Son dönem felsefeleri

Eski kitapları karıştırıyorum zaman zaman. György Lukacs’ın yıllar önce fransızca çevirisinden okuduğum Varoluşçuluk mu Marx’çılık mı kitabına gitti aklım. Bu tür bellek tazeleme işlerini hep yapmalıyız diye düşünürüm. Geçenlerde bizim evin duvarlarını boyamaya gelen genç arkadaş kitaplardan tedirgin olmuş, Ahmet’e bunların hepsini okuyorlar mı diye sormuş. Okuyorlarsa bunları ne diye biriktiriyorlar, okuduklarını neden atmıyorlar? Haklı olabilirdi. Lukacs’ın kitabı atılacaklardan değildi. Yeni felsefeler konusunda onun gibi düşünürüm gençliğimden beri. Son dönem felsefelerinin, varsa bu felsefeler, tam anlamında bir çöküntüyü yansıttığına inanıyorum. Sözünü ettiğim kitabın özellikle birinci bölümü, Burjuva felsefesinin bunalımı adlı bölümü çokça ilgimi çekiyor.

Lukacs klasik burjuva felsefesinin XX. yüzyılın başlarında bir tür emperyalizm felsefesine dönüştüğünü savunuyor ve şöyle diyor: “Emperyalist dönemin felsefesinde yeni ne var? Bu felsefe bütünü içinde düşünce düzeyinde emperyalizmin yansısıdır yani kendisi de çelişkilerle dolu olan yüksek sermayeci evre’nin yansısıdır.” Felsefi düşüncenin başlıca amacı gerçekliğin temel anlamlarını bulup çıkarmaksa, bu yeni felsefe kırıntılarının böyle bir amacı var mı ya da onlar böylesi bir amacı gerçekleştirebilecek durumdalar mı? “Aslında gerçeklikle bu gerçekliğin yüzeysel görünümlerinden başka bir şeyi yansıtmayan düşünce arasındaki boşluk o kadar büyük ki toplumsal evrimde her değişim düşünce için beklenmedik bir kesintinin görüntüsü olarak kendini ortaya koyuyor ve ancak bir dizi sürekli bunalımı kışkırtıyor. Buna göre emperyalizm evresinde felsefede dirençli bir bunalımdan sözediyorsak bu bunalımın birçok evresini ayrı ayrı göstermemiz gerekir. 1914’e kadar felsefenin bunalımı alttan alta gelişirken bu bunalım 1918’den sonra görünür duruma gelecektir.”

Klasik burjuva felsefeleri gerçekliğin anlamlarını ortaya çıkarmak, onun belirleyici özelliklerini hem deneyci hem usçu bakış açılarıyla ortaya koymak için bilimin doğrulayıcı gücüne dayanmak gibi sağlam bir yol tutmuşlardı. Felsefe bir takım baskı güçlerinin ağırlığı altında ezilirken bu amaçlarının dışına çıktı: nesnelci yanını yitirerek öznelci bir anlayış içinde kendini dağıttı. Lukacs bu gelişimi şöyle açıklıyor: “İlk evre klasik burjuva felsefesi evresidir, aşağı yukarı XIX. yüzyılın ilk çeyreğine kadar en çok 1848’e kadar gider. Bu dönem burjuva dünya görüşünün en yüksek anlatımını, çökmekte olan feodal topluma karşı burjuvazinin ayağa kalktığı dönemin anlatımını ortaya koyar. (..) O dönemde mantığın, doğa bilimlerinin ve toplumsal bilimlerin devrimci dönüşümüne tanık oluruz. Felsefenin doğal ve toplumsal bilimlerin büyük somut sorunlarıyla ilgilenmesi verimli oldu ve buradan en yüksek düzeyde soyutlamaların özellikleri kendini gösterdi. (..) Felsefeyle yükselen burjuvazinin genel çıkarları arasındaki birlikten felsefenin çok önemli bağımsızlığı doğdu. Ancak 1830 ve daha çok da 1848 devrimleri burjuvazinin toplumsal ilerlemede önder olma durumunu yitirdiğini gösterir. 1830’da klasik burjuva felsefesinin dağılma süreci başlar. Bu süreç 1848 devriminde tamamlanır. Bu tarih felsefenin evriminde yeni bir evrenin başlangıcını belirler, bu evre aşağı yukarı emperyalist dönemin başlarında bitecektir. Feodalliğin kalıntılarına karşı burjuvazinin saldırı savaşı bitmiştir, onu peşinden gelen proletaryaya karşı savunma savaşı izleyecektir.” Felsefe bu durumda gerçek filozofların elinden kaçmış gibidir, eskinin o arayıcı filozofları yoktur artık. “Dönemin baskın felsefesi bir profesörler felsefesidir.”

Bu yeni sözde felsefeler geçmişin en olumsuz kaynaklarını kullanarak kendilerini varetmeye çalıştılar. “Bilgi açısından belirtelim ki önceki dönemin öznel ülkücülüğü hiç değişmeden kaldı, emperyalist evrede bilgi kuramının temelini oluşturdu.” Amaç felsefeyi bilimin aydınlığından uzaklaştırmak ve tüm düşünce alanlarında toplumcu bakış açılarına kapıları kapamaktı. “O zaman toplumculuğa karşı savaş bir ölçüde giderek en temel ülküsel sorun durumuna geldi.” Evrim düşüncesinin ve gelişim fikrinin dışına çıkmaktı bu. Kökleri XVII. yüzyılın Leibniz’ine kadar uzanan gelişim fikri neredeyse felsefeden tümüyle kovuluyordu. Gelişim fikrini dışlamak düşünceyi dondurmak için en etkili yoldu. “Gelişime karşıt felsefelerin yayılması toplumculuğa karşı girişilen ülküsel ikinci büyük saldırıyı oluşturur. Burjuva felsefesi ilerlemeci toplumcu kavrayışa karşı ciddi kanıtlar üretmekten uzak kaldı ve bu kavrayışı doğa bilimleri ve toplum bilimleri alanında altetmeye çalıştı.”

Burjuva felsefesinin bu ikinci evresi bilim karşıtlığıyla belirgin bir felsefesizleştirme evresidir. Felsefe gibi görünen ama felsefeyle hiç ilgisi olmayan felsefelerin yararından geçtik zararı çok büyük oluyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

8 − 7 =