Somali’de pırlanta bileklik

Cambridge Düşesi Kate Middleton, “İyi aile kızı” imajını özenle koruyor. Oysa o imaja biraz hareket katmak gerek. Ben daha şimdiden, eskiden gözüme “pek hoş” görünen gülüşünden sıkıldım! “Rol” geliyor artık. Ama çok yakışıyor, o da biliyor ve gülümsüyor. Kabulüm. En azından yerli yersiz yapmasın o zaman!

İsyandan ölümcül kayıplar verecek kadar etkilenen Birmingham`a eşi Prens William ile yaptıkları taziye ziyaretinde, “ağzı kulaklarında” fotoğraflarını görünce garipsemiştim zaten. Oysa daha ötesi varmış! Kate, ana sebepleri sınıfsal farklılık, yoksulluk olan isyanın “yaralı” bölgesine, meğer 795 pound`lük Alexander McQueen tasarımı bir gömlek ve 580 pound`lük kalem eteğiyle gitmiş!

Genelde “nispeten” daha ucuz markaları (Reiss, L.K.Bennett) tercih eden, hatta aynı elbiseleri birkaç kez giyen Kate, bugüne kadar hep artı puan almıştı halktan. Bu ilk eksisi oldu! Neyse ki bu ayrıntının The Times gazetesinde manşetten yer bulması sayesinde artık daha özenli davranacaktır.

Ne güzel değil mi? Özgür basın yazarsa, konu olan da dersini alırsa, dünya ne güzel olur sahi!

Peki “öyle” mi gerçekten?

Misal, bizim ülkemiz! Bizde nasıl işliyor bu yazılı olmayan kurallar?

Somali`de seneler sonra yeniden “hortlayan” kuraklık her duyarlı insanı derinden etkiliyor şüphesiz! Açlıktan ölen bebekler, çocuklar ve onları besleyemedikleri için intiharı seçen çaresiz analar babalar, Başbakan Tayyip Erdoğan`ın da canını yakmış. Ve o da hemen harekete geçmiş.

Somali yardımlarını ve ziyaretini eleştiren değil, “Keşke ben de orada olabilseydim” diyenlerden olduğum için takdir ettim. Çok hoşuma gitti. Oralara para- yiyecek göndermekle, bebeklerin sinek konmuş gözlerinin içine bakıp, gözyaşı kurumuş annelerin omzuna elini koyup da “Geçecek.. ” diyebilmek aynı şey değil çünkü! İkincisinde “umut” var. Onları sadece beslemiyorsunuz, kalplerine dokunuyorsunuz orada bulunarak.

First Lady`miz Emine Erdoğan, tam da benim yapmak istediğimi yapmış, kucağında minik bir bebek tutarken, boşta kalan diğer eliyle de cılız bir annenin saçını okşamış.

İşte bu güzel!

Ama o da ne? Bileğinde bir ışıltı! İçimin ışıltısını söndürecek bir parıltı. Pırlanta bir bileklik!!

O kadar şaşırdım ki, tereddüte düştüm kendimle! Safça bir umutla “Yarın gazetelere bakarız, imitasyon olabilir!” dedim. Sanki zamane gazetecilerde buna dikkat edecek göz, yazacak yürek varmış gibi!

Oysa belki de hakikaten imitasyondu o bileklik. Kadınız, Somali`de açlıktan ölen insanların memleketine adım atsak da, süslenmek isteyebiliriz. Emine Erdoğan “Bilekliğim imitasyondur, gerçek değil!” diye açıklamasını yapar, ben de “Böyle hassasiyet göstermeleri ne güzel!” derim.

Ama yok eğer pırlantaysa? O zaman da aynı Düşes Kate örneğindeki gibi gerekli dersler çıkarılır, “Ben düşünemedim, bir kişi de beni neden uyarmadı?” denir, pişman olunur, uyarılar gitmesi gereken yere gider.

Yine soralım o zaman? “Öyle” mi gerçekten? Özgür basın yazıyor, konu olan da dersini mi alıyor?

Yoksa beni konuşturan, durumun zaten “öyle değil de, böyle” olması mı?

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.