‘Siyasi güç, her zaman kendi hukukunu yaratır’

– Öncelikle Orhan Pamuk Davası’nı anlatır mısınız?
– Orhan Pamuk Davası Avrupa’yı çok fazla ilgilendiren davaların başında geliyor…


– Ben özellikle bizim açımızdan sormuştum…
– Şimdi bizim Türkiye açısından şudur. TCK’nin 301”nci maddesine göre “Devletin tahkir edecek derecede hakaret ve söz söylendiğinde dava açılabilir” deniliyor. Tabii burada fikir özgürlüğü anlamında, eğer güç kullanılmasını önermeden ağır bir eleştiri de olsa bunu söyleyebildiği zaman bu bir fikir özgürlüğüdür. Buna karşı herhangi bir dava açılmaması gerekir diye tabii ki haklı bir genel değerlendirme yapılıyor… TCK’nin 301’nci maddesi biraz da buna yatkın bir madde… Bazı savcılarımız bunuk dar yorumlamak suretiyle bu tür davaların açılmasına sebeb oluyorlar… Aslında bana göre bu tür bir davanın açılmaması gerekiyordu.


Ama dava açıldığı zaman, açılan dava mahkemeye intikal ettiği zaman burada mahkemenin vereceği kararı beklemek gerekir. Mahkemenin verdiği karar yorumlanabilir… Yargıya intikal eden bir dava hakkında, yargıya “şöyle karar al… böyle karar al…” diye açıklama yapmak, yargının tarafsızlığını etkiler ve bağımsızlığını zedeler. Bu da Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin Yargıç Bağımsızlığı ilkesine aykırıdır. Ama maalesef  Avrupalı dostlarımız bunları hep söylerler ama Türkiye’ye geldiği zaman sanki bir sömürge valisi gibi “Bu dava geri çekilsin” diye emir verir gibi konuşurlar. Bu dava geri çekilecek de nasıl çekilecek? İdari açıdan yargıya intikal etmiş bir davayı geri çekmek mümkün mü?


Bu yargının tarafsız ve bağımsızlığı çok önemli… Belçika’daki Feriye olayında olduğu gibi. Orada da biliyorsunuz bir terör suçundan dolayı Türkiye Feriye’yi ülkesine getirip yargılamak istiyor. Belçika “Vermem” diyor… “Niçin vermezsin?” denildiğinde “Bu dava yargıya intikal etti. Biz yargıya müdahale edemeyiz… Hakim ne karar verirse buna uymak zorundayız” diyerek Türkiye’nin kararını geri çeviriyor… Eee şimdi Orhan Pamuk Davası yargıya intikal ettiğinde bir bakandan “Bu davayı kaldır!” diye emreder gibi söylenenler karşılaştırdığınızda onlar için başka hukuk, bizim için başka bir hukuk uygulandığı anlaşılıyor… Bu yanlış… Bu tartışılabilecek bir şeydir ama yargı bunu geri alsın diye yargıyı baskı altına alarak değil…


– “Orhan Pamuk Davası baştan yanlış” diyebilir miyiz o zaman?
– Bu bir yorum meselesidir. Bana göre, şiddet içermeyen, bunu da teşvik etmeyen eleştiriler yapılabilmeli. Eleştiriler de aynı şekilde cevaplandırılabilir…


– Türkiye bir hukuk devleti midir?
– Bana göre Türkiye’deki hukuk düzeni Avrupa’dan çok ileride bazı yasalarımız var. Tutuklama, düşük gözaltına alma süreleri bakımından…


– Yaşama geçiyor mu bunlar?
– Yaşama geçiyor fakat hemen her şey birden olsaydı zaten AB’ye girerdik. Kriterlere gerek kalmazdı… Demek ki zaman içinde yerini bulacak…


– Bütün bu pratikteki eksikliklere karşın “Türkiye bir hukuk devletidir” diyebilir miyiz?
– Tabii Türkiye bir hukuk devletidir. Ama hukuk devleti içindeki uygulamalarda bazı eksiklikler var… Hukuku anlarken, yorumlarken ve insan hakları gibi ortak değerleri yorumlarken hassas olmak konusunda savcıların eğitilmesi de gerekiyor.


– Kıbrıs’ta Rum Kesimi, KKTC’ye bir hukuk savaşı da başlattı. Rauf Denktaş döneminde bu davalar ihmal edildi fakat Louizidu Davası’nda olduğu gibi Türkiye AİHM’de tazminat ödemek zorunda kaldı. Yeni cumhurbaşkanı ve yeni hükümet ise Rum Kesimi’nin hukuk savaşına hukuk ile karşılık vermek için kolları sıvadı. Hatta İngiltere’nin en iyi hukukcularından Cherie Blair’i de ekibine alan Vahib Avukatlık Bürosu, Rum Kesimi’ne karşı savunmaya geçti. Bu hukuk savaşı konusunad neler diyeceksiniz?
– Olay aslında şu… Geçen Londra’dan bir avukat arkadaşımız gelmişti. Irak’taki bir İngiliz vatandaşına yapılan saldırı sonucunda meydana gelen maddi zarar konusunda Loduizidu Davası’nı emsal göstererek Londra’da dava açtığını söyledi. “Bunun görev yeri Irak’tır, Londra değildir” diyerek reddedildi. Avukat arkadaş, Irak’da devlet otoritesinin yerine kontrolün İngilizlerde olduğu savunmasını yapıp, Kıbrıs örneğini vermiş. Mahkemenin “Onlar işgalci” dediğinde de “Peki o zaman bizimkiler ne? Herşeyden önce Kıbrıs’ta bir barış var ama Irak’ta her türlü hak ihlalleri sürüyor…” diye sormuş…


– Peki Irak’ta uluslararası hukuk, dünya kamuoyunun gözüönünde çiğneniyor… Siz Barolar Birliği’ndeki hukukçular olarak ne yaptınız?
– Biz hukukçu olarak çok önemli bir şey yaptık. Bundan 2,5 yıl önce ilk saldırı yapıldığında 18 büyük kent barosu Paris’te toplanmıştı. O toplantının bitiminde Irak’a henüz saldırılmamıştı ama ondan 4 gün sonra işgal edildi. Irak’ın işgal edilmemesi gerektiğini, bunun meşru bir temeli bulunmadığı maddesini bizim önerimizle gündeme alındı ve olup bitenleri kınadık. O zaman New York Barosu bu bildirinin altına imza atarken Londra Barosu kaçındı…


Daha sonra işgal sonrasında İstanbul Barosu olarak kurulan Uluslararası Ceza Mahkemesi kuruldu. İngiltere’nin de içinde bulunduğu 100’e yakın ülke bu mahkemeyi tanıdı. Bu mahkemenin yargılayacağı suçlar belli. İnsanlığa karşı suç… Soykırım suçu ve savaş suçu… Bunların üçü hatta daha fazlası Irak’ta işleniyor… İşkence suçu da var…  Bir suç duyurusunda bulunarak kanıtlarımızı mahkemeye verdik… Bir de Avrupa’ya bir çağrıda bulunarak “Siz de bizim gibi bir suç duyurusunda bulunun” dedik… Bizden sonra 8’e yakın kişi ve kurum da suç duyurusunda bulundu. Onların duyurusunu da bizim dosyamızla birleştirdiler… Ama o gün, bugün hala soruşturma devam ediyor… Yalnız Arjantinli Başsavcı’ya dedim ki, “Bu mahkemeye gücün hukuku içinde görev yapıp yapmadığı, siyasi baskılarla işlemez hale gelip gelmeyeceğini bu davadan anlayacağız” dedim. Güldü… Dava hala devam ediyor…


– O zaman siyasi gücün her zaman hukuku kendine göre yonttuğunu söyleyebilir miyiz?
– Evet. Güç her zaman kendi hukukunu yaratıyor. Maalesef, Irak’ta da böyle oldu…


– O zaman bir hukukcu olarak da siz acı çekiyorsunuz…
– Dünya acı çekiyor. Tabii sloganları arka arkaya söylemek kolay ama bunları uygulamak çok zor. Efendim insan hakları, hukukun üstünlüğü, hukuk devleti… Bunları bir çırpıda herkes söylüyor… Fakat bu konuda aykırılıklar da var…


DİĞER AYAKÜSTÜ SOHBETLER:


– ABD işdünyasında çöküş


– ‘ABD Anayasası Patara’dan’


– Çocuklar öldürülmesin!


‘- ‘Bir Gün Mutlaka’


– ‘Derin devlet sorunları çözmek istemiyor’


– Kaş’taki gözyaşı


– ‘Son 15 yılda bilinçte sıçradık’


– Piref. H. Ökkeş ile ‘dörtköşe’ sohbet…


– Sorgun Ormanı’nı kurtaralım


– Devrim Bize Yakışırdı!


– G-8 protestosundan gözlemler…


-Başkaların hayalleri…


– Hurafeler gölgesinde Gelibolu…


Çokuluslu tekellere karşı ‘Adil Ticaret’


– Kuzey çikolata, Güney ekmek derdinde


– Fokları, katliamdan kurtaralım!


– Nükleer denemelerin faturası: Doğal felaketler


-Türkiye’de de nükleer silah istemiyoruz!


 – Çocuk işçiler


– İsrail dünyanın 6’ncı büyük nükleer silahına sahip!


– Faşizm neden Almanya’da kök saldı?


– Demirel davasında tekelci medya da suçludur


   

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.