan edilip ülkeye getirilmediği incelenmeye muhtaç çok önemli bir konudur. Kazanılan dövizin yurt dışında tutulması düşük döviz kuruna olduğu kadar, vergi sebebine de bağlı olabilir.

Peki, acaba öncelikle faizlerin düşürülmesi mi istenmektedir, yoksa asıl amaç dövizin yükseltilmesidir? Acaba, her iki sonucun da gerçekleşeceği durumda öncelik hangisindedir? Özel kesim Keynesciliğinin hakim olduğu borçlu ekonomilerde faiz düşüşü TL borçlularına avantaj sağlıyor olabilir. Gök kubbeyi tırmalan tabutluklardan taksitle daire almış TL borçluları bu şekilde biraz rahatlamış, buna koşut olarak da hemşeri müteahhitler de stoklarını eritmiş olabilirler. Kurun yükselmesi ise, döviz endeksli borçlular aleyhine, servetini döviz olarak tutan birikim sahiplerine avantaj sağlar. Net sonuç, artı ve eksi yöndeki durumların bileşkesi olarak ortaya çıkar. Bunun için bayağı bir veri sahibi olarak detaylı bir hesap yapmak gerekir. Böylesi hesaplamaları yapmadan, siyasinin ısrarına bakarak hangisinin siyasi opportüniteye daha uygun olduğu hakkında bir fikir sahibi olabiliriz. Öyle anlaşılıyor ki, faizin inmesi ve kurun yükselmesi sonucunda avantajlı olacak kesimlerin ağırlığı, zararlı çıkacak kesimlere üstündür. Kısacası, yerli para ile borçlananlar ve döviz sahipleri yeni siyasetin belirlenmesinde başat olmaktadır.Varsayalım ki, TL borçluları genel halktır. Tasarrufunu döviz olarak tutanlar kimlerdir; başka bir deyişle, Bıyıklı Döviz sahipleri kimlerdir? Tabii iş bu kadar basit değil. Kurun yükselmesi ile döviz endeksli borçluların durumu yanında kur yükselişinin fiyatlar üzerindeki etkisi ile dar ve orta gelirli vatandaşların durumu da, böyle bir yazı boyutunu aşacak derin bir inceleme konusudur.

Bıyıklı döviz kaynaklarının sahipleri acaba kimlerdir? Bunu bilebilmek için “WIKILEAKS” benzeri bir istihbarat kaynağına sahip olmak ya da, hukuk ilke ve kurumlarının siyasi baskı altında olmayıp düzgün çalıştığı sistemlerle bu kaynağın mevcut bilgilerini ele geçirmek gerekir. Gerçi, teşekkürlerimizle söylememiz gerekir ki, Wikileaks geçmişte bazı bilgiler sızdırmıştı, ama Wikileaks’ ın tüm inandırıcılığına rağmen, her nedense kimse bunlara sahip çıkmadığı gibi, muhalefet partileri de bu konu üzerinde fazla durma gereği görmedi. Resmi bilgi ya da resmi ağızlardan verilen bilgilere güvenmek(!) zorunda olduğumuzdan, bu konuda daha da ileri gidemeyiz. Ancak, burada hukuk felsefesi açısından bir noktayı belirtmeden geçmemeliyiz. Hukukta genel ilke suç isnadında bulunan tarafın iddiasını ispat etmesi gerekir. Fakat, eğer suçlanan kişi her türlü araştırma, inceleme ve ispat kaynaklarına ulaşabilecek siyasi ya da yönetsel veya sair alanlarda güce sahip ise, bu durumda iddianın aksini ispat güçlü üzerindedir. Suçlanan güçlü kişi iddianın aksini usulü yollardan kanıtlayamaz ise o suç onun üzerine yapışır!

Şöyle ya da böyle, eğer siyasi cephede yaşanan faiz çatışmasını Bıyıklı Döviz Lobisi tetikledi ise buradan iki sonuca gidebiliriz. Birincisi, Bıyıklı Döviz sahipleri ile siyasi iktidarın işbirliğinin ya da aynılığının boyutları net olarak görülmelidir. İhracat kazancını ülkeye getirmeyip, vergi avantajı ve kur değerlenmesini bekleyenlerden hesap sormayan bir siyasi erkin ne denli halkına hizmet ettiği düşünülmeye değer bir konudur. Böyle bir işbirliği ya da bütünlükte oynanan oyunların halka nasıl yansıtıldığının ve az sayıda bıyıklı kodamana nasıl dar ve orta gelirli halk kesiminin feda edildiğinin irdelenmesi ve halka bu konuda aydınlatıcı bilgi verilerek AKP politikalarının toplumu sefilleştirici sonuçlarının sergilenmesi gereklidir. Eğer, Bıyıklı Dövizler dışarıda oluşturulmuş kaynaklardan gelecek ise, bu yolla kazanılması düşünülen döviz girdisi ile cari açığın finansmanının, hatta zor olmakla beraber, kapatılmasının ne anlama geldiğinin, bu sonucun ne tür maliyetlerle sağlandığının da yine halka anlatılması gereklidir. Eğer zamanında ülkeye transfer edilmemiş döviz kazançları ülkenin aşırı borçlanmasına yol açmış idi ise, böylece oluşan borcun halkın hangi kesimi üzerine ne kadar yük yıktığı da yine tahmini olarak hesaplanıp, halka bilgi olarak sunulması gerekir. Hangi durumda olursa olsun, AKP iktidarının kişisel ve toplumsal ekonomi yönetiminin karnesinde, her anlamda, “hal ve gidiş ” notu sıfırdır.

* * *

Bıyıklılar dünyasında “Dünya Emekçiler Kadınlar Günü” kutlaması ya da anılması hem çok gerekli, hem de anlamsızdır.

Gereklidir; zira, psikolojik zayıflık ve acizliği üzerinde yükselen odun kafaların içindeki beyinlere yılda bir gün de olsa bir mesaj vermek, belki olumlu olabilir mi, diye düşünürken; tam da bu yaklaşım, yaşadığımız ve giderek koyulaşan ortamda, böyle bir olasılığı görememek, maalesef, işi anlamsızlaştırmaktadır. Tabii ki, mücadele edilecektir! Belediyecilik hizmetleri ile halka hizmet sunuyor tantanası altında ülkenin hukuk, eğitim, dış ve iç siyaset alanlarında ana devletsel dokusunu bozan, böylesi çarpık siyaset ve yönetsel yapıya yönelik eleştirilere şiddetle karşı koyan ve toplumsal dokuyu “muhafazakarlık” görüntüsüne bulayarak gericilik karanlığına çeken bir siyasi yapı yöneticilerinin, özünde kaba mülkiyet ve fikirsel gericilik anlayışı olan kadına karşı şiddeti lanetleme kampanyasında yeri olamaz!
Mücadeleden daima umutlu olarak, güzel ve birliktelik günlerine!..

BİR CEVAP BIRAK

2 × two =