Siyaset – medya – bürokrasi

süre, müfettiş, başmüfettiş ve teftiş kurulu başkanı olarak kesintisiz görev yaptık. Sonra da kendi isteğimizle emekli olduk.


Özal yanlısı ileri yaşlarda bir zat, 1980’li yılların başlarında,  kuruluşun başına genel müdür olarak atanmıştı.. Hem çağdaş hem de tutucu zihniyeti yerine göre temsil ediyordu. Namazında niyazında görünüyordu ama yaşantısı modern hatta lüks sayılabilirdi. Yakın zamana kadar içki de içen,  eğlencelerde bu yönüyle bilinen bir zatı muhteremmiş…


Atandığının ilk aylarında, kuruluşta dürüst çalışkan bir yönetici olarak tanınmıştı. Gece geç saatlere kadar çalışıyor, kendisine bağlı üst ve orta kademe personeline birlikte çalıştıkları saatlerde boyuna erdemden, dürüst olmaktan söz ediyordu.


Bir gün yürütülmekte olan bir soruşturma nedeniyle, karşılıklı görüştüğümüz sırada bize aynen şu cümleyi söylemiş olduğunu dün gibi hatırlıyoruz.


“Hırsızlığın, ahlaksızlığın büyüğü küçüğü olmaz, bugün üç beş kuruş çalan, fırsatını bulduğunda rahatlıkla üç beş trilyonu alır götürür. O nedenle bir ekmek dahi çalanı dahi, yasalar neyi gerektiriyorsa o şekilde cezalandıracaksın…”


Başımıza dürüst ve ilkeli bir genel müdür atandı diye bu sözleri kendisinden duyunca bir hayli sevinmiştik. Müfettiş olarak şahsına ve karakterine güven duyabileceğimiz genel müdürle çalışma isteğimiz her dönemde büyük beklentimizdi. Zaten bütün meslektaşlarımızın da özlemidir, dürüst, namuslu ve politik olmayan genel müdürle çalışmak…


Aradan bir iki yıl geçtikten sonra, güvendiğimiz dağlara her zaman olduğu gibi bu kez de kar yağdı. Dürüstlük ve ilkelilik konusunda iddialı görüntü veren çok değerli genel müdürüz(!), iki sene kadar önce söylediklerini unutarak, tam anlamıyla dönen çarkın bir dişlisi olmuştu.


Gece gündüz ailemizden ve çocuklarımızdan  ayrı olarak ülkenin çeşitli yerlerinde aylarca görev yaparak, devletin ve milletin hakkını hukukunu korumamızı, önceleri takdirle dile getiren, bay genel müdür, bu yapımızdan ötürü bizden de rahatsız olmaya başladı. İstiyordu ki, siyasetçilerin arka çıktığı kurumda ki kimi yöneticilere, müfettiş olarak ne yaparlarsa yapsınlar dokunmayalım ve bazı şeyleri görmezden gelelim…


Sonunda bir gün, dürüst ve tarafsız çalışma azmimizi kırmak için aynen şunu söyledi:
“Böyle gece gündüz neden çabalıyorsun ki, yukarıdakiler trilyonları götürüyor, sen burada üç beş kuruşun peşindesin…”


Öykü uzun sevgi okurlar… Bay genel müdür bunu neden söyledi, hangi suç işlemiş ve politize olmuş kurum personelini korumanın peşindeydi, onu Allah’a havale ettik.


Ülkede güvenilemeyenler arasında önde gelen üç kurum:
Siyaset, medya, bürokrasi…
Siyasete güvensizlik her dönem ilk sırada. Hiçbir zaman da birincilikten aşağı inmedi. Sen siyasetçi olarak çık ortaya ağır bir kelamlar et, sonra da paçan sıkışıp, kamuoyundan yoğun tepkiler gelmeye başladığında da “ ben öyle demedim ki… “ diye milletin gözünün içine baka baka utanmadan yalan söyle! Millet siyasetçiden neden on yıllardır nefret eder duruma geldi? İşte bu kepazeliklerden…


Siyasetçinin tutar tarafı yok da, medya ve bürokrasinin var mı?
Size yaşanmış olay çerçevesinde yukarıda bir bürokrat örneği verdik… Daha yüzlercesi, binlercesi, halk olarak yaşamımız sürecinde hep karşımızda oldular…


Mesleğimizden ayrılarak emekli olmayı yeğlediğimiz 1990’lı yılların sonuna doğru, kuruluşumuzda ki bürokrasinin her yönüyle ve tam anlamıyla akıl almaz  ölçüde siyasallaştığını üzüntüyle anımsarız…


Medya, yıllardan beri  “güvensizlik abidesi” olarak varlığını ve çizgisini sürdürüyor… Basın, basın olmaktan çıkıp medyalaştığı süreçten bu yana halktan tümüyle koptu. Gazete patronları büyük iş adamı olurken,  Cağaloğlu’nda ki gazete binaları  “plaza”lara dönüşüp de, medya imparatorlukları kurulmaya başladığında sözünü ettiğimiz güvensizliğin temelleri de atılmış oldu…


Yazımızdan ötürü, yorumunu maille göndermiş olan bir beyefendi aynen şöyle söylüyor; “ bu siyasi partilerin hangisinden ülkeye hayır gelir ki? Kapatılsın hepsi, başkanlık sistemine geçilsin. Çok daha hayırlı olur…”


Vatandaş bezmiş. İktidara gelenin kendisinden başkasına yararı olmuyor ki! Halk her dönemde sıkıntı ve yoksulluk içerisinde. Yoksulluğun yerini artık resmen açlık aldı. Zenginleşenler sadece iktidarın yanında ki yöresindekiler, dostlar, akrabalar, her dönemde iktidardakileri çok sevmeyi meslek edinmiş uyanık iş bilir takımı..


Siyaset, medya, bürokrasi…
Türkiye’nin talihsiz serüveni…


burhanaozbey@yahoo.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.