Sınırın ötesi

” Ya sonra? Sonrası için hiçbir tahmini, hiçbir hesabı yok bu bakış açısının. Sınır dediğin neresi, nasıl bir yerdir? Belki cehennem kavramı ile tanımlamak mümkün ama içine düşmeden anlaşılacağına dair bir inancım yok.


Gazeteler hamasetle dolup taşıyor. Yaralı bireylerin sayısı arttıkça “kurtuluş savaşı” zaviyesi giderek güçleniyor. Merhamet edip acımıyorlar, bunca kaybın ardından hala sağduyuyu yakalayabilmiş değiller ve toplum, kendine has bir refleksle “gidelim” diyor, “Gidelim, ne olacaksa olsun…” Çünkü yara bere içinde toplum, can evinden vurulmuş ve doğal olarak ödeşmek üzere başlıyor söze, o yöndeki politikalara kulak kabartıyor.


Hedef: sınırlarımızın ötesinde yer tutmuş teröristleri söküp atmak. Bugüne kadar defalarca denenmiş, sonuç ortada. Şimdi bu terörist faktörlere ilave olarak  “Barzani’yi de katalım” diyen bir ses yankılanıyor. Öfke, değdiği her yerde haksız bir iltifatla karşılanıyor. Daha çok kan daha çok can demek bu. Evladının tabutuna kapanmış annelerin çoğalması demek.
Barzani’nin içine çekildiği sınır ötesi bir operasyon, PKK’yı güçlendirir, müttefiklerinin sayısını arttırır. Dahası bu işbirliği PKK’ya daha geniş bir sahada siyasallaşma olanağını tanır.


Bir de “cehennem” kavramı ile özetlemeye çalıştığımız bölgesel koşullar var. Şii, Suni, Kürt ve Arap diye parçalara bölünmüş, her gün birbirinin kanını akıtan bu parçalı yapıda bir de emperyalist oyun kurucular var. Sınır ötesi operasyona bu pencereden bakıldığında hamaset yerini sağduyuya bırakır ama gazeteler buna izin vermiyor.


Türkiye, meşru bir nefsi müdafaayı amacından saptırmak tehlikesi ile karşı karşıya. Üstelik bu tehlikeye zemin hazırlayanlar, tanıdık.


Böylesine kritik geçişlerde ulusalcı söylemler, ülkenin bütünlüğü ve bağımsızlığını önceleyerek hesapsız kitapsız çıkışlarla toplumu bir başka alana kaydırıyor. Ve toplum, fakir, acılı, ödeşmek üzerine kurulu politikalara rağbet ediyor.


Türkiye’nin, sınır güvenliğini sağlamak, terörle mücadele gibi konularda iç kamuoyu ve tüm dünyaya karşı elinde tuttuğu meşru gerekçeleri var. Korkarım ki, ulusalcı söylem, o cehennem ortamına sürükleyecek ülkeyi. Ölenlerin neden öldüğü ile ilgili en ufak bir muhasebe yapmadan, vatan millet edebiyatının ardında tek doğrunun kendisinde olduğunda ısrar ederek…


“Hele bir girelim, sonuçlarını orada değerlendiririz” stratejisi, Türkiye’yi dönülmez bir yola sokabilir. Bu yoldan dönmek de ilerlemek de mümkün olmayabilir. Herkesin kafasını ellerinin arasına alarak ve “kafa kemiklerini eritinceye dek” düşünmesi gerekir: Neresidir bu sınır denen yer, nasıldır oralar, kaç kişi biliyor ve kaç kişi bu bildikleri ile düşünüp çare üretiyor?

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

10 + four =