Üskül Müşkül

12. 05. 2009 tarihli “TBMM İnsan Hakları Komisyonu’na Avusturya izin vermedi“ haberinden sonra eski bir yazımı hatırladım. İnsan hakları örgütleri ve onların temsilcileri ile görüşmek için Viyana’ya gelen Zafer Üskül’ün başkanlığında TBMM İnsan Hakları Komisyonu üyelerine ilticacıların kaldığı kampı gezmelerine izin vermemişlerdi. Bu kamp Avusturya’nın Aşağı Avusturya eyaletinde Traiskirchen denilen kasabasında bulunmaktadır. Küçük bir işçi yerleşim yeri olan bu kasabada her sene birkaç defa ilticacılar kampını protesto eylemleri yapılır. Burası seçimlerde de propaganda konusu edilir. İşsizliğin dışında, iddialara göre ilticacılardan dolayı korkunun, polisiyelik olayların dışında, kasabadan sürekli göç edildiği de dile getirilen diğer bir konudur.

İşte TBMM İnsan Hakları Komisyonu’na başkanlık yapan Zafer Üskül ve beraberindeki heyet bu kasabada bulunan iltica kasabasını ziyaret etmek istemişti. Zafer Üskül’ü Viyana’da Türkiye’den DİSK’e bağlı belediye işçilerinin üye olduğu bir sendikacı heyetiyle Viyana’ya yapmış olduğu ziyarette tanımıştım. Bu ziyarette Avusturya Sendikalar Birliği’ne bağlı Belediye İşçileri Sendikası’nın (ÖGB) o zamanki başkanı ile görüşmüştü. Bu sendika başkanı önce ÖGB’ ye genele başkan, daha sonra ise Avusturya’nın Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı olmuş halen bu görevini de sürdürmektedir. O zaman Türkiye sendikacıları heyetinde bulunan Zafer Üskül de, Avusturya tarafında bulunan sendikacı da bulundukları pozisyonu değiştirerek, siyasi kariyerlerinde yükseldiler. Aralarında Zafer Üskül’ün de bulunduğu heyet Brüksel üzerinde Avrupa Birliği lobi çalışmaları yapmak için Viyana’ya da uğramışlar ve ÖGB ile de görüşmek planlanmıştı. Ben de bu görüşmede çevirmen olarak bulunacaktım.
Bu görüşmeye ait izlenimlerimi de hatırladığım yazımda okurlarımla paylaşmaya çalışmıştım.
Hatırladığım bu yazı “Bütün Ülkelerin Sendikaları Birleşin“ gazetemizde 6 Aralık 2006 tarihinde yayımlanmıştı. Yazıda anlatmak istediğim Avrupa’nın en zengin ufak bir ülkesi ile Türkiye sendikacılığı arasında ortaklığın olmamasıydı. Tarafların farklı farklı beklentileri vardı. Avusturyalı sendikacılar kendilerini “ağabey” sendikacı gibi görmek istiyorlardı, Türkiye tarafı ise ÖGB’den “Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğini destekliyoruz” biçiminde bir açıklama yapmalarını istiyorlardı.
Misafir sendikacılar heyetinde dört kişi bulunmaktaydı, sendika başkanı, sendika sekreteri, bir bölge sendika görevlisi ve danışmanları Zafer Üskül’dü. Zafer Üskül’ ün dışında sadece İstanbul’dan gelmiş sendika başkanı bir açılış konuşması yapmış, daha sonra bütün yük Zafer Üşkül’ün omuzlarına düşmüştü. Sendikalar özgürlük, sendikalara uygulanan baskılar,1 Mayıs gibi şikâyetler Zafer Üşkül tarafından aralıksız dile getiriliyordu. Kendi ülkeleri şikâyet edilip duruyordu, bu şikâyetin sözcüsü de Zafer Üskül’dü.
Aralarında birisi daha vardı ki, fırsatını yakaladığı anda bana “burada nasıl kalırım” sorularına cevap arıyordu. Bir ara bu soruyu heyette bulunanlardan sanırım sendika başkanıydı, duydu da, “koskoca sendikacısın, olur mu hiç böyle şey” ifadesine aldırmadan sorusunu hep yeniliyordu. Ben de o zaman verdiğim cevap “Avusturyalı sendikacıdan yardım isteyebilirsiniz, isterseniz sorunuzu ileteyim” oldu. Daha sonra da sorusunu tekrarlamadı.
Avusturyalı sendikacılar bir basın açıklamasıyla ÖGB’nin Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğini destekliyor biçiminde bir metin hazırlattı. Bu metin, iki ülke sendikacılarının ortak düşünceleri olarak basın açıklaması biçiminde duyurulması kararı alındı.
Zafer Üskül özellikle basın açıklamasının Cumhuriyet düşmanı bir yazar/gazeteciye gönderilmesini istedikten sonra, toplantı biter bitmez oradan ayrılmıştım.
Onlar da sendika binasından ayrıldılar, otellerine doğru yol aldılar. Hep Avusturya’da kalmanın yollarını araştıran sendikacı ne yaptı bilmiyorum. Kalmakta ısrarcıydı, kim bilir belki de Avusturya’da iltica talebinde bulunmuştur. Üç sene önce kendi ülkesini Avusturya’ya şikâyete gelmiş Üskül’ü Avusturyalı ciddiye alıp ilticacıların kampına sokmadı. Oraya sokulmuş olsaydı, belki üç yıl önce beraberinde getirmiş olduğu ve sürekli Avusturya’da kalmanın yollarını sorularıyla araştıran sendikacıyı tekrar Türkiye’ye alıp götürürdü. Kendileri iktidarda ya memeleketi “güllük gülistanlık” yaptılar. Üskül’ün sendikacı dostu için Avusturya’da kalmanın bir yolu vardı o da ilticacı başvurusuydu.
İnsan haklarının düzeltilmesi ve sendikal özgürlüğün yerleşmesi konusunda DİSK’ e bağlı bir sendikanın danışmanı olduğu ve milletvekili olmadığı yıllarda Avusturyalı sendikacılardan yardım istiyordu. Şimdi İnsan Hakları Komisyonu başkanı şimdi kimden yardım isteyecek bakalım.
Son bir notu da burada okuyucularımla paylaşmak istiyorum. İnsan Hakları Komisyonu üyeleri Viyana’da bulunduğu sürede Avusturya’da Türk kökenli siyasilerle görüşme yapmış. Bu görüşmede bulunan bir dost konuşulanları ve tartışılanları anlattı. Avusturya’da siyaset yapanlardan bazıları Ergenekon tutuklamaları ile ilgili düşüncelerini belirtmiş ve tutuklamaların “12 Mart’tan aratmadığını” dile getirmişler. Milletvekillerinin bazılarından aldıkları cevap “Yoksa Ergenekoncu musunuz, Türkiye’ye izine gelirken aman dikkat edin, sizi de tutuklayabilirler” olmuş. Demek ülkemize tatile gittiğimizde sınırda kim vurduya gider de gözaltına alınırsak insan hakları savunucusu Zafer Üskül de kurtaramayacak bizleri. Varsın olsun, memleket toprağı olan Silivri’de sohbet edecek bir dost, üzerinde oturacağımız bir post buluruz elbette.
Zafer Üskül’ün aksine ülkemizi kimseye şikâyet etmiyoruz. Demokrasiyi, insan haklarına ve hukuka uyulmasını Türkiye’ye gerekli olduğu için savunuyoruz, Avrupa Birliği istediği için değil.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.