Skandal

Skandal

0
PAYLAŞ

Skandal: “KKTC’nin Cumhurbaşkanı Eroğlu yalan söylüyorsa” bu sözün bittiği yerdir!
(Eğer başıma bir iş gelirse lütfen sorumlusunun Sayın Eroğlu olabileceği ihtimali göz ardı edilmemeli!)

KKTC’de bugün Haberdar Gazetesi’nde çıkan yazım “Hanedan gibi sizde 1. Cumhuriyeti’mi istiyorsunuz? Hanedan “Ulusal Kanal’ı” ve “Halk TV’yi” izliyor. Legitim. Çünkü mantıklı! KKTC’de hanedanları yaratan da “1. Cumhuriyet’ti”.” konusunu işlemekte.
KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Derviş Eroğlu’da bugün medya üzerinden aralarında benim de bulunduğum şahıslar hakkında “düzeysiz” ve “gerçek dışı” iddialarda bulundu.
Onun hakkımda “çamur at izi kalsın” yöntemiyle ortaya attığı yalanı sizinle paylaşacak ve Sayın Eroğlu’nun iddiasının yalan olduğunu sergileyeceğim.
Aslında bu tam bir skandal. Hiç bir demokraside yaşamazsınız.
Hukuk devletlerinde devlet birine bir suçlama yaptığında kanıtlamak zorundadır!
Hukuk devletinde devletin en üst makamında oturan bir şahıs “benden iş istedi vermedim” diyerek bir vatandaşın “fikir özgürlüğünü kullanmasını” engellemeye başvuruyorsa bu “oturduğu makam” açısından çok vahim bir durumdur! Hukuk devleti prensiplerine göre bir vatandaş olarak “masumiyetimi kanıtlamak” zorunda bile değilim.
Yalan söyleyerek bir vatandaşı suçlayan Sayın Cumhurbaşkanı bunu kanıtlamak zorunda.
KKTC’de dokunulmazlığı olan Sayın Cumhurbaşkanı bu derece sorumsuz bir şekilde bir vatandaşı “karalama” hakkına sahip değil. Onu mahkemeye verip vermeyeceğimi avukatlarıma araştırtıyorum.
Aynı şekilde Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak bana yapılan bu “yalana dayalı hakarete” karşı hukuki olarak neler yapabileceğimi avukatlarım araştırmakta.
Yine Almanya ve AB vatandaşı olarak bana yönelik “yalana dayalı hakarete” yönelik hukuki olanaklarımı avukatımla değerlendirmekteyim.
Bir politkacı olarak ise nasıl bir “kafa yapısı” ile karşı karşıya olduğumu biliyor ve bunu gerek yazılı gerek görsel basında dile getiriyordum. Dediklerim kanıtlanmış oldu!
Hakkımda söylediklerinin içinde bir tek doğru bulmak bile zor! Cümle, cümle bunları teşhir edeceğim.
Ancak ben bir Cumhurbaşkanlığı Makamı’nda oturan şahsın bu yaptığını düşündüğümde utanırken o buna neden olan kişi olarak “hakkımda yalan söylerken ve medyada bu nedenle konu olurken hiç mi yüzü kızarmaz” şaşırıyorum.
Gerçekten sözün bittiği yerdeyiz. Eğer bir Cumhurbaşkanı “yalan söylerse” diyecek laf kalmıyor.
Hem Almanya’da hem Türkiye’de konuştuğum tüm aklı başında politikacılar “başlarını sallıyorlar”!
Tekrar ediyorum ben bu tip bir konuyla siz okurlarımı meşgul etmeye utanıyorum ama bana bunu “yazdıran utanmıyorsa” yapacak bir şey yok!
Türkiye Medyası’ndan Habertürk’te çıkanı aynen aktarıyorum:
“…Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu: “Hakkımdaki olumsuz raporlar ya elçilik ya MÎT vasıtasıyla gider. Benim siyasi muhaliflerimin söyledikleri doğruymuş gibi kabul ediliyor. Geçen cumhurbaşkanlığı seçiminde Talat’ın danışmanı, Başbakan Erdoğan’ın başreklamcısı, mitinglerini düzenleyen Erol Olçak’tı. Seçimi ben kazandım, Talat kaybetti. Erol Bey bunu hazmedemedi çünkü bu defa kurultayda İrsen Bey’in danışmanı olarak geldi ve geldiği gün “Rövanşı almaya geldik” dedi. Olay öyle başladı” dedi.” dedikten sonra bana yönelik yalanlarını da sıralamış:
“…EROĞLU: ” Ozan Ceyhun bana gelip iş istedi ama ben uygun görmedim.Geçmişini araştırdım. Şimdi Egemen Bağış’ın bir numaralı dostu”
Eroğlu; “Eski Avrupa Parlamentosu Milletvekili Ozan Ceyhun’u Mustafa Sarıgül’ün yanında tanıdım. Bana gelip iş istedi, geçmişini araştırdım, baktım uygun görmedim. Şimdi Egemen Bağış’ın bir numaralı dostuymuş. Bir zamanlar “Bağış adına” derken, şimdi de “Türkiye hükümeti adına konuşuyorum” demeye başladı; mide bulandırıyor.”
Evet maalesef bu saçmalıklara vakit ayırıp tek, tek cevaplandırmak zorundayım:
1. Ben kendisinden iş istemedim. “Bana gelip iş istedi, geçmişini araştırdım, baktım uygun görmedim” cümlesi “asılsız” ve de “küçük düşürmek” amacıyla söylenen bir iddia. Hatta bu cümle bana Türkiye’nin karanlık geçmişinde uygulanan yöntemleri hatırlatmakta. Sayın Eroğlu’nun geçmişine yönelik benim ortaya atmadığım ama çok konuşulan ve yazılan “Ergenekon” ve “yolsuzluk” iddiaları olan biri olarak başkalarının “geçmişleri” konusunda laf söyleyebilecek son kişi olabilir.
Benim geçmişime yönelik kimse “cuntacılarla işbirliği yaptı” ya da “şu kadar milyon cebine” attı suçlaması yapmadığından şerefli bir geçmişe sahip olmaktan gururluyum.
Almanya’da bir doktor dostum CB Eroğlu’nun “kendisi ve benimle” birlikte KKTC için AB nezdinde birlikte çalışmayı önerdiğini söyledi. Ben de davet edildiğim bir gün kızları Aslı Eroğlu ve Resmiye Canaltay Eroğlu’nun da katıldıkları bir öğle yemeğinde Sayın Eroğlu ile görüştüm. Bu görüşmede “sen lobicilik alanında kendini kanıtlamış birisin, seninle çalışmak istiyorum bana neler yapılabileceğin konusunda konsept yaz” talebinde bulundu.
Bu yemek sırasında bana sürekli “mesajlar vermeye çalışması” beni rahatsız etti. Sürekli kendisinin “Recep Tayyip Erdoğan’ı desteklediğini” bana anlatmasına bir anlam veremedim.
Ardından o tarihte Başbakan olan “İrsen Küçük için aşağılayıcı kelimelerle ağır ithamlarda” bulundu. “Sayın Küçük’e ve çevresine mafyavari örgütlenme suçlaması” yaptığında aslında benim için meselenin iş teklifi olmadığı da ortaya çıkmıştı. Tüm bunlar beni çok rahatsız etti. İş teklifinin de aslında bir taktik olduğu açık ortadaydı. Bu görüşmeden ayrılır ayrılmaz dostlarımla bu konuları konuştum ve konuşulanları ne olur ne olmaz diye” not ettim. Çünkü içerikleri çok tedirgin ediciydi.
Ardından o tarihte KKTC’de bakan olan bir arkadaşım ve UBP’de yönetici konumda olan bir başka arkadaşımla bu konuşulanları ve teklifi paylaştım. İkisi de “aman dikkat et, bu adama güven olmaz” dediler.
Zaten benim de izlenimim o yöndeydi. Bu nedenle kendisine hiç bir zaman bir konsept yazıp yollamadım ve bu konunun kapanmasına neden oldum. Zaten kendisi ve politikası hakkında değerlendirmelerim de ortadaydı.
Şimdi çıkıp “benden iş istedim ve ben de vermedim” tarzında bir açıklama yapmasını “beni küçük düşürücü bir davranış” ve deyiş tarzını da “bir hakaret” olarak değerlendirmekte ve hem makamına hem de yaşına yakıştıramamaktayım.
2. “Şimdi Egemen Bağış’ın bir numaralı dostu” diyerek ne amaçladığını anlayabilmiş değilim. Ben uzun yıllardır Sayın Bağış ile arkadaşım ve kendisi çok takdir ettiğim bir dostum. Üstelik benimle olan hem o yemek görüşmesi esnasında ve daha önce de benimle olan buluşmalarında Sayın Eroğlu bana arkadaşı olduğum “Egemen Bağış’ı çok takdir ettiğini” söyleyen kişi ise bu durumda “şimdi” kelimesinin “art niyetli” anlamını siz okurlarımın değerlendirmesine bırakıyorum.Bu tarz bildiğimiz bir “çevrenin” propaganda yöntemi olarak bize yabancı değil’!
3. Bir başka yalanı ise “Eski Avrupa Parlamentosu milletvekili Ozan Ceyhun’u Mustafa Sarıgül’ün yanında tanıdım” demesi. Bu tam bir “kuyruklu yalan”. Uzun yıllar Mustafa Sarıgül bana “Derviş Bey senden çok şikayetçi” der dururdu ve üçümüz hiç bir araya gelmemiştik. Bir yıl önce Mustafa Sarıgül ve Derviş Eroğlu ile aynı yemek masasında oturdum. İstinye Park’ta idik. Sayın Eroğlu beni önceden tanımadığını söyleyecek kadar gerçek dışı masallara başvuruyorsa bunun tersini şahit olarak söylemeye hazır çok sayıda KKTC vatandaşı var.
4. “Bir zamanlar “Bağış adına” derken, şimdi de “Türkiye adına” konuşuyorum demeye başladı” diye bir iddiada bulunmak için Türkçe özürlü olmak lazım. Sayın Eroğlu bana bir yazımı göstersin “Bağış adına” ya da “Türkiye adına” diye kaleme almış olduğum! Tek bir cümle sunamaz. Demekki ya okuyamıyor ya da bazı danışmanları onu yanlış bilgilendiriyor.
Bunlar çok “çirkin” yöntemlerç Bu yöntemlerle aslında “Türkiye’ye karşı düşmanlıklar “kışkırtılmakta!
Ben KKTC’deki tüm yazılarım ve görsel medyadaki konuşmalarımda “Türkiye’deki izlenimlerimden çıkardığım sonuçlar” diyerek yorum yapmaktayım. Yorumlarımın Sayın Eroğlu’nu çok rahatsız ettiğini zaten biliyordum. 15 Kasım Cumhurbaşkanlığı Resepsiyonu’nda bunu gözler önüne sermişti. İsterse bu konuyu da medya ile paylaşırız. Kamuoyu da Sayın Eroğlu’nun “çözüm ile değil ama Ozan Ceyhun ile” ne kadar zamandır ve “nasıl” meşgul olduğunu öşrenmiş olur!
Ancak yorumlarından rahatsız olduğu biri için bir Cumhurbaşkanı’nın bu kadar çok yalan söyleyerek “iddialarda bulunması” hangi etik ve ahlak kurallarına uygundur.
Türkiye ve Ankara Hükümeti ile had safhada sorunlu olan birinin bu şekilde “çamur atması” çok çirkin.
5. “Mide bulandırıyor” kelimesine gelince. Sayın Eroğlu ile mahkeme nezdinde hem de üç ülkede muhatap olmayı çok arzuluyorum. Çünkü Sayın Eroğlu’da “nasıl bir mide varmışki” bulanması gereken konularda bulanmayıp kendisine karşı “fikir özgürlüğü kapsamında eleştiri yapana” yönelik hakaret etmek amacıyla “bulandığı” iddia ediliyor.
Onca “yolsuzluk” iddiası ortada iken, onca “Ergenekon ve benzeri” konularda iddialar öne sürülürken, kendisi bir çok çevre tarafından “iktidarını çıkarı için kullanmakla” suçlanırken çok merak ediyorum bunları duyan kimbilir ne kadar çok insanın midesi bulanıyordur acaba?
Ama bana yönelik olarak söylediği yalanlardan dolayı asıl benim midem bugün gerçekten bulandı!
Cumhurbaşkanlığı makamında oturan birinin bu “anti-demokratik” yöntemlere başvurarak bu düzeylere inmesi demokrasi adına “utanç verici” bir durum.
Yaşamımda böyle bir durumla karşılacağımı düşünmemiştim.
Siz okurlarımı bu konuyla meşgul ettiğim için özür diliyorum ama bakın görün “Türkiye ve KKTC kimlerden neler çekiyor” istedim.
Böyle zamanlar da ünlü şairimiz Ahmed Arif’i okumak iyi geliyor bana:
“…Doğdun,
Üç gün aç tuttuk
Üç gün meme vermedik sana
Adiloş Bebem,
Hasta düşmeyesin diye,
Töremiz böyle diye,
Saldır şimdi memeye,
Saldır da büyü…

Bunlar,
Engerekler ve çıyanlardır,
Bunlar,
Aşımıza, ekmeğimize
Göz koyanlardır,
Tanı bunları,
Tanı da büyü…”
Almanya, Türkiye ve KKTC’deki yetkililere de şimdiden bir ihbarım var:
Sayın Eroğlu hakkında Kıbrıs’ta yıllarca çok şey ve “güzel olmayan” içerikleri dinledim. Eğer başıma bir iş gelirse lütfen sorumlusunun Sayın Eroğlu olabileceği ihtimali göz ardı edilmemeli! Çünkü hakkımda söylediği yalan ile “insanların bana yönelik kışkırtılabileceğini” en iyi bilenlerden biridir kendi!

BİR CEVAP BIRAK