Siyasetçilerin mal varlıkları

ortamlarda modernliğin nimetlerinden azami ölçüde yararlanmayı bilen, orta yaşın üzerinde bir zat-ı muhterem, kuruluşumuza genel müdür olarak atanmıştı.


Muhterem, ilk zamanlarda, astlarına ve kurum personeline sürekli doğruluktan ve dürüstlükten dem vuruyordu:
“Bugün beş kuruşu çalan, yarın fırsatını bulduğunda hiç tereddüt etmeden devletin 5 trilyonunu alıp götürür, o nedenle çalınan rakam küçük diye, çalan çırpana, ‘sakın bir daha yapma’ şeklinde toleranslı davranmamalı, suç sabit olmuşsa, cezai yönden gereği ne ise yapılmalı…”  diye nutuklar aktardı.


Aradan iki yıl kadar geçtikten sonra, bizim doğrucu görünen genel müdür efendi de havalar, düşünceler ve tavırlar, yüz seksen derece değişti. Son günlerin popüler anlatımıyla söylersek; bizim genel müdür değişerek gelişti(!).


Ciddi ölçüde çalıp çırptığı, belgelerle kesinleşen ve şahsına karşı dava açılması gereken, arkası siyaseten kuvvetli kimi kurum personelini, açıkça korumaya başladı ve hakkında hiçbir işlem yapılmamasını sağladı.
Bu arada, çevreye karşı beş vakit namazını kılıyor görünmenin taktiğinden de hiçbir zaman vazgeçmedi.


Mesai sırasında, odasında kurum personelinin önünde ve onların göreceği biçimde vakit namazlarını kah vaktinde, kah kaza olarak sürekli kılmayı hiç aksatmazdı.
Siyasette ve bürokrasi de,  biliyorsunuz, yediğiniz haltları kamufle etmenin baş koşulu dürüst adam görüntüsü vermektir. Bunun da tek geçerli yolu, etrafa karşı her zaman namazında niyazında bir kimse olarak görünmektir.


Makamda kalma süresi ilerledikçe, bizim namazcı görünen modern zevkli genel müdüre; koltuk tatlı gelmeye başladı. Çeşitli yollardan şahsına ve ailesine gelen değişik pahalı armağanlar, lüks makam arabası saltanatı, dış geziler, ye kürküm ye misali yağ bal içinde yüzmeler… Sözde dürüst ve doğrucu sayın genel müdürümüzün asıl “ karakterini” net biçimde ortaya koydu…
                                                         xxx


Bir gün, karşılıklı bir iş görüşmemiz sırasında kendisine dedi ki;
Sayın Genel müdür, kurum yöneticilerinin (çalışanların) mal varlıklarını beyan ettikleri formlar, Personel Müdürlüğü’nde, şahsi dosyalarda kapalı zarflar içersinde kimse görmeden duruyor. Bu tarz uygulama amaca hizmet etmiyor ki; zarfların açılıp bir önce ki beyanla karşılaştırılması ve yöneticilerin mal varlıklarında, varsa anormal artışların görülmesi ve denetlenmesi gerekir. Hatta biz müfettişler ve siz üst yöneticiler dahil, tüm kurum yöneticilerinin mal varlıklarının; inandırıcılık, şeffaflık ve dürüstlük açısından her yıl sonu kuruluş kamuoyuna bir bültenle duyurulması daha gerçekçi ve vicdani olmaz mı?”


Namazında niyazında görünen değişimci ve gelişimci(!)  genel müdüre bu önerimiz, son derece itici ve ürkütücü geldi. Kızgın bir biçimde “Olmaz öyle şey, mevzuata aykırı!” Diyerek hemen konuyu kapattı. O günden sonra da bizden ve bizim gibi kimi kurum personelinden uzak durmaya başladı.


                                                              xxx


Sevgili okurlar, yıllarca yaptığımız müfettişlik görevlerimizde, çok az istisna dışında, pek çok üst düzey yöneticinin, “mal varlıkları”nın gündeme gelmesi konusunda, son derece isteksiz ve ürkek davrandıklarına sürekli tanık olduk.


Siyasette ve bürokraside her zaman “tatsız konu” mal varlıklarının gündeme gelmesidir… İster siyasette isterse bürokraside olsun, Türkiye’de doruktan tabana, kimse mal varlığından söz edilmesinden ve deklare edilmesinden hoşlanmaz! Bırakın hoşlanmayı, böyle bir konunun gündeme gelmesinden müthiş rahatsız olur ve çekinir…


657 sayılı Devlet Memurları Yasası’nın ilgili hükümleri gereğince sonu sıfır ve beş rakamı ile biten yıllarda, kapalı zarflarda kimsenin görmeyeceği biçimde saklanan(!) mal beyanları yenilenir. Beş yıl süreyle dosyasında bir Allahın kulu görmeyecek biçimde saklanır.
Böyle bir uygulamanın, anlamsızlığı ve de garabeti, ancak Türkiye gibi ülkelerde olur. Yasaları çıkaranlar mal varlıklarının açıklanmasından “korktukları” sürece, bu yönde tatminkar bir uygulama beklenemez.



Maliye Bakanı Kemal Unakıtan 197O’li yılların sonlarında iki sene kadar bizim kuruluşun genel müdür yardımcılığı ve genel müdürlüğünü yapmıştı. O dönemlerde kara sakallı bir görüntü içerisindeydi. Aradan yıllar geçtikten sonra kimin aklına gelirdi ki, dönemin genel müdürü Unakıtan, bugünün Türkiyesi’nde sürekli tepki çeken bir Maliye Bakanı olacak.


Unakıtan, Baykal’ın kararlı çıkışı karşısında, Yeni Şafak Gazetesi’nin mal varlıkları ile ilgili son haberi üzerine, gelişen olaylar çerçevesinde bakın ne buyurmuşlar:
“SİYASİLERİN MAL VARLIKLARINI AÇIKLAMALARI SİYASETİ ZEDELER” (Vatan- 27 Ocak 2005)
Neden zedelesin Sayın Unakıtan?
Son derece şeffaf ve halkın gönülden alkışlayacağı bir uygulama olur.
Açıklama sadece, mal varlığından ötürü rahatsız olanları zedeler! Alnı açık olanlar, mal varlıklarının açıklanmasından hiçbir zaman rahatsız olmazlar ve çekinmezler!


Deniz Baykal, Erkan Mumcu ve Mehmet Ağar mal varlıklarını gelişen olaylara bağlı olarak birkaç gün önce açıkladılar. Olay bu aşamaya gelmişken, Sizin ve Sayın Başbakan’ın çıkıp ortaya (yasal bir zorunluluk olmamasına karşın) gümbür gümbür mal varlıklarınızı açıklamanız gerekmez miydi?
Helalinden kazanılmış ve nasıl elde edildiğinin her zaman hesabı verilecek mal varlığına sahip olunmuşsa, bunun açıklanması sizi ve Sayın Başbakan’ı neden “ZEDELESİN Kİ” ?


Son söz:
AKP’ nin 3 Kasım 2002 seçimleri öncesi; halka göstermiş olduğu yüzü ile aradan 3 yıl geçtikten sonra bugün ortaya çıkan gerçek yüzü arasında meğer dağlar kadar fark varmış.
Demek başa kim gelirse gelsin, Türk halkının kaderi kolay kolay değişmiyor ve değişmeyecek!


burhanaozbey@yahoo.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

1 × 1 =