Sol yanımda yaram var

Sol yanımda yaram var

0
PAYLAŞ

Bu ülkenin sol yanı inmelidir. Bunda bu ülke aydınının beceriksizliği ve yetersizliği kadar birilerinin kıyıcılığı belirleyici olmuştur. “Solumuz çok güçlü aslında, sol partilerin ve sol derneklerin sayısı azımsanmayacak ölçülerdedir” diyebilirsiniz. Toplumsal davranışlarda nicelik çok önemsense de nitelikten daha önemli değildir. Durağan koşullarda toplumsal değer şu formülü doğrulayacak biçimde gerçekleşir: 1+1+1+1+1=1. Buna matematik artış değil matematik hiçleşme demek daha doğru olur. Kaldı ki eşitten sonraki 1’in de gerçek anlamda 1’e karşılık olduğu tartışmalıdır. Bu formüle göre bir bütünde bir araya gelerek toparlanma çabaları hiçbir sonuç vermez. Önemli olan fikir üretmektir, tasarı geliştirmek ve tasarıyı eyleme ya da uygulamaya götürmektir.

Önceki toparlanmaların hiçbiri toparlanma değildi aslında. Neydi? Kolayın yeniden denenmesiydi. Yeni kalıp sözler bulmak, aklı başında görünen ama kurulu düzen açısından zararsız diye bilinen bir avuç insanı bir araya getirerek bir topluluk oluşturmak, bu topluluğun içine şifalıdır diye bir ölçü ya da iki ölçü kadın eklemek, zenginlik adına kimi kalk gidelim kimi halt etme otur yerinde diyen insanları buluşturmak ve al sana siyasal oluşum deyip çıkmak kendini bilen insanlar için akla zarar bir durumdur.

Otuz kırk yıl boyunca insanla ilgili hiçbir amaca hizmet etmeden, olanlara kılını kıpırdatmadan profesör sıfatıyla, gazeteci sıfatıyla, sendikacı sıfatıyla ya da bir başka sıfatla bir yere çöreklenip kaldıktan sonra gelip siyasete oturmanın topluma ne yararı olabilir ki? Siyasal oluşumların tarihi eski olmalıdır yani kökü çok öncelere dayanmalıdır ama bu uzun zamanda sağlam bir gelenek oluşturulamadıysa eski olmanın da büyük bir karşılığı yoktur. Geçen defa olmadı, haydi hep birlikte yeniden toparlanalım. İyi ama bu yeniyi de o eskilerle ya da onların benzerleriyle mi kuracaksanız? Elbet öyle olacak, gökten ya da bilgisayardan insan indirecek değiliz ya. O durumda devşirme yöntemiyle bir araya getirdiğiniz insanların niteliğine bir göz atmaz mısınız?

Umut güzeldir, ne var ki uzun süre umut olarak kalan umutlar ağır umutsuzluklara yol açar. Öte yandan umut sıradan heyecanlarla ve geldigeçti heveslerle değil de sağlam öngörülerle kurulabildiyse umuttur. Umut varsayım gibidir, beklemeyi sevmez, kısa zamanda çürür, kısa zamanda kokuşmaya başlar. O zaman acele yeni bir umut yaratmanız gerekecektir. Gün gelir siz bir umut taciri olarak anılırsınız. Otuz kere umut verdiyseniz ve bunlardan birini bile gerçekleştirmediyseniz sizden umudu keserler. Tarih attığını vuramamış değerlerle doludur. Unutulmuş edebiyat adamları, unutulmuş filozoflar, unutulmuş siyasetçiler… Geçenlerde bir kitabı karıştırırken bu yaşa kadar adını duymadığım bir filozofun varlığını keşfettim. Psellos 1018’de doğmuş, 1080’de ölmüş. Devlet yazmanı olmuş. Üç yıl boyunca bir manastıra kapatmış kendini. Hıristiyan felsefesini yunan felsefesinin yetkinleşmiş biçimi sayıyormuş, iki yüz yirmi beş tane kitap yazmış. Sonuçta çok bir şey yok. Onu bir zaman sonra son birkaç felsefe tarihi kitabından da silecekler, görürsünüz.

Bir gelenek oluşturamadan bir köşede varlığını sürdürmüş bir siyasal devinim tutmaz. Yetersiz ve hatta çağırıldığı için gelmiş insanlarla kurulan, herkesi aynı anda hoşnut etmek adına kurulan bir devinim tutmaz. Toplumsal ve daha çok da evrensel koşullar gereği fincancı katırlarını ürkütmeden varlığını sürdürmek zorunda olan, bu arada hiç gereği yokken bir çıkarcılar topluluğunu kendinde barındıran, gerçekçi görünmekle birlikte duygusallığı öne çıkarma alışkanlığını elden bırakmayan bir devinim tutmaz. Ortaya koyduğu ya da koyar gibi yaptığı amaçları nasıl gerçekleştireceğini bilmeyen bir devinim tutmaz.

Bu ülkenin sol yanı inmelidir. Bu ülke bir yarı aydınlar ülkesi olmaktan çıkıp gerçek anlamda aydın yetiştiren bir ülke durumuna gelmeden bu işler rayına oturmaz dostlarım. İnsanlar birilerine bir şeyleri benimsetmek için değil de doğruları ortaya çıkarmak için tartışmayı öğrenmeden, insanlar kendilerinden başka birilerine güvenmeyi bir yaşamsal zorunluluk olarak görmeden, insanlar sürü ahlakından kurtulup gerçek insan ahlakı edinmeyi öngörmeden bu işler bir yere varmaz.

Kadın ve erkek ayrımı sürdükçe, erkek sırf erkek olduğu için üstün olduğuna inandıkça, kadınlar kendilerini iki cinsten biri değil de ikinci cins olarak gördükçe ve bu çerçevede bir takım erkeksi kadınların etkisinde kaldıkça, bütün bunlara karşın yüzlerce binlerce kadın bir yandan sopa yiyip bir yandan öldürüldükçe bu böyle gider. Rüşvetin, bıçak parası almanın, vergi kaçırmanın, özel ilişkilerle bir yerleri ele geçirmenin, tefeciliğin, muhbirliğin, tembelliğin, slogancılığın, iş bitiriciliğin, riyanın ve tabasbusun sürdüğü yerde bu iş bu kadar olur dostlarım.

BİR CEVAP BIRAK