Süleyman’ın meseleleri

Süleyman’ın meseleleri

0
PAYLAŞ

Geçenlerde bir konuğumu beklerken vakit öldürmek için Süleyman’ın meselleri’ni okudum. Bu çok eski metinde kötülerle iyilerin ya da kötülükle iyiliğin savaşımı vardı, çok derin belirlemeler değil sıradan öğütler vardı, düzgün bir yaşamın koşulları vardı, özellikle yasal olmayan cinsel ilişkiden kaçma önerileri vardı. “Fahişenin yüzünden insan bir parça ekmeğe muhtaç olur” diyordu Süleyman. “Zorba adama imrenme” diyordu. Kötüleri geleceği karanlık insanlar olarak tanımlıyordu ve “Felaket onlara ansızın gelecek” diyordu. “Yolları dolaşıktır” dediği kötüler için kesin bir kötü son belirliyordu: “…döneklikleri kendilerini öldürecektir”. Benim ilgimi çeken sözü şu oldu: “Çünkü bilgiden nefret ettiler.”

Asıl sorun işte bu diye düşündüm. Bizler çok zaman insanların cahillikte direnişlerini tembelliğin bir yansıması olarak görürüz. Bize öyle gelir ki pekçok insan sırf uyuşukluğundan ötürü bilgiden uzak durur, içindeki tembellik şeytanını bir öldürebilse bilginin peşine gidecek, bilgililiğin tadına varacaktır. Süleyman peygamber bunun her zaman böyle olmadığı konusunda uyardı beni. O zaman bilgiden nefret edenlerin iç dünyasını görür gibi oldum. Gerçekten bir çeşit insan var ki bu insan açık açık söylemese de bilginin dünyaya getireceği aydınlıktan çok kötü korkuyor. Bu korkusunda da kendi açısından yerden göğe haklıdır. Bilir ki aydınlanmış bir dünyada ona yer olmayacaktır.

Bilginin dünyayı iyiye yönelten bir güç taşıdığını çok iyi biliyor o. Evet, iyiye giden bir dünyada kendisine yer olmadığını da çok iyi biliyor. Bilinçlerin dönüşümü gereği dünyanın her an iyiye gittiği sezgisiyle tedirgin yaşayan bu adam dünyada ya da ülkede gerçek bir bilgilenme ediminin kendisine ve benzerlerine getireceği yıkımı seziyor. Siz benim bu sözlerim üzerine gözünüzün önüne bir takım zavallı cahil insanları getirdiniz değil mi? Yanıldınız. Gerçekten yanıldınız. Cahil insanlar bilgi yoksunudurlar ama onlar hiçbir zaman bilgi düşmanı değillerdir. Anadolu’da pek çok insan vardır, cahil kalmak pahasına çalışıp kardeşlerini okutan. Garip bir tablo oluşur: örneğin büyük ağabeyin dışında öbürleri hep okumuştur. Okumuş olanlar bütün güçlerini kendileri uğruna cahil kalmış olan o öngörülü adamdan almışlardır.

Nice cahil anababalar çocuklarını okutabilmek için, onları cahillikten kurtarmak için çırpınırlar. Bunda bir ölçüde iktisadi kaygılar belirleyici de olsa her şeyi iktisadi kaygılarla açıklamamız olası değildir. Amaç genç insanların daha da insan olabilmesi için elden geleni yapmaktır. Bu arada on iki yaşındaki kızını yağlı birine satıp beş on kuruş kazanmaya bakan, küçük kız kardeşini koynuna almaya çalışan da vardır. Bu arada insan üzerinden para kazanmayı görenekselleştirmek için canını dişine takan, seni istemiyorum diyen kadının karnına bıçağı saplayıveren, her türlü kirli işe sırıta sırıta giren bayağı insanları ya da değer tanımaz insanları unutuyor değilim. Ancak ayaktakımı diye belirlediğimiz insanlar için, en yukarıdan en aşağıya kadar bütün sınıfların içinden iğrenç yüzlerini gösterebilen bu kaymış insanlar için söylenecek çok sözümüz yoktur.

Süleyman peygamberin andığı o bilgiden nefret eden insanları düşünürken ve bunların bugünün koşulları içinde kimler olabileceğini kendimle tartışırken şunu buldum: bugünün bilgiden nefret eden ya da bilgiden korkup kaçan insanları tabandaki okumamış insanlar olamaz. Bana sorarsanız dostlarım bilgiden nefret eden kişiler, özellikle kendi ülkem için söylüyorum, yarı aydın dediğimiz yarı cahil kişilerdir. Bunlar toplumun bilgi gerektiren bütün basamaklarını büyük bir tutkuyla ve elbirliğiyle ele geçirirken kendi varlıklarını bir gün, bugün olmasa yarın tehlikeye düşürecek bilgi birikimlerinden ya da bilgili insanlardan korkarlar ve herkesi kendileri gibi yarı cahil bırakacak koşulların sürmesi için ellerinden geleni yaparlar.

Görünüşte son derece bilgili oldukları gibi bir izlenim verirken bilgi dostu oldukları izlenimini de vermekten geri durmazlar. Hatta bilene bilmeyene ne büyük bir bilgi insanı oldukları konusunda yüzleri kızarmadan söylevler bile çekerler. Buna göre şöyle düşünürsünüz: bu adamı rahmetli anasının doğurması iyi olmuş, bu adam eksik olsaydı dünya kim bilir ne biçim bir dünya olurdu! Ne var ki, insanları meyvelerinden tanıyacaksak, bunların doğru dürüst meyveleri de yoktur. Herbiri burnu yukarda ve “kendinin bağrı yanık aşığı” olan bu insanlar verimsizliklerini yani cahilliklerini örtbas etmek için küçük gösterilerde bulunmaktan geri durmazlar. Kitap bile yazarlar: oku okuyabilirsen, anla anlayabilirsen. Çünkü bilgiden nefret ederler. Bilgi de onlardan nefret eder.

BİR CEVAP BIRAK