Siz Bovary değilsiniz

Gustave Flaubert 18 şubat 1857’de Matmazel Leroyer de Chantepie’ye Paris’den bir mektup gönderiyor: “Size yazmakta geciktim Madam. O güzel mektubunuzu önemsemediğimden değil, unuttuğumdan da değil, yalnızca en berbat işlere şurama kadar gömüldüğümden. Neden derseniz (sizin de üstüne güzel şeyler söylediğiniz o kitap için) suç polisinin karşısına çıktım görenekleri ve katolik inancını aşağıladığım gerekçesiyle. Beğendiğiniz bu Bovary düzenbaz kesiminde yitik kadınların sonuncusu olarak sürüklendi durdu.” Flaubert’in gerekçeleri haklı bulunmuş ve kitap temize çıkmıştır ama işin tadı kaçmıştır, en azından kitabın yazarı kuşku duyulan adam durumuna düşmüştür. Bu koşullarda romanı nisan başlarından önce yayımlamak kolay olmayacaktır. “İster misiniz size bir örneğini göndereyim mi?” der Flaubert Matmazel Chantepie’ye. Ayrıca ondan bazı kitaplarını kendisine ulaştırmasını ister.

Aynı kişiye Paris’den gönderdiği 18 mart 1857 tarihli mektubunda Flaubert hem mektup için hem kitaplar için hem portre için teşekkür eder, üç cildi de yavaş yavaş ve dikkatle okuyacağını bildirir. Ancak kırsala dönmeden kitapları okumasının olası değildir: Eskiçağ’ın en bilinmeyen dönemleriyle ilgili bir kazıbilim çalışması yapmaktadır. Bir roman yazacaktır, romanda olaylar İsa’dan üç yüzyıl öncesiyle ilgilidir. (Bu roman Salammbô olmalıdır.) Flaubert Paris’den aynı kişiye 30 mart 1857 tarihinde bir mektup daha gönderir. “Matmazel ve sevgili meslektaşım” diye başlayan mektupta Flaubert “Bana yaşınızı söylediğiniz için teşekkür ederim” der ve şunları ekler: “Siz kendinizi Bovary’yle karşılaştırmayın. Siz ona hiç benzemiyorsunuz. O kafasıyla da yüreğiyle de sizin çok aşağınızdadır, çünkü o bir ölçüde bozuk yapılıdır, boş şiirsellikle ve boş duygularla belirgindir. Başlangıçta onu taşrada yaşayan bir bakire olarak düşünmüştüm, acılar içinde yaşlanacaktı ve böylece gizemciliğin ve düşsel tutkunun son durumlarına ulaşacaktı.” Flaubert konuyu daha çekici kılmak için sonradan daha insani ölçülerde bir kahraman tasarlamıştır.

Flaubert mektubu şöyle sürdürür: “Aklınıza ne gelirse yazın bana, uzun uzun ve sık sık yazın, bir süre ben sizi yanıtlayamasam da siz yazın, çünkü dünden beri eski dostuz biz. Ben sizi şimdi tanıyorum ve sizi seviyorum. Sizin yaşadığınız şeyi ben kendi varlığımda duydum. Ben de kendi elimle ittim aşkı ve mutluluğu… Neden? Ne bileyim. Gurur yüzünden ya da korkuya kapılıp… Ben de çok sevdim, sessiz sessiz – ve sonra yirmi bir yaşıma geldiğimde az daha sinir hastalığından ölüyordum, uykusuzlukların ve öfkelerin yarattığı bir yığın kızgınlık ve acı yüzünden oldu bütün bunlar. Hastalık on yıl sürdü.” Flaubert uzun mektubunun ortalarında şunları yazıyor: “Hastanede doğdum (Rouen’da, babam orada cerrahların başıydı, sanatında seçkin bir adı vardır). Her çeşitten insan sefilliğinin ortasında büyüdüm, sefillikle beni bir duvar ayırıyordu. Çocuk yaşlarımda bir anfitiyatroda oynadım. Belki de bu yüzden sıkıcı ve toplumdışı davranışlarım vardır. Yaşamı hiç sevmiyorum ve ölümden de hiç korkmuyorum. Mutlak hiçlik varsayımının beni korkutan bir yanı yok. Koca kara deliğe kendimi kılım kıpırdamadan bırakabilirim.”

Flaubert’in cerrahlıkta yetke olan babası çekinilen bir kişidir. Bovary’yi son soluğunu verirken kurtarmaya çalışan hekim Flaubert babanın bir benzeridir. “Bichat’nın eğitiminden geçmiş olan, sanatlarına tutucu bir aşkla bağlı olup onu coşkuyla ve öngörüyle yerine getiren şimdi yitip gitmiş o filozof hekimler kuşağındandı. Öfkeye kapıldı mı hastanesinde her şey tir tir titrerdi. Öğrencileri ona öyle saygı gösterirlerdi ki hekimliğe başladıklarında onu olabildiğince öykünürlerdi.(..) Nişanları unvanları akademileri hor görürdü, yoksullara karşı konuksever eliaçık babacandı, erdem denen şeye inanmasa da erdemliydi, zekasının inceliğinden bir şeytandan korkar gibi korkulmasaydı bir aziz diye belirlenebilirdi. Neşterlerinden daha keskin olan bakışı doğrudan içinize işler, savlar ve utanmalar arasından her türlü yalanı bulur çıkarırdı. Onda büyük bir yeteneğin, dünyalığın, kırk yıllık bir meslek bilincinin sağladığı yumuşak başlı bir yücelik vardı.”

Bovary’de nelerin izi var? Flaubert’in bu babadan etkilenmemesi olası mıdır? O, Bovary’yi köyde sönüp giden bir bakire olarak mı göstermeliydi köyden kente gelmiş istekli bir kadın olarak mı? Ne bilelim. Bildiğimiz yaşamda ilişkilerin alabildiğine karmaşık olduğudur. Her ilişkimiz bizi değiştiriyor, tasarılarımızı da etkiliyor. Her etkilenmede bir kere daha dönüşüyoruz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here