Siyaseten çaresizlik…

Belli ki, bu iktidar “yerleşik” görünüyor.
Bir geldi…
Pir geldi…
Geldi ama gideceği yok gibi.
En azından şimdilik.

Benim son günlerde merak ettiğim şey şu:
Bu iktidarın gitmesinden çok, nasıl gideceği.
Bu çok önemli.
Halk oyuyla geldi, halk oyuyla gidecek denebilir ilk bakışta.

Oysa elit kesim, entelektüel takım, küçük burjavaziyi temsil edenler, bir kısım aydınlar, bazı seçkinler ve de laikler AKP’ye verilen “halk oyu”nu, yani “rey” i, kendilerine göre tanımlıyorlar.

Bir kısmı açık açık söylüyor veya yazıyor:
“Dağdaki çobanla benim oyum bir mi?”
Türkçesi, çobanın oyu bir ise, benim oyum 3 veya 4 sayılmalı (!)

Bazı köşe yazarları, AKP’ye oy verenlerin (oranını belirtmeseler de) büyük çoğunluğunu “bidon kafalı”ların teşkil etttiğini öne sürüyor.
Dahası, bazı yazarlara göre, “Göbeğini kaşıyan adam” ile kendileri “eşit” olamazmış (!)
Yani, madem ki göbeğini kaşıyor, madem ki “hiç bir işe yaramıyor otursun oturduğu yerde, oy-moy vermesin” denmek isteniyor.

Bu yorumlar; bu“sahte” teşhisler, ne adil ve ne de ahlaki.

Bütün bunlar ayrıca ne insan haklarına sığıyor, ne de insanlığa.
Ne de insanın naturasına..

Bu dünyaya hiç kimse imtiyazlı gelmiyor.
Sadece doğuştan zenginlik (miras yoluyla geçen zenginlik yani) neyse de, onun dışında hiç bir şey önceden bilinemiyor.
Yani insan, Yale’den veya Oxford’tan mezun olarak doğmuyor.
İbrahim Tatlıses’in dediğine geliyoruz açıkcası:
Ne demişti, eski inşaat işçisi, bugünün zengini Tatlıses?
“Urfa”da Oxford vardı da, okumadık mı?”

Peki ,AKP’ye oy veren halkoyu çoğunluğunu “koyun” gibi gören zihniyetle nereye varılabilir?
Bu “hastalıklı” tanımlama bizi nereye sürükler?
Halk, yani çoğunluk iktidardaki partiyi “ilelebet” desteklerse ne olur?
Eskiden “kolay”dı.
Sal tankları sokağa, olsun bitsin…

Gerilere, geçmişe gitmeye gerek yok.
İktidarların oy çokluğu ile gelip, oy çokluğu ile gitmesi gerektiği, demokrasilerde bu durumun sabitlendiği ve tartışılmayacağı bilindiğine göre; muhalefetin güçlenmesinden başka çare olmadığı gerçeği de ortada.

Herşey muhalefetin, iktidardaki partinin oyununu bozmasına bağlı.
Bunun için de anası ve danasıyla, tüm muhalif partilerin gelecek seçimlere iyi hazırlanması, hangi seçim sistemi olursa olsun sandıktan çıkmayı becermesi lazım.

Türkiye 12 yıl içinde yapılan seçimlerde öyle bir hale geldi ki, kazanan giderek güçleniyor, kaybeden de bir türlü ilerleyemiyor.

Bu,“çıkmaz sokak” gibi bir tablodan başka değil.
Yani eğer AKP kendi içinde bölünmezse, eğer bir kez olsun “Biz seçimlere artık katılmayacağız” demedikce, partinin lideri ve üst kadrosu “Biz siyasetten çekiliyoruz, çok yorulduk” şeklinde açıklama yapmadıkça, iktidarın gitmesi mümkün değil.
Bu ne hazin bir tablodur ki, hiç bir muhalefet partisi ileriye dönük bir siyasi vizyon ortaya koyamıyor.
Bu ne garip bir haldir ki, Atatürk’ün kurduğu CHP’nin halka vereceği mesajı yok.
İşin “ucuz yolu” belli.
Adı konmamış tembelliğin kılıfı ortada:
“Bu millet akıllanmaz”
Neden?
Senin işin yanlış teşhis olmamalı.
Çare ve tedavi nedir, onu söyle, anlat ki halk sana gelsin.

Muhalefetin, küçüğü ve büyüğüyle, anası ve danasıyla hiç biri gereği gibi işini yapmıyor.
Adamlar, (AKP) iktidardan gitmek isteseler bile gidemeyecekler.
Var mı böyle bir şey?
Bilen varsa anlatsın ve çözüm üretsin.
Çözümü bulan belki Nobel’e bile aday(!) gösterilebilir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

two + sixteen =