Siz de darbeseverlerden misiniz?…

Siz de darbeseverlerden misiniz?…

0
PAYLAŞ

2009 Türkiye’sinde hala darbe tehlikesinden değil, girişimlerinden bahsetmek ne kadar acı.

Bir o kadar da düşündürücü.

Kişilerde cinnet hali olur ve bir keredir. Sonuçları bellidir.

Ama darbeler devam eden cinnet halleri gibi olmaya başlayınca insan ister istemez geleceğe yönelik, demokrasiye yönelik inançlarını ve umutlarını kaybediyor.

Tamam darbeler insanlık var oldukca belki bitmeyecek.

Ama kimler, hangi milletler için?

Tabii ki ilkel, eğitimsiz, aydınlanmaktan korkan toplumlar için bitmeyecek.

Türkiye bu alanda büyük bir aşama yapmış bir ülke. 60 yıldan beri demokrasi denemesi yapıyor.

İyi ya da kötü.

Ama artık darbe girişimlerini artık tarihe maletmek zorunda.

Genel Kurmayda hazırlandığı fahş edilen yeni bir girişim, AKP ve Gülen’e yönelik “bitirme planı“ ile karşımıza çıktı.

Öncelikle gazetecilik ve habercilik yapamamış ve bu alanda nal toplayan Hürrriyet ceridesinden başlayalım son andıç veya planla ilgili bilgilenmeye.

Dokuzuncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in “Bu milletin bir tek ordusu var” sözünü köşesine taşıyan Hürriyet Başyazarı Oktay Ekşi, bunun ordunun üzerinde titremek, itibarını korumak herkesin borcudur anlamına gelen bir söz oldugunu hatırlatıyor ( 15 Haziran 2009- Hürriyet)

Neden kullanmış sayın Ekşi bu cümleyi ve hatırlatmayı?

Beşinci güne giren ve karanlıkta kalan darbe planının TSK tarafından yavaş “soruşturulduğunu” güya eleştirmek için.

Evet hepimiz ordumuzun itibarını koruyalım.

Üzerinde her zaman titreyelim.

Ama bana göre cahiliye döneminde kalmış bir cümleyi, yani sayın Demirel’in sarfettiği cümleyi de tarihin çöplüğüne atalım artık.

Ne yani bizim ordumuz tek de, ABD’nin iki ordusu mu var?

Alman işgaline uğramış Fransız devleti ve hükümetleri ordularına gözleri gibi bakmıyorlar mı?

Sahi İngiltere’de kaç tane silahlı kuvvet var (!)

Bakılacak yan ve yön ordunun tek olması değil.

Esas hangi ordunun 2009 yılında hala “darbesever” olduğuna bakmak gerek.

Hadi İttihat ve Terakki’ye yetişmedik ama 1960’da TSK’nın alt kademe maceracılarının yaptıkları 27 Mayıs darbesinden bu yana, 12 Mart 1971 Muhtırası, 12 Eylül 1980 hiyerararşik ihtilali, 28 Şubat 1987 postmodern müdahalesi, 27 Nisan 2007 internet muhtırası yetmedi mi? Aradaki lahikalar- andıçlara girmesek de olur.

Bunlar sivil rejimleri vesayet ve boyunduruk altına alma girişim ve tertipleri değil mi?

Genel Kurmay bünyesinde son olarak çıkan girişim planının doğruluğu veya yanlışlığını tartışmaya devam edelim.

Ama doğru veya yanlış olması “darbeseverlik” gerçeğini ortadan kaldırmıyor ne yazık ki.

Bir tek savunulacak ve de avunulacak yanı var bu son tablonun.

Onu da Hürriyet Yazarlarından Mehmet Yakup Yılmaz dile getirmiş köşesinde:

Bakın ne demiş ayın Yılmaz?

“Askeri darbeden kaçacagiz denilirken, bir “polis darbesi“ne yakalanmamak da aynı derecede önem taşıyor. (Hürriyet 15 haz.2009)

Buyrun burdan yakın.

Beş numara kafaya iki numara şapka giydirmeye teşebbüs etmek ancak böyle olabilir.

Bir gün Türk milletinin aklına “polis darbesi” (!) kuşkusu düşürüleceğini hayal dahi edemezdim.

Düşürdüler.

Sağolasın İzocam (!)

Üşütmemi önledin(!)

BİR CEVAP BIRAK