Son seçimin izdüşümleri

Seçim sonuçları, seçimden iki gün önce açıklananın dışında, hemen tüm tahminlerin aksine, AKP’nin büyük bir zafer kazandığını ortaya koydu. Ortaya çıkan bu beklenmedik tablo acaba AKP’nin mi, burjuvazinin mi, ya da dünya kapitalizminin mi zaferi olarak, yoksa muhalefetin başarısızlığı olarak mı görülebilir? Sosyal oluşumların karmaşık yapısı, son seçim sonuçlarının çözümlenmesinde de dikkatli olunması ve olabildiğince geniş sosyo-ekonomik yelpazenin dikkate alınmasını gerekli kılmakla beraber, böylesi kesif bir analize ne benim kapasitem, ne de bu yazının boyutları elverir. Hal böyle olunca, yazı boyutları çerçevesinde sadece kendi sınırlarım dahilinde ele alabileceğim bazı konulara değineceğim.

Seçim sonuçlarının ekonomik açıdan yorumlanmasına geçmeden önce  yöntem açısından bir iki şey söylemek istiyorum. Bunlardan birincisi, seçimden hemen sonra sıkça duyduğumuz bir söylemle ilgilidir. Seçimden sonra sıkça dillendirilen söylemin genel bileşeni, sonucun halkın mesajı olduğu şeklinde idi. Doğal olarak, seçim bir tür siyasal seçiş ve bu seçiş doğrultusunda halkın siyasilere iletmiş olduğu mesajdır. Ancak, halk homojen yapıda bir bütün olmadığından, verilen mesajın da tek sesli olduğu düşünülmemelidir. Farklı kesimlerin farklı yargı ve siyasal seçişlerinin yönü birbiri ile örtüşebilir olmakla beraber, bu durum mesajların aynı olduğu anlamına gelmez. Farklı kesimlerin çok farklı olabilecek tercihlerinin böylesi tek-tipleştirilmeye çalışılmasının amacını komplo-türü bir yaklaşımla deşme gücünü kendimde görmemekle beraber, heterojen sosyal dokudan böylesi tek-tür mesaj alındığı görüntüsünü işleyen çevrelerin amaçlarının siyaset sosyolojisi uzmanları tarafından irdelenmesinin anlamlı ve yararlı olacağı kanaatini taşımaktayım.

Yöntemle ilgili dikkatimi çeken diğer bir konu da, % 10 barajı duruyorken, lider sultası sürüyorken, medya tümüyle iktidarın yanındayken, seçime giderken başbakanın makamını korumasına karşın sadece üç bakanın değiştirilmesi, sürecin ne denli gerçek demokrasiden uzak olduğunu gösteriyor olmasıdır. Anti-demokratik nitelikleri tartışmasız olan seçim barajını, medyanın durumunu ve lider sultasını bir tarafa bırakıp, sadece son örneği ele almak bile, seçime giderken iktidar partilerinin ne denli güçlü olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Başbakanın çeşitli açılışları bahane ederek doğrudan parti propagandası yapıyor olması, üç bakanın değiştirilmesi ile sağlanmaya çalışılan yansızlığı kat kat ihlâl eder ve etmiştir de. Zira, olağan dönemlerde dahî, bir konuda başbakanın halka verdiği sözü ilgili bakanın yerine getirmemesi diye bir şey söz konusu olamayacağından, seçmen daima sadece başbakanı muhatap almakta, tüm diğer bakanlar ikinci sırada gelmektedir. Böyle bir seçmen algılaması tümüyle gözardı edilerek, başbakana dokunulmadan üç bakanlıkta değişiklik yapılmasının, sadece şekil unsurunu sağlamaya yönelik ve demokrasi adına sözde bir değişiklik olduğu kabul edilmelidir.

Yöntemle ilgili ciddî olarak takıldığım bir başka konu ise, televizyon gibi çağdaş bir iletişim aracının icat edilmiş olmasına rağmen, liderlerin televizyonda çeşitli konulardaki görüş ve politikalarını karşılıklı olarak sükûnetle tartışmaları yerine,  hâlâ yurt sathında çağdışı seçim mitinglerinin yapılıyor ve liderlerin gırtlakları yırtılırcasına bağırmaları geleneğinin büyük bir titizlikle korunuyor olmasıdır. Oysa, liderlerin TV’de çeşitli konular üzerinde yapacakları karşılıklı tartışmalar, ele alınan konu üzerinde farklı liderlerin görüş ve çözüm farklılıklarını açıkça ortaya koyar. Böyle bir tartışmada, son seçim konuşmalarında tanık olduğumuz abes konular yerine, daha çok halkın gerçek sorunlarına eğilme fırsatı doğabilir, diye düşünüyorum.

Göstermelik demokrasinin bir başka yönü de, siyasî partilere yapılan hazine yardımının ölçütü ve partilerin bu yardımı kullanma biçiminin aleniyetten uzak olmasıdır. Hazine yardımının partilerin oy oranına bağlanması, kapitalizmin işleyiş dinamiklerine paralel olarak, güçlüyü daha güçlü konuma getirmektedir. Böyle bir süreç ve yapılanma, sosyal demokrasi bağlamında piyasa işleyişinin törpülenmesi, piyasa dışı alanların topluma açılması olarak nitelenebilecek siyasal işlevle çatışmalıdır. Öyle anlaşılıyor ki, küreselleşme akımı ile netleşen sermaye diktatoryası, siyasal sürecin başlangıcından itibaren   her kademesine sinmiş ve ekonomik gücü siyaset alanında da etkili kılmaya çalışmaktadır.

Halkın oyları ile işbaşına gelmiş olan bir siyasal partinin diğer partilere göre daha yüksek hazine yardımı alıyor olması, yüzeysel bir analizle, demokrasiye uygun görülebilir. Diğer bir ifade ile, partiler arasında fırsat eşitliğinin sağlanması amacını bir tarafa bırakarak, halka en fazla hizmet eden bir siyasal örgütün hazineden en yüksek pay alması anlamlı görülebilir. Böyle bir yaklaşımla, önce farklı toplumsal katmanların parlamentoya giren partiler yelpazesindeki tercih sıralaması ile ilgili aşağıdaki çalışmaya bir göz atalım. Daha sonra da, son beş yılın ekonomik icraat ve sonuçları ile bu tablo arasındaki ilişkiyi irdelemeye çalışalım.

                           AKP            CHP               MHP              Bağımsızlar
İşçiler                  41.8             13.4                12.4                    7.9
İşsiziler                29.1             12.0                21.5                    5.2
Çalışmayanlar     22.0              19.5                14.6                    9.8
Emekliler             38.2              20.9                 7.2                    5.3
Ev Kadınları        44.9              12.3                  8.7                   5.2
Üniversite Öğr.    21.6              25.8                19.6                   7.7
Memurlar             26.8              31.3                15.1                   3.4
Esnaf-zanaatkar   40.0              15.4                 15.4                  4.3
Tüccar-Sanayici   40.0              10.0                 30.0                  0.0
Kaynak: “Seçimler ve Sınıflar”, Ufuk Çizgisi, http:/ufukcizgisi.org


Tabloda görüldüğü üzere, sadece üniversite öğrencileri ve memurlar birinci tercihlerini CHP lehine yapmışlar, diğer tüm toplum katmanları birinci tercihlerini daima AKP lehine yapmışlardır. Toplumun çeşitli katmanlarının siyasal tercihlerinin uygulanan ekonomik sistemden sağlanan yararların fonksiyonu olduğu varsayımı altında, toplumun bu denli AKP’ye yönelişinin son beş yılın ekonomik uygulamalarının bir sonucu olduğunu düşündürebilir. Bu düşünce ile son beş yılın ekonomik uygulama sonuçlarına bir göz atarsak, AKP’nin IMF istikrar programını uyguladığını ve bu uygulama sonucunda, ekonominin bazı kesimlerinin çöktüğünü, özellikle tarım kesiminin çok büyük zarar gördüğünü, işsizliğin yükseldiğini ve kamu borçlarının bir yandan  özelleştirmelerle diğer yandan da faizlerin gerilemesiyle azalmasına karşın, özel kesimin dış borçlarının yükseldiğini görürüz. Fiyatlar genel düzeyinin 2002 yılındaki % 30’lar oranından 2006 sonu itibariyle % 11 oranına gerilemiş olması sevindirici olmakla beraber, nominal faiz oranının aynı hızda geriletilememesi nedeniyle reel faiz yüksek düzeyini korumuş, hatta 2002 düzeyimin de üzerine çıkmıştır. Nominal faiz oranının geriletilmesi ve özelleştirme gelirlerine bağlı olarak bütçe dengesinde de bir iyileşme sağlanmıştır. Ancak, buna karşılık, çok değerli kamu kuruluşları elden çıkartılmış, bir anlamda, faiz ödemelerinin bir bölümü kamu stok eritilmesi ile karşılanmıştır. Fert başına gelir son beş yıl içinde bir misli artırılarak 5.600 dolar dolayına yükseltilmiş olmakla beraber, bir yandan dolar değerinin baskılı tutulması dolar cinsinden ifade edilen değeri yükselttiği gibi, fert-başına gelir hesaplamasında gelir dağılımının dikkate alınmaması da verilen mutlak değeri anlamsızlaştırmaktadır. Zira, Türkiye’de milli gelirin yaklaşık yarısını nüfusun % 20’si elde etmekte, nüfusun % 80’i ise gelirin diğer yarısı üzerinde boğuşmaktadır. İşsizlik, resmî verilere göre, % 10 düzeyinde, gerçek hesaplamalarda ise bunun iki katı dolayındadır. Bölgesel dengesizlik derinleşmekte, ekonomi üretimden uzaklaşmakta, montaj ağırlıklı sanayileşme ve ithalâta dayalı ihracata yönelmektedir. Bunun sonucunda carî açık olağanüstü boyutlara çıkmış bulunmaktadır. Carî açığa ilâveten, kamu kesimi açığı ve ondan da önemli olarak ekonominin tasarruf açığı ekonomiyi ciddî olarak bıçak sırtına oturtmuşken, tüm toplumun IMF uyumlu AKP politikalarına oy verdiğini düşünmek gerçeklerle fazla bağdaşmamaktadır, diye düşünmekteyim.

Böyle bir tablo, halkımız ve emekçiler açısından değil, fakat Türkiye ekonomisini reel ve finansal sermaye için çok uygun bir piyasa olarak görerek borsanın ve bankacılık kesiminin büyük bölümünü ele geçiren dış sermaye ve iç burjuvazi açısından, doğal olarak, fevkalâde olumludur. Spekülatif sermaye sahipleri yüksek faiz ve düşük kur dengesiyle vergisiz olağanüstü faiz geliri elde etmekte, reel yatırımcılar ise elverişli yatırım ve/veya piyasa ortamı olarak Türkiye’yi seçebilmektedir. Her iki sermaye kesiminin de tek hedefi yüksek gelir elde etmek, bu geliri elde ederken de tek arzuları, kendi taleplerine olumlu yaklaşan bir siyasal ortamın bulunmasıdır. Dış yatırımcılarla içte burjuvazinin tercihleri bu noktada birleşmektedir. Ancak,  sermaye kesimlerinin talepleri emekçilerin ve halkın genel çıkarı ile uyumlu değildir. Zira, sermayenin çıkarları arasında ne toplumsal kalkınma, ne bölgesel dengenin sağlanması, ne emekçi kesiminin özlük haklarının yükseltilmesi vardır. Zira, ücretlerin emek verimliliğine koşut olarak yükseltilmediği, sermaye kârlılığının işçi çıkarma yanında, ücret baskılaması yoluyla korunduğu bizzat firma sahipleri tarafından ifade edilmektedir. Yüksek faiz ve düşük kur politikası, ekonomiyi içten içe çökertirken, iç ve dış sermaye kesimlerine önemli avantajlar sağlamaktadır. Bu avantajların bedelinin de çok çeşitli yollardan halkımız ve emekçilerin sırtına bindirildiği açıktır. 

İşte, iç ve dış sermaye çevrelerince tek parti iktidarının “istikrar” olarak anılmasının altında yatan nedenler manzumesi böylece özetlenebilir. Bu tablo karşısında tüccar ve sanayici gibi kesimlerin birinci tercihlerini AKP lehine yapmış olmaları kesinlikle anlaşılabilir. Ancak, bunun dışında kalan sosyal kesimlerin, örneğin işçilerin ya da işsizlerin veya çalışmayanların niçin birinci tercihlerini AKP lehine kullanmış oldukları açıklanmaya muhtaç bir durumdur. Neo-klâsik iktisat öğretisi bireylerin tercihlerinde rasyonel davrandığı görüşüne dayanır. Buna karşın, iktisat psikolojisi ise, bireylerin davranış kalıplarında reklamlara kanmanın, sosyal baskı altında sürü hareketine katılmanın, öngörüsüzlüğün ya da korku vb gibi nedenlerle rasyonel davranış modeli içinde açıklanamayan davranışlarda bulunabileceğini ileri sürmektedir. Spekülatif sermayenin başat konuma yükselen ekonomilerde finansal alanda gelişen bir krizin reel sektöre sıçrayarak, işsizliğe ve yoksulluğa yol açabilmesinin bir gerçek olması yanında, 2001 çöküşü ile kriz fobisine savrulmuş bir toplumda, ne olduğu ve kimin tarafından ve nasıl tanımlandığı sorgulanmadan topluma enjekte edilen “istikrar” söyleminin gizemi de son tablonun oluşumunda önemli rol oynamış olabilir.

Toplumsal katmanlar soyut durumları ve geleceği değil, anlık somut durumları algılarlar. Böyle bir algılama çarpıklığı, toplumsal gelişmemişlik ve ekonomik yoksullukla paralel biçimde yükselir. AKP iktidarının beş yıllık dönemi, bir yandan 2001 çöküşü dehşetini izleyen ve doğal olarak toparlanma aşamasına geçen bir ekonomi ile temsil edilmesi yanında, dünya piyasalarında yaşanan finansal bolluk dönemine denk düşmesi çok önemli bir şans olmuştur. AKP bu olumlu havayı toplumsal gelişmeye katkı yapacak ve toplumu cemaatçi yapıdan cemiyetçi yapıya yükseltecek şekilde değil, tam tersine, bir yandan ekonomik sorunları ve maliyetleri öteleyip gelecek nesillere yıkarak, diğer yandan da özgürlüklerin genişletilmesi ve demokrasi söylemi altında, gerici ideolojilerin kışkırtılması yoluyla toplumu baskılayıp yandaş kazanacak şekilde kullandı. Görülüyor ki, salt ekonomik analizlerle açıklanamayan seçmen davranışı çok geniş ve karmaşık sosyal dokularla açıklanmak durumundadır. Konu, bu yönüyle, siyaset sosyologlarını ve sosyal psikologları ilgilendirmektedir.

_________________

* Prof. Dr. İÜ’de öğretim üyesi

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here