Siyasetin ne olduğu

PAYLAŞ

Uygar dünyada ya da çağdaş yaşamda siyasetin ne olup ne olmadığı konusunda eksik bilgilerimiz bizi bu alanda bir yığın yanlışlar yapmaya götürüyor. Özellikle “demokrasi” kavramının çok yanlış anlaşılması yüzünden ikide bir açmazlara düşüyoruz. Bu yanlışın bir adı da gerçek sorunları bir yana bırakıp onların yerine yapay sorunları koymak olarak anlaşılmalıdır. Nitekim ülkenin içinden çıkılmaz görünen ve yalnız şu ya da bu kesimi değil bütün bir toplumu tehdit eden sayısız sorunları her gün biraz daha büyüyerek varlığını sürdürürken siyaset adamlarımız olmadık konuları gündeme getiriyorlar, böylece asıl işlerini yapmadıkları gibi durup dururken ülke genelinde iyileşmez karşıtlıklar yaratıyorlar. Öncelikle siyaset denen etkinliğin toplum katlarında iktisadi yaşam dengesini sağlamak olduğu unutuluyor. Siyasal partilerin değişik iktisat anlayışlarıyla yaşamı bir denge içinde daha ileri koşullara taşımak gibi bir yükümlülükleri vardır. Bundan başka yükümlülükleri yok mudur? Hayır yoktur.

İki alanda siyaset yapmanın son derece tehlikeli sonuçlar getireceği çağdaş dünyada artık anlaşılmış olmalıdır. Bu iki alandan biri inanç alanıdır öbürü de etnik alandır. Bu iki alan toplumun asıl sorunları olan iktisadi sorunları bir yana bırakıp dinsel ve ırksal çatışmaları getirecek savlar öne sürerler. Bir zaman sonra toplum asıl sorunlarını unutup ya da bir yana atıp bu sorunların içine sürüklenir. Gerçekte bu tür sorunlar siyasal partiler çerçevesinde çözülecek sorunlar değillerdir ve çağdaş dünyada geçerliliğini yitirmiş olması gereken sorunlardır. İnsanlar bu yeni dünyada inanç açısından alabildiğine özgürdürler ya da en azından öyle olmalıdırlar. Ancak bu özgürlük hiçbir zaman ben inanç adına istediğimi yaparım özgürlüğü değildir. İnanç kendisi olmaktan çıkıp siyasal bir güç olmaya başladığı yerde sınırların nereye kadar aşılacağını ya da zorlanacağını kimse bilemez. Bunun gibi, çağdaş dünya ancak bir arada yaşamak koşulları gerçekleştirilebildiği zaman çağdaştır. Bunun için de her şeyden önce bir arada yaşamanın iktisadi koşullarını sağlamış olmak gerekir.

Bir toplumda ruhban sınıfı varsa siyasetin dışında kalır yoksa zaten sorun yoktur. Din siyasal düzeni koşullayamaz ama devlet inancı her türlü saldırıdan ve her türlü bozulmadan korumakla yükümlüdür. Bir takım kendini bilmezlerin ya da çıkarcıların dini kendi çıkarları adına kullanmalarını önlemek devletin yükümlülüklerinden biri olacaktır. Siz devletten sorumlu insanlar olarak inançlı olmayabilirsiniz ya da özgür bilinç çerçevesinde kendiniz için genel kalıplara uymayan bir inanç biçimi geliştirebilirsiniz, ama toplumda inanç düzenini hafife almak ve onu kendi haline bırakmak devletin işi olmayacaktır. Buna karşılık sizin inançlı olmanız toplumu bu çerçevede koşullamak hakkını vermez size. Bu yüzden uzun süredir bu toplumda doğru yanlış sözü edilen laikliğin çağdaş dünyada bir seçim sorunu ortaya koymadığını, dinsel yaşamı siyasi eğilimlerle yönlendirmeye çalışmanın doğrudan doğruya bir suç olduğunu unutmamak gerekir. Laiklik gerçek demokrasinin zorunlu bir sonucu olacaktır.

Kısacası laik olup olmamak sizin seçiminize kalmış bir şey değildir. Bunun gibi varolan toplum düzenine uymayıp etnik gerekçelerle bir başka düzen kurmaya kalkmak da sizin öngörülerinizle olacak bir şey değildir. Dinsel anlamda da etnik anlamda da başına buyrukluk sahibine zarar verir. Biz arkadaşlar bir güzel toplaştık, kafamıza göre şöyle şöyle bir düzen istiyoruz, bunu gerçekleştirmek için de elimizden geleni yapacağız, çünkü biz en doğru yerdeyiz ve en doğru düşünen kimseleriz, yolumuzu kimse kesemez, zar gelirse zarla zar gelmezse zorla amaca ulaşırız, zaten önemli olan çoğunluğu ele geçirmek değil mi gibilerden çıkışlar önünde sonunda sahibini vuracak çıkışlardır. Jean-Jacques Rousseau başta olmak üzere birçok düşünür bize gösterdi ki çoğunluğu ele geçirmek her şeyi yapabilmenin ölçütü ve gerekçesi değildir. Önemli olan, her konuda toplumun ama bütün toplumun yararına olanı yürürlüğe koymaktır. Toplumsal sınıflar arasında ayrılıklar varken tam anlamında adaletli bir denge sağlanabilir mi? Elbette sağlanamaz, ama en azından her kesimden insanın düzgün yaşama hakkını elinden almayacak koşullar geçerli kılınabilir. Zaten amaç sınıflar arasında uçurumlar açmak değil, tersine sınıflar arasındaki tehlikeli uzaklıkları enaza indirmektir.
Siyaset alanının bu çerçevede kendini düzenlemesi beklenir. Bunun için de patron partileri imgesini silip götürecek ve gerçek demokratik örgütlenmeleri olası kılacak siyasal atılımlara gereksinim vardır.

CEVAP VER