Soma’dan Ermenek’e, Asansörden Servis Minibüsüne

Soma’dan Ermenek’e, Asansörden Servis Minibüsüne

0
PAYLAŞ

Ocağı su basmış. Günlerdir oğlundan haber alamamanın acısı ile, uzatılan mikrofana ağzından çıkan acılı sözler bu. “Oğlum yüzme bilmezdi, suyun içinde ne yaptı.” Bu sesi duyabiliyormuyuz.

Daha Soma’ da yaşadıklarımızın arkasından bir yıl bile geçmedi. Güvencesiz çalışma ortamı, eğitimsiz, önlemsiz, korunmasız ocağa gönderilen değil, sürülen insanlar. Kar hırsı karşısında sesini bile çıkaramayanlar. Can’lar gittikden sonra ise açıklamalar, hesabı sorulacak söylemleri, en yetkililerden. Soma’da ne oldu. Takipsizlik kararırına atılan imzanın mürekkebi bile kurumadan Ermenek de yaşanalar.

Bir çok maden ocağının girişinde, “Bismillahirrahmanirrahim” sözü yazılıdır. İş sağlığı ve güvenliği konusunda uyarıcı bir çok söz, yazı, resim yoktur ama, bu söz yazılıdır. Ermenek’de ocağın girişinde, yazılı bu sözün yer alış şekli, ilk kez gördüğüm bir şekil. “Bismillahirrahmanirrahim” sözü, küçük harflerle yazılmış. Dikkatli bakmazsanız, okuyamayabilirsiniz bile. Ama okuyacağınız hemen bir başka yazı var altında. Reklam panosu gibi, üç-dört misli daha büyük harflerle yazılımış, şirketin adı. “Bismillahirrahmanirrahim” den çok, şirketin adı daha büyük harflerle yazılarak ne denmek istenmiş acaba. Bu bir işyeri levhasımı? İşçilere ocağa girerken şirketin ismimi hatırlatılmak isteniyor. 21 yüzyılda, maden ocağının girişin de, “Bismillahirrahmanirrahim” levhasının altında, daha büyük harflerle şirket adının yazıldığı bir açıklama, ilan, değil dünya da, Türkiye’de başka varmıdır acaba?

“Madeni 2 kez su bastı uyardım dinlemediler”, işyerinde daha önce çalışan işçi bu açıklamayı yapıyor. Geliyorum diye haber bile veren, bu kazalar zinciri sonrası, yitirdiğimiz canların arkasından üzüntülerimizi belirtmek yeterli mi? Acıyı satın alarak giderebilirmisiniz? Bunları yaşatmamak daha insancıl ve daha ucuz değil mi?

Bir kaç ay önce, işyerinde denetim yapılmış, eksiklikler belirtilmiş. Giderilmesi istenmiş. Yapılan bir belirleme var. Ve bu belirlemenin gereğinin yapılması gerekiyor. “Niye sondaj yapalım ki, veririz cezayı giderler.” Bu nasıl bir zihniyet ve insanlık anlayışıdır. Gereğini yapma cezayı ver ve kurtul. Peki bu kadar can yitirilyor şimdi, ne cezası verilecek? Verilen cezalar, gidenleri geri getirecek mi? Ya da Soma da olduğu gibi, “takipsizlik” kararımı çıkacak.

İşveren açıklama yapıyor. Her türlü güvenlik tedbirleri alınmış. Hiç bir eksiklik yok. Ve nedenini de açıklıyor. “Fıtrat” ve “sektörün özelliği” tanımlarından sonra, yeni bir tanım daha ortaya atıyor. Bu bir “doğal afet”, yani kaçınılmaz bir durum demek istiyor. Eklemiyor ama, bize ekletmek istiyor Bu doğal afet karşısında, buna da şükür. Daha çok can gidebilirdi demek istiyor herhalde.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı hemen açıklama yapıyor. “Hayır bu doğal afet değil.” Bakana teşekkür etmemiz mi gerekiyor bu açıklama karşısında. Ama durup, biraz düşünelim. Peki doğal afet ne. Madende yaşanan doğal afet değil, tamam. Peki yaşadıklarımız ve yaşatılanlar ne? Bu mu doğal afet. Ya da doğal afeti biz kendimiz mi hazırlayıp, gerçekleştiriyoruz.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı ne diyor ne yapıyor bu arada. Önce sistemi, “kölelik sistemi” olarak değerlendiriyor. Kim getirdi bu sistemi acaba ya da kim sürdürüyor bu “kölelik sistemi” ni açıklama yok. Sonra aynı Bakan, kayıplar karşısında verilen kan parasını, “işveren vicdanlı” davranmış olarak tanımlıyor. Vicdan ve Cüzdan, peki “CAN” bunun neresinde?

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı’nın bu olaydan hemen sonra da yaptığı açıklama, bir başka gerçekliği sergiliyor. Gazetelerin (bazı) birinci sayfasında manşet oluyor Bakan’ın açıklaması. ” Maden ocağı kapatılmasın diye 50 kişiyi araya sokuyorlar.” Kim bu elli kişi. Açıklama yok. Bu açıklama sonra, yanlış anlaşıldıya getiriliyor. Ama, bazı isimler yer alıyor yine de. Maden ocağının iş sağlığı ve güvenliği açısından kapatılması kararı veriliyorsa, ya da konuşulmaya başlanıyorsa, hatırlı kişilere, ne yanıt veriliyor acaba. Bu arada karar, belge ve incelemelere göre, yasa ile yönetmelik hükümlerine göre mi veriliyor. Yoksa, hatırlı kişilerin telefonları, yasaların üzerinde mi?. Neler oluyor bu hayatta? Bu açıklamalar doğlal mı? Nelere alışmağa başladık.

Yemek yemek için dışarı çıkamayan işçinin, yarım saat işine ara verip, yeryüzüne çıkıp bir nefes alıp, yemeğini yiyip suyunu içme olanağı bile yok. Tozun, karanlığın ve havasızlığın olduğu bir ortamda gerçekleşyor, yemek yeme işi. İşveren diyor ki, bu böyle. Devletin işlettiği ocaklarda da böyle yapılıyor diyor. Bu açıklamaya ne diyorlar acaba.

Madencilerden bir iddia daha, şok değil, gerçeklik. Açıklıyorlar. “Tuvaletimizi bile içeride poşete yaptırıyorlardı.” Bunu da olumlu karşılamamız mı gerekiyor. Bak içerde, madeni pisletmesinler diye, poşet bile veriyorlar ocağa girerken diye mi değerlendireceğiz.

Geçen hafta bu sütundaki yazımızın başlığı, “İş kazaları durmuyor”du. Yazımızın sonunda da sözün bittiği yer herhal böyle diye, yazıya noktayı koymuştuk. Yazıyı gönderdik. Daha yazı yayımlanmadan gelen haber karşısında, ne yapacağımızı, nasıl yorumlayacağımızı şaşırdık. Ermenek’de yaşananlar. Yine “can”lar gidiyor.

Mediyeköy’de ki asansör düşmesi sonrası yitirilen canlardan sonra, hala asansör düşmesi olayları yaşıyoruz. Gün eksilmiyor ki, inşaattan düşme sonucu, yitirilen can haberlerini izliyoruz.

Ve Ermeke’de suyun boşlatılması başlarken, İsparta’dan bir haber geliyor. Tarım işçilerini taşıyan bir servis minübüsü devriliyor. Ve içinde fazla yolcu da var ve çoğu ölüyor. Ölüm, yerin altı, ya da üstü diye bir ayırım yapmıyor. Önlem alınmazsa, can bu denli ucuz nitelenirse, emeğin değeri diye bir tanımlama bile kalmıyor ortada.

Şu bir haftada yaşadıklarımız, gelecekte de böyle giderse, yaşayacaklarımızın habercisi değil mi?

Bu kazalar doğal afet değil elbette. Ama bunları yaşamamız, yaşatılmamız, asıl doğal afeti izleyerek, sessiz kalarak, biz getirmiyormuyuz?

Demokrasiler de, “istifa” diye de bir tanım var, eylem biçimi var. Biz bu işi yürütemiyoruz galiba, “istifa” etmek istiyorum. Kim yapacak bunu. Bunu bile sorgulayamıyormuyuz?

Madene girişte ki, “Bismillahirrahmanirrahim” küçük yazısının altında ki büyük harflerde daha büyük yazılan şirketin adı ve resmi gözümüm önünden gitmiyor.

Yaşlı acılı annenin sözleri hala kulaklarımda, “Oğlum yüzmede bilmezdi, suyun içinde ne yaptı?”

Ne yapıldığı ortada, bizim yapacağımız bir şeyler yok mu? Seyrederek ortak olunmuyor mu?

_______________________

* Ankara. 4 Kasım 2014. Salı. ismail.bayer1@yahoo.com

BİR CEVAP BIRAK