İsmail Çoban ile Aşık Veysel üzerine

İsmail Çoban neredeyse yarım asırdır Almanya'da yaşayan Çorumlu bir ressam. Demokrat kimliği ve yapıtlarıyla tartışma yaratan sanatçı Kore'de öğretim üyeliği de yapıyor ve Türkiye'de Hitit Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesini kurmak için de kollarını sıvadı.


Kendi adına da bir vakfı da bulunan Çoban son olarak öğrencileri ve uluslararası katılımcılarla birlikte Şaman töresinden gelen 'Dilek Ağacı'nı, 'Barış Ağacı' olarak en az 3 metre büyüklükte seramik heykel olarak gerçekleştirmeyi planlıyor. Selma Stern, sanatçı ile çalışmaları üzerine söyleşti…


– Her şeyden önce ressam, grafik sanatçısı ve İsmail Çoban Vakfı’nın kurucusu olarak tanınıyorsunuz. Çok iyi saz çaldığınız ve hatta Aşık Veysel’in öğrencisi olduğunuz az biliniyor. Nasıl Veysel’in öğrencisi oldunuz?
– Aşık Veysel Şatıroğlu benimde mezun olduğum Atatürk İlköğretmen Okulunun kurulduğu yıllarda (Hasanoğlan Köy Enstitüsü) geniş tedrisati olan müzik derslerinde saz öğretmeni olarak çalışmış ve okulda büyük bir kültürel iz bırakmıştı. Onu anılarından tanırdık ama kendisini görmemiştik.


1964 yılında ben okulda beşinci sınıf öğrencisiyken Aşık Veysel’in geleceği ve okulda saz dersleri vereceğini duyunca, yaz tatilinde okulda kalmaya karar verdim. 1964 Mayıs ayında Hocamız geldiğinde onu tren istasyonundan almak da öğrenci dernek başkanı olmam sebebiyle bana verildi ve ilk karşılaşmamızda hayret edilecek bir ses anlayışına şahit oldum.


Benimle bir grup gelmişti istasyona. Hepimiz hoşgeldin dedik elini öptük. O ara beraber gelen, okulumuzun son sınıfında okuyan bir ağbeyimizde ‘‘Hocam, elinizi öpüyüm’’ diye seslendiğinde, Hoca durakladı ve arkadaşımıza döndü sordu: ‘‘Sen Üsük’ün (Hüseyin) neyisin’’…


Arkadaşımız hocanın bahsettiği Üsük (Hüseyin’in) yeğeniydi. Ayni köydendik ama bu kişi ben doğmadan ölmüştü. Ben ismini biliyordum ama kendisini tanımıyordum. Onun da gözü körmüş, Alevi dedesi olduğu için Aşık Veysel’in köyünü ziyaret edip beraber cem yapmışlar, beraber müzik yapmışlar.


Bundan anlaşılıyor ki Aşık Veysel çok kuvvetli ses ve ton algısına sahipti. Yirmi otuz yıl önce duyduğu sesi tanıyacak bir güce sahipti.


– Aşık Veysel çocukluk çağında trajik olaylar yüzünden kör olmuştu. Bu yüzden saz derslerini nasıl geçtiğini merak ediyorum. Görebilen öğretmenler tarafından verilen derslerden çok farklı mıydı?
– Ben o zaman kara düzen saz çalıyordum ve okulun da iyi saz çalanlarındandım. Tabi Veysel Hocamız Bağlama, yani meydan sazı çalıyordu. Bu saz da başka bir düzen tarzıdır bize o düzen üstünden saz çalmayı öğretti. Öğretim tarzı tabi kulaktan duyma ve tekrarlamaya dayanıyordu. Veysel nota bilmezdi. Fakat yapılan yanlış tonları yirmi saz içinden ayırır ve yapılan hatayı hata yapan arkadaşımız öğrenene kadar tekrarlattırdı.


Mandolin, keman, piyano, gitar dersleri de yardı okulumuzda ama onları biz nota okuyarak ve notayla çalışarak öğrenirdik.


– Geriye baktığınız zaman Aşık Veysel’in üzerinizde bıraktığı en etkin itima nedir?
– Aşık Veysel zamanımızda türk halkının içinden çıkan en büyük halk ozanıdır. Demokrat, ilerici, human politik bir ustadır. Sade saz çalmayı değil, ondan yaşamın gerektirdiği çok şey öğrendik. Hayata çok pozitif bakma hissini bıraktı bende. Aynı zaman da okuma yazma bilmeyen çok büyük bir filozoftu…
 
Hatırladığınız özel bir durum veya Veysel’in söylediği aklınızdan çıkanan bir söz var mı?


Hocamız okuldan ayrılmadan bize bir konser verdi. Okulu çok iyi tanıdığı için sahneye çıkarken yardım etmememizi rica etti. Bağlamasını aldı sahneye oturdu ve suskunca bekliyordu. Arka taraftan okulumuzdaki kiz öğrencilere: ‘‘Aaaaa hocamız galiba görüyor, bakın nasıl çıktı sahneye’’ dediye gürültü kopunca: ‘‘Kızlar, eğer susmazsanız iki gözüm kör olsun kalkar giderim’’ diye bir jest yaptı ve salondaki sukuneti sağladı… Hocamızın bu lafları hiç kulaklarımdan çıkmaz o bazı şeyleri bizden daha iyi görürdü.


– Bugün özel hayatınızda hala bağlama çalıyor musunuz? Hiç profesyonel bir "Aşık" olmak istemediniz mi?
– Öğrencilik yıllarımda her ne kadar okul harçlığımı saz çalarak kazandıysamda tek özenim resim ve heykel dalındaydı. O yüzden müzik dalında profesyönelliği düşünmedim. Zaten müzik yeteneğimin ona elverişli düzeyde kuvvetli olmadığının bilincindeydim.


Bağlama çalmıyorum. 1965 yılında öğretmen okuldan ayrıldıktan beri de bağlamayı elime almadım diyebilirim, yani unuttum. Bir bağlamam var, çok sevdiğim bir ustadan hediye geldi, ama masamın başında asılı durur. Bazen akordunun yaparım ve çalmaya gelince birakırım. Benden daha iyi çalanlar var onlara saygı duyarım…


Sanat eserlerinizde uyguladığınız Şamanlık fikirleri ve öğeleri çok özel ve batı dünyasında daha önce hiç görmediğim bir üsluptur. Bu tarzda çalışan sanatçılar tanıyor musunuz?


Ben yapıtlarımda doğu ve batı kültürünün sentezine çok değer veriyorum. Burada sanat kalite yönünden çok yüksek tutulmakta ve sanatçıdan da düzeyde çok şey beklenmekte. İşte benimde bu senteze katılmam için geldiğim alevi kültüründe gerçeklere dayanan değerlerimizi, resimlerimde bir ülistrasyon olmadan kendi görüşlerime dayanarak kullanıyorum. O da benim dünyaya bakış açım oldu.


Alevi kültürünün kaynağı islam öncesi şaman inancıda töre doludur bu gününüze kadar gelen bir anlatım tarzıdır. Burada yani Avrupa’da bu tarz çalışan birine rastlamadım belki doğu ülkelerinde vardır ama tanımıyorum.


– Hem Almanya’da hem de Kore’de onursal üniversite profesörü olarak çalışıyorsunuz. Öğrencilere üslubunuzu öğretiyor musunuz?
– Hayır Almanya’da Prof. Olarak defalarca çalğrılmama rağmen kabul etmedim. Buradaki Akademi ve yüksek okullardaki meslektaşlarımın kıskançlık kavgalarından kaçtım.


Kore’de 1988’den bu yana resmi öğretim üyesiyim. O da öğrencim Prof. Kim’in ısrarı üzerine onu kırmadım kabul ettim. Orada klasik heykel dalında blok ders veriyorum. İlk senelerde, senede 4 defa gidiyordum şimdi zaman buldukca gidiyorum yada oradan bir grup bana geliyor. İlk sene sonrada emekli olacağım. Bu ara Türkiye’den de bir teklif kabul ettim ve bu yıldan itibaren Hitit Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesini kurma görevini üstlendim.


– Ressam ve İsmail Çoban Vakfı’nın kurucusu olarak şu an ne yapıyorsunuz? Projeleriniz var mı?
– Vakfımız geçen yıl sokakta kalmış, öğrenim ve okul bitirememiş çocuklar için bir proje başlattı. Gençleri yetiştiriyor ve tekrar öğrenime dönderiyoruz. İlk projemiz çok başarılı geçti ve bu yılki ikinci projeye geçen senenin 4 katı öğrenciyle başlıyoruz. Bu proje dahilinde, Mayıs – Haziran aylarında İstanbul Üniversitesi, Teknik Bilimler Meslek Yüksek Okulu, vakfımıza davet edildi, 12 kişilik bir grupla ve bizim öğrencilerimizinde katkısıyla Şaman töresinden gelen ‘‘Dilek Ağacı’’ yani bizde onu ‘‘Barış Ağacı’’ olarak en az 3 m büyüklükte uluslararası katılımcılarla seramik heykel olarak gerçekleştireceğiz.


Eylül ayında Azerbeycan Devlet Güzel Sanatlar Akademisi misafirimiz olacak. Planlamak ve anlaşmaları imzalamak için bu ay İstanbul’a ve oradan Bakü–Azerbeycana uçuyorum. Tabi bunlardan başka bir sürü projelerimiz daha var ama bunları gercekleştirecek düzeye getirdiğimizde Vakfımızın internet sayfalarında yayınlayacağız.


Ayrıntılı Bilgi: İsmail Çoban Stiftung zur Förderung junger Künstler, Taunusweg 9, 42349 Wuppertal, Almanya, Tel.: 0049-202-401525, Fax: 0049-202-401523, E-mail: info@ismail-coban-stiftung.de, Website: www.ismail-coban-stiftung.de, info@ismailcoban.com, www.ismailcoban.com


FOTOĞRAF: İsmail Çoban

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

1 × five =