İslam ve terör üzerine

Günümüzde çokça kullanılan bir terim olmasına rağmen terörün ortak kabul görmüş bir tanımı bulunmamaktadır. Konuyla ilgili bir çok tanım yapılmış, ancak uluslararası arenada ortak bir kavram üzerinde birleşmek mümkün olamamıştır.


Bunun nedeni de bir tarafın terörist ilan ettiğini , diğer tarafın özgürlük savaşçısı olarak nitelendirmesindendir.
Terör tanım olarak,insanları yıldırmak,sindirmek yoluyla onlara belli düşünce ve davranışları benimsetmek için zor kullanma ,tehdit ve öldürme eylemidir.
ABD ve Avrupa'daki gibi Batı kökenli örgütlerin yanı sıra, Ortadoğu çıkışlı terör örgütleri de bulunmaktadır. Nitekim dünyanın dört bir yanındaki kimi terör girişimleri bu gruplar tarafından üstlenilmekte ve gerçekleştirilmektedir. Ancak burada çok önemli bir noktayı vurgulamak gerekmektedir. Bu gibi terörist eylemleri gerçekleştiren kişilerin Hıristiyan, Müslüman veya Yahudi ismi taşımaları bazı çevreleri yanlış kanaatlere sürüklemekte ve ilahi dinlerle bağdaşmayan iddialar ortaya atmalarına neden olmaktadır. Eğer teröristler Müslüman isimleri taşıyor olsalar, kimliklerinde "Müslüman" yazıyor olsa bile, işledikleri cinayetlere "İslam terörü" denemez.
Aynı şekilde Hıristiyan olsalar, "Hıristiyan terörü" veya Yahudi olsalar "Yahudi terörü" de denemez. Unutmamak gerekir ki, New York'ta veya Washington'da öldürülenler arasında her kesimden insan olabilirdi.
İslam’ın teröre izin vermediği ifade edilir. Bu doğrudur ancak,  İslam’ı doğru anlayanlar için doğrudur. İslam’dan sapmış bazı sözde yolların taraftarları kendi anlayışlarına göre İslam’ı yanlış yorumlamaları sonucu böyle bir yanlışa sürüklenmişler. Yine de bunu din adına yapmalarını söylemek başka bir cahilliktir.


İslam dünyasında ortaya çıkan bu gibi sapık  gruplar,  İslam'ı kendi anlayışlarına göre  yorumlayarak kendi ülkelerinde bile şiddet uygulamaktadır.


Şöyle ki; İslam büyükleri, tarih boyunca, isyandan, anarşiden uzak kalmışlar ve taraftarlarını da buna bulaştırmamışlardır. Mesela; Ehl-i sünnet inancının önderlerinden büyük alim İmam-ı a’zam Ebu Hanife hazretleri ile ikinci bin yılın müceddidi İmam-ı Rabbani hazretleri kendilerine yapılan haksızlığa, zulme rağmen devlete isyan etmemişler, talebelerini de isyandan ve terörden uzak tutmuşlardır. Zaten, İmam-ı a’zam hazretlerine göre, ehli sünnet olmanın şartlarından biri de her şartta devlete isyan etmemektir ve teröre bulaşmamaktır.


Niçin bu kadar fitneden, anarşiden uzak kaldılar?
Çünkü, Peygamberimiz, fitne, anarşi çıkarana lanet etti.


Memleketimizde, yetmişli yıllara kadar Müslümanlar Peygamberimizin bu emirlerine uymuşlar, fitneden, kargaşadan uzak kalmışlardır.. Daha sonraları, ilim azalıp, ticari ve siyasi maksatlarla piyasaya sürülen, anarşi, terör, isyan gibi dinimizde yeri olmayan ihtilalci fikirlerin ateşli savunucuları, Hasan el Benna, Seyid Kutup, Mevdudi, Ali Şeriati, Humeyni, Cemalettin Efgani… gibi reformist kimselerin kitapları tercüme edilip, piyasaya sürülünce durum değişti. Yetkililerin yaptığı açıklamalara göre, Hizbullah yanlıları da bu tür kitapları okumaktadırlar.
Bu kısa izah bile terörün İslam'da hiç bir yeri bulunmayan bir insanlık suçu olduğunu göstermekte, "İslam’ı terör" kavramının çarpıklığını ortaya koymaktadır


Bu ise bize önemli bakış açıları sağlar:


Terörün kaynağı cehalet ve bağnazlıktır ve bunun çözümü de eğitimdir. Teröre sempati duyan çevrelere, bunun İslam'a tamamen aykırı olduğu, aksine bu şekilde İslam'a, Müslümanlara ve tüm insanlığa zarar vermiş olacakları anlatılmalı, bu insanlık dışı barbarlıktan arındırılmaları için eğitilmelidirler. İslam’ı doğru anlamaları sağlanmalıdır.



Bugün Batı dünyası İslam adı altında ortaya çıkarak teröre başvuran örgütlerden yana endişelidir ve bu endişe yersiz değildir. Terörü gerçekleştiren ve buna destek olan tüm faillerin uluslararası hukuk ve adalet ölçülerinde cezalandırılması gerektiği de açıktır. Ama bundan daha önemli olan, bu sorunun çözümü için hangi uzun vadeli stratejilerin izlenmesi gerektiğidir. Bu hususta uluslar arası güçlerin ne kadar samimi oldukları da çok önemlidir.


Bir dinin veya bir fikir sisteminin gerçek mesajı, kimi zaman onun sözde taraftarları tarafından tamamen çarpıtılabilir.
Şu bir gerçektir ki, son bir kaç asırdır İslam dünyası'nın dört bir yanındaki Müslümanlar Batılı güçler veya onların uzantıları tarafından zulme uğratılmıştır. Sömürgeci Avrupa devletleri, Batı tarafından desteklenen yerel sömürgeciler (örneğin İsrail) veya Batı tarafından desteklenen yerel baskıcı rejimler, Müslüman kitlelere büyük acılar yaşatmıştır.


Buna rağmen Müslümanlar şahsi, siyasi ya da duygusal olarak değil, dinlerine göre hareket etmelidirler.
Kuran'da hiç bir zaman "zulme karşı zulüm" uygulanmasına izin verilmez.
Zalimin zulmü varsa bile mazlumun terörü olamaz.


 



Müslümanların, kendilerine karşı uygulanan zulme karşı elbette tepki duymaları  meşru bir haktır. Ama bu hiç bir zaman gözü kapalı bir nefrete, adaletsiz bir husumete ve masum insanların öldürülmesine  neden olmamalıdır.
İslâm, Müslüman fertlerin hareket ve faaliyetlerinde hedefin meşru olmasını şart koştuğu gibi, bu hedefe giden yolun da meşru olması gerektiğini hassasiyetle vurgular. Meşru bir hedefe gayr-ı meşru yolla gidenlerin maksatlarını aştığını hatırlatır. Bu açıdan diyebiliriz ki, terör, herhangi bir İslam’ı  gayeyi gerçekleştirmede asla vasıta olmaz.
Kim neye mensup olursa olsun, her insan hata yapar. Burada önemli olan, terörü kimin yaptığı değil, bunun bir insanlık vahşeti olduğu gerçeğidir. Dolayısıyla bütün dünya teröre karşı samimi olarak el birliğiyle tepki vermelidir.
Mutlaka terörün de evrensel ortak bir tanımı yapılmalıdır.


izzettinicin@hotmail.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

nine + 1 =