Sizi iyi tanıyanlar

Komşu hanıma şöyle gönülden bir günaydın deyip bir de hatır sordunuz mu adınız kötüye çıkabilir: komşu hanım gidip birilerine bu adam bana sulanıp duruyor diyebilir. Güzeller güzeli bir çocuğu kucaklayıp on saniye göğsünüze bastırırsanız size sübyancı damgasını vurabilirler. Bir arkadaşınızı seni özledim diyerek candan yürekten öperseniz güm diye eşcinsel damgasını yiyebilirsiniz. Lokantadan çıkarken ben en yaşlılarıyım, gençlere para verdirmek yakışık almaz deyip önce davrandığınızda ve gördüğünüz terbiye gereği bunu hep yaptığınızda eliyle cebi arasında kilometrelerce uzaklık bulunan adam öbürünün kulağına fısıldamaya başlar: bu herif bizi yemek ısmarlama yöntemiyle tavlayabileceğini sanıyor. Kurulu düzenle al takke ver külah yaşayanların kendilerine bir de şan olsun diye Marx’çı etiketini yapıştırdığı yerde siz vergi adaletsizliğinden söz ettiğinizde zararlı kişi olarak tescil edilirsiniz. Bir hanım arkadaşınızla yürüyüşe çıktıysanız o hanım sizin metresinizdir. Yıllarca emek vererek hazırladığınız bir çalışma için bu da bir şey mi diye dudak bükenlerin doğru dürüst tek satır yazısı yoktur. Bir genç adamın çalışmasının bir yerine gel bunu daha anlaşılır kılalım diye iki satır kalem attığınızda ölü kaldırıcılar hemen işe girerler: o çalışmayı aslında baştan sona siz yapmışsınızdır da saklıyorsunuzdur.

Adamın üç kuruşluk tarih bilgisi yoktur. Üçüncü kadehin verdiği güçle, henüz altıncı kadehe ulaşıp hoşaf gibi olmadan, size bir siyasi tarih dersi vermek üzere kafayı zorlar: Stalin bir insan kasabından başka bir şey değildir. Siz ona tarihe böyle bakmanın hiçbir karşılığı olmadığını, tarihsel olguları toplumsal ve siyasal zeminde değerlendirmek gerektiğini söylersiniz. Üç gün sonra birilerinin ağzından Stalin’ci olduğunuzu duyarsınız. Nasıl olur, daha geçen gün Troçki’ci olduğunuzu söylemişlerdi. Bu kadar çabuk mu değiştiniz? Bir sohbet sırasında insanın geçmişini yadsımakla geçmişinden kopamayacağını, ayrıca bunun gerekmediğini mi söylediniz? Kaçmayın, buraya gelin, siz düpedüz bir Osmanlı artığısınız. Birileri sizi sizden habersiz Marx’çı aydınlar listesine geçirmişse boşuna direnmeyin, zaten Marx’çısınızdır. Descartes felsefesi Leibniz’in de belirttiği gibi çağdaş düşünceye geçiş yeridir, ben bir Descartes çalışması yapayım dersiniz, elinizin erdiği aklınızın yettiği kadar Descartes araştırmaları yaparsınız. Bir gün bir arkadaşınız size haberi uça uça getirir: yahu ne diyorlar biliyor musun, biz onu Marx’çı bilirdik, meğer adam düpedüz Descartes’çıymış diyorlar.

Yedi sekiz yıl dul olarak yaşamınızı sürdürmüşsünüzdür. Bir gün bir arkadaşınız yıllar sonra sesini telefonda size ulaştırıverir. Yahu nerelerdeydin? Hoşbeş edelim derken ondan kendinizle ilgili bir haberi öğreniverirsiniz: karınız öldükten hemen sonra evlenmişsinizdir. Belki de biz kendimizi bilmiyoruz, ne olduğumuzu, hatta evli mi bekar mı olduğumuzu bilmiyoruz, durumumuzu dostlardan sorup öğrensek iyi olacak, biz bazı şeyleri karıştırıyoruz belli ki dersiniz. Birileri sizin Fransa’yla ilgili bir kişi olduğunuzu düşünürler, az buçuk franszıca öğrenmişsiniz ya. Fransa’da yalnız on gün kalmış olduğunuzu söylediğinizde inanmazlar. Nasıl olur kardeşim sen öğrenimini Paris’de yapmadın mı? Oysa siz o demir kuleyi şöyle bir görmüş, zafer takının altından şöyle bir geçmişsinizdir, o kadar. Onlara kalsa bir şeyleri cukkalamış hatta yakanıza ek olarak bir de jejyondonör takmışsınızdır. Biri çıkıp utanmadan şöyle diyebilir: Saroz mu Saloz mu, o adamdan epeyce para almışsın. Güler misin, ağlar mısın? Gül, ne diye ağlayacakmışsın. Siz üçaylığı aylara nasıl yayacağınızı, zora düşmeden üç ayı nasıl geçireceğinizi hesaplayadurun, onlar sizin için çok yeni ve çok ilginç kazanç kaynakları bulacaklardır. Bir kitabınız yayımlandığında dostunuzun gözündeki anlam çok açıktır: gene vurdun parayı gözünden domuz seni! “On beş yıllık otomobille başına bir iş getireceksin. Arabanda ne doğru dürüst ısıtma düzeni var, ne klima var ne bir şey var; bir radyo bile taktırmadın şu takaya. O tenekeyle yola çıkılır mı? Dümen kamyon dümeni gibi, kollarına yazık değil mi? Bu zamanda hava yastığı olmayan otomobil kullanılır mı? At şunu çöpe de git doğru dürüst bir şey al kendine.” Böyle dediklerini duyar gibi olursunuz.  Arkanızdan fısıldaşırlar: “Gene salı pazarına gidiyor cimri herif, ucuz olsun diye de akşamı bekliyor.”

Bir ömür böyle geçip gitti dostlarım. Ya biz kendimizi anlatamadık ya da zaten bizi anlamak diye bir kaygıları yoktu. Gülüp geçmeyi bilmeseydik çokça sıkıntılı günler yaşayabilirdik. Bizim sıkıntılarımız yalnızca hastalıklar, ölümler, parasızlıklar, uğradığımız haksızlıklar, yaşadığımız ihanetler oldu. Olsun.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.