Solun yıpratma stratejisi

Solun yıpratma stratejisi

0
PAYLAŞ

“Yıpratma” stratejisi ilerici harekete mükemmel bir plan sunmuyor. Kısa ve uzun vadede bileşeni olduğumuz solun nasıl daha etkin konuma getirilebileceğine ilişkin bir hazırlıktır bu.

“Yıpratma” kavramını popüler yapan askeri tarihçi Hans Delbrück olmuştu. Stratejiyi “yıpratma” ve “yok etme” diye ikiye ayırmıştı. Yıpratma stratejisinin ikinci aşaması düşmanla karşı karşıya gelip onu çökertmeyi öngörür. “Yıpratma” aşamasında ise, düşmanla böylesi kazanılamayacağı belli olan bir çatışmadan kaçınılır. Düşmanı her fırsatta zayıflatmak ve kendi saflarını sürekli güçlendirmek “yıpratma” stratejisinin hazırlık aşamasında yapılır (GMG ve JB, 2014).

Stratejinin “yıpratma” aşamasına hazırlık aşaması da denilebilir. Ekonomik veya politik kriz dönemlerinde stratejinin çökertmeye doğru hızla değişmesi hedeflenir. Devrimciler halk kitlelerini kazanarak liberal ideolojik hegemonyayı dağıtmaya başlarken bir yandan solun demokratik hegemonyasını egemen kılmayı hedefler. Bu anlamda, ölümünden sonra görüşleri uzun yıllar “Avro-komünistler” tarafından parlamentarizm sınırları içinde tutulan Gramsci’nin katkılarını tüm devrimciler ciddiye almalıdır.

Günümüzde “yıpratma” stratejisi zayıf ve dağınık olan solu yeniden toparlamak ve egemen elitin saldırılarına karşı duracak güçlü bir konuma taşımak amacıyla yeniden formüle ediliyor. 0ysa, Kautsky stratejiyi Alman solunun gündemine getirdiğinde ülkenin demokratik-işçi hareketi dünya tarihinde, 1917 Rusya’sı dahil, eşine rastlanmayan düzeyde örgütlüydü.

Devrimci ortamın bulunmadığı dönemlerde solun “yıpratma” stratejisini düşünmesini gerektiren iki neden var. “Birincisi egemen elitle çatışan yığınların gücü asimetriktir: Elitlerin gücü ilerici demokratik hareketten çok fazla bu nedenle açık çatışma gerektiren taktiklerden kaçınılmalı. İkincisi mücadele uzun sürebilir; birkaç on yıl sonra ancak son vuruşu vuracak ‘çökertme’ aşamasına gelinebilir.” Asimetrik çatışmaların sürdüğü uzun mücadele aşamasında doğru strateji Gramsci’nin “pozisyon savaşları” dediği “yıpratma” stratejisinin izlenmesidir.

İki Marksist düşünür Kautsky ve Gramsci, “yıpratma” stratejisini işçi ve toplumsal örgütlerin demokrasiyi biçimlendirdikleri bir süreçte işçi hareketinin gündemine aldılar ve geliştirdiler.

Yıpratma stratejisinin doğuşu ve evrimi

“Stratejilerin kalıcı olabilmeleri için öncelikle teoriye dönüştürülmesi gerek. 1919’da Lenin Bolşevik parti yönetimini ilahi öncülüğe dönüştürdü. Anarşistler işçi konseylerini özgürlük aracı olarak gördü, Kautsky ve diğer merkezci Marksistler yığınsal emek örgütlerini sosyalist dönüşümlerin kurumları olarak kuramlaştırdılar. Otto Bauer ve Kautsky arasında Sovyetlerin 1920-1930 dönemine ilişkin tartışmalarında bu fikir ortaya çıktı. Bauer Rusya’ya özgü sosyalist bir yolun olabileceğini, geri kalmış koşulların sanayileşmeyi teşvik edebileceğini ve ileride sosyalizme yol açabileceğini söylüyordu.” (GMG ve JB, 2014)

Kautsky aynı görüşte değildi. Ona göre bu bir hayaldi. Sosyalizm yalnızca kapitalizmin ve sanayileşmenin kendisinden doğmazdı. İşçi sınıfının ve öteki halk güçlerinin özgür ve bağımsız örgütlerinin varlığından ve pratiğinden dünyaya gelirdi. Tam da bunlar o dönemde SSCB’de yoktu. Bir tek yasal politik parti ve onun vesayetinde ve polisin baskısı altındaki sendikalar vardı.

“Ekonomik gelişmişlik sayıca artan işçi sınıfının önkoşuludur. İşçi sınıfının kendi öz örgütlerinde örgütlenmesi bu aşamadan sonra başlar, yani ön koşul değildir. Kapitalizmden önce yığınlar, zaman zaman yenilmeye mahkûm ayaklanmalar dışında kesintisiz egemenlik altındaydılar, doğal olarak sosyalizmi kuracak kapasitede değillerdi.” (GMG ve JB, 2014)

19. yüzyılın ikinci yarısında kapitalist üretimin yayılması şehirlerde işçi sınıfı nüfusunu artırdı ve yeni bir sınıf mücadelesinin önünü açtı. Artık aristokrasiyle burjuvazi arasındaki mücadele yerini, yeni doğan işçi sınıfı ile sermaye sınıfı arasındaki mücadeleye bıraktı. Kapitalist sanayileşme sonucunda sınıf mücadelesi yükseldi. İşçi sınıfı kendi sendikalarını, kooperatiflerini ve partisini kurdu. İşçi sendikalarının işçi partileriyle kaynaşması bir güç merkezine dönüştü. Toplumsal dönüşümlerin motoru sınıf çatışmalarıydı.

İkinci Enternasyonal Marksistleri işçi örgütleri aracılığıyla ekonomizme ve sendikalizme bağımlı hale gelen politikaları aşarak politik alanı genişletmeyi tartışıyorlardı. İşçi sınıfının ideolojik hegemonyasını artırarak politik iktidarı kazanmaktı amaç. Kapitalizmi değiştirme hedefini uzun zamana yaymayı daha doğru görüyorlardı. Enternasyonal’in politik alanı genişletme perspektifi “yıpratma” stratejisinin perspektifleriyle örülmüştü.

“Eğer, emekçi kitleleri kapsayan parti, iktidarı kazanmanın önkoşuluysa toplumsal örgütlenmeler de sosyalizmin önkoşuluydu. Sendikasız işçi sınıfı sermayenin merhametine ve propagandasına terk edilmiş bir yığından ibarettir. Yalnızca yığınsal örgütlenmeler aracılığıyla politikada aktif olabilir. Eğer Birinci Enternasyonal ‘işçilerin özgürlüğü kendi eserleri olacak’ dediyse İkinci Enternasyonal hedefi daha da somutlaştırarak ‘işçilerin özgürlüğü işçi örgütlerinin eseridir’ şeklinde formüle etti. Özlü değildi ancak özeldi.” (GMG ve JB, 2014)

Yığınsal örgütlenmelerin eylemsizliği sistemi sarsabilecek direnişleri zayıflatır. Kautsky, Rosa Luxemburg’la bir tartışmasında örgütsüz kitle eylemlerinin sınırlılığını ele almıştı, “kendiliğinden gelişen eylemlerin özgün örgütler tarafından koordine edilmesinin önemine dikkat çekmişti. Bu tip eylemler sınırlıdır, savunma niteliğindedir, politik yıkıcılık taşır, rejimleri yıkabilir (1917 Şubatında olduğu gibi) ancak parti olmadan bir alternatif yaratamaz.” (GMG ve JB, 2014)

Fakat gerici güçleri yenilgiye uğratmanın ötesine gidildiğinde “kitle örgütleri var olmalı ve çok yığınsallaşmalı, sosyalist ve Marksist ideoloji ile aşılanmalı. Şu kesindir ki devrimi sosyalistler istiyor diye olmaz. Birçok sosyal güç politikada aktiftir. Sosyalistler örgütlerde yaptıklarını koruyabilmelidir.” (GMG ve JB, 2014) Saf devrimci bir yolu tercih edip yığın örgütlerini dağıtabilirler veya sadece sendikalistler tarafından savunulan ekonomik eylemlerle yetinebilirler.

Toplumsal örgütler “Yıpratma stratejisini” izlemeli “pasif bekleme”de kalmamalı. “Hareketin kurumlarını güçlendirmek: mücadele kapasitesini arttırmak, daha çok ve daha güçlü kooperatifler, parti üye ve militanlarının arttırılması, sosyalist aydınlanmayı derinleştirmek, ekonomi, politika ve tarih bilgisini arttırmak ve yığın örgütlerinin sosyalist ekosistemini kurmak”( GMG ve JB, 2014). “Yıpratma stratejisinin” hazırlık aşamasında bu görevler yerine getirilir.

Toplumsal örgütlenmelerin önemine vurgu yaptıktan sonra seçimlerin önemini anlatma noktasına geldik. Seçimler tek başına bizi sosyalizme götürmez. Troçkistlerin sürekli tekrar ettikleri gibi “sadece kapitalizmi kabul edilir hale getirir” mantığı doğru değildir. “Yıpratma stratejisinin” bir bileşeni olan seçimler kapitalizmin ötesine götürecek bir rol oynar. Seçimlerin yalnızca iktidarı kazanma hedefi yoktur, kitle partisini yaratma, yasal yollardan toplumun her alanına nüfuz etme ve kazanılan iktidarın seçimler aracılığıyla meşruiyetini koruma gibi önemli hedeflerin merkezinde yer alır.

Pannekoek ve Luxemburg iki faktörü yanlış değerlendirdiler. Sokak eylemlerinin devrime evrimleşebileceğini düşündüler ve kitlesel, topluma dönük sosyalist parti kurmayı küçümsediler.

Yaklaşık yüzyıl sonra tüm sol partilerin tutuk ve zayıf olduğu bir zamanda sendikalar ve kitle örgütleri ya çok zayıf ve tutuk ya da yoktur. Onları yeniden kurmak küçümsenecek bir görev değil. Seattle, işgalci hareketler, sosyal forum protestoları ve büyük Gezi direnişi gibi dev kitle hareketleri deneyimlerimiz var. Fakat bu kitle hareketleri sisteme alternatif olamıyor. Eğer olabilseydi 2008’de küresel finans krizinde hemen devreye gireceğinden en ufak bir şüphe yoktu. Demokratik kitle örgütlerini güçlendirmeyi ve yenilerini kurmayı amaçlayan “Yıpratma Stratejisi”nin amacı bu sorunu çözmektir.

Toplumsal örgütlerin geri bildirimi ve büyüme

Uzun vadeli kitle örgütlenmesine vurgu yapmanın birçok faydaları vardır. Örneğin medyada kamuoyunun oluşmasına çok sayıda insanın katılımı kapitalizmle ideolojik egemenlik mücadelesinde zorunlu hale geldi. Yalnızca TV kanalı ve gazete kurmak için değil, web sitesi, i-phone apps oluşturmak için de sermaye gerekli. Gazetecilere programcılara para ödemek çok kolay değil. Sermayemiz yok ama çok yaratıcı insan var kendimizi organize edebilsek olur. Küçük damlaların birikmesi önemli bir miktara ulaşır.

“Alman Sosyal Demokrat Parti’nin medya okuyucusu milyonlara ulaşmıştı, sayısız gazete ve dergileri olduğu gibi yaz kampları, spor ve bisiklet kulüpleri hatta sigara içme kulüplerini yönetiyordu. İtalyan Komünist Partisi hemen hemen aynı düzeyde sosyal örgütlenmeler içinde politika yapıyordu.” (GMG ve JB, 2014)

Almanya ve İtalya’daki sosyal ve kültürel örgütlenmeler radikalizme yol açmadı. Sol demokratik fikirlerin toplumun derinliklerine doğru kök salmasına aracı oldu. Birçok yönden onlar politik partiden çok seküler kiliseye benziyorlardı. Duygusal bağlarla öyle kenetlenmişlerdi ki faşizm koşullarında bile bu örgütlenmeler toplumdan sökülüp atılamadı.

Sosyalist ve demokratik güçlerin yönetimindeki kurumlar kitleler içinde belli bir düzeyde ilişki kurunca pozitif geribildirim döngüsü başlar. Medya ve kooperatif ekonomisi normalleştikten sonra pasif destekler, bağışlar, oylar ve sayısız aktivistin katılımı hizmetleri artarak sürer. Projelerin geliştirilmesiyle özgürlük, demokrasi ve sosyalizmin bir hareket olarak varlığı, ideolojik canlılığı ve yaşayabilirliği mümkün hale gelir. Sosyalizm ve toplum arasında kurulacak bilinçli döngü aracılığıyla geribildirim daha da gelişecektir.

Ayaklanmayı amaçlayan parti bu yönde çalışmaya yönelmez. İttifaklar ve cephelerle uğraşmaktan veya tek gündemli faaliyetler solun diğer bileşenlerinden uzaklaştırır. Silahlı devrimi amaçlayan devrimci partiler yığınsal kitle partisini kurmak istemezler çünkü devrimci durum beklentisi içinde, artan kitle örgütlerinin sosyal dönüşümleri gerçekleştirebileceklerini gündemlerine almazlar.

Ne yazık ki tüm kitle örgütlerini bir defada kurmak mümkün değil. En iyi koşullarda bile kurumların iç örgütsel yapıları ve dış stratejinin kaynaşması zaman alır. Günümüzün radikal solu devrimci ve kitle örgütleri arasında ayrımı koruyorlar. Dolayısıyla demokratik sosyalizmin toplumsal sınıf ve katmanlar içinde kökleşmesini engelliyorlar.

Marksist solun aydınlarla emek hareketini birleştirme stratejisi iki sonuca neden oldu: “Bir yandan solun büyümemesine yol açtı, öte yandan kitle örgütlerini sosyalist ideolojiden uzaklaştırdı.” ( GMG ve JB 2014)

________________

* Kaynak metin: GAVIN MENDEL-GLEASON & JAMES O’BRIEN, Yıpratma Stratejisi II, on JANUARY 2, 2014 Devam edecek…

BİR CEVAP BIRAK