Son yolculuğa çıkınca

Son yolculuğa çıkınca

0
PAYLAŞ

Ölümünde, cenazesinde ne kadar çok cemaat katılırsa dünyada ki sevgi ve sevgisizliği ona göre cevap buluruz.Cemaat çoksa maşallah deriz.


Son yolculuğumuzda, cenazemizde insan sayısında ki azlık -çokluk insanın biraz da kendi elindedir, birazda dost, ahbap, arkadaşlarının vicdani sorumluluk taşımasına bağlıdır.


Eğer dostlarım dedikleri, arkadaşlarım dedikleri yalnız bırakmazsa ne ala…


Çünkü ölümünden sonra katılanlarla ve katılmayanlarla tekrar yüz yüze gelme şansı yok, artık ölünün.


Kendimizi düşündüğümüz gibi, karşımda ki insanı da düşünmek mecburiyetinde olduğumu unutmadan bu tür acı olaylarda katılmamız gerekir mi? gerekir.


Bazen oluyor ki adam seksen yıl insanların arasında yaşamış, ömür tüketmiş. Öldüğünde cenazesine hiç yok denecek kadar katılım az oluyor.


Seksen yıl boyunca demek ki insanlar üzerinde etki bırakamamış, cenazesini az ve garip şekilde son yolculuğuna uğurluyoruz.


İnsanın etrafı, çevresi katılımın az olmasından muzdarip olur mu? Elbette katılımın az olması münasebetiyle evlatları, varsa torunları üzülür.


İçlerini yerler, sağa sola bakarlar. Baksalar da netice değişmez. Neticenin değişmesi için insanlarla hayattayken sağlıklı diyalog kurmaları gerektiğini bilmeleridir,  ama iş işten geçmiştir.


Sağlıklı diyalog kuran kişilerin bu tür acı olaylarda evi dolar, taşar. Yeter ki dostları duysun, işleri çok yoğun olsa da kaybettiği kişiye karşı son vazifemi yapayım diye hemen yola çıkar.


Bazı kişiler de özellikle yakın akranlarına karşı acımasız oluyor. Arkadaş tercihini uzaklardan olanlardan yana kullanıyor.


Hiç unutmam biz çocukken çok zengin mahallemizden biri vardı. Herkes kendisine hürmet ederdi. Bizlerde gerekli saygımızı gösterirdik büyüğümüze.


Hatta bazen bizim eve misafir olurdu. O, gelince çok mutlu olurdum. Lakin kendisinin büyük sıkıntısı vardı. Öz evladı bir taneydi. Gelin görün ki bununla da anlaşamazdı.


Çok üzülürdü amca. Hemde çok üzülürdü, acısını yüzünden okuyabilirdiniz.


Neylersin işte bu amcamızın cenazesine bizim muhitten kimseciklere nasip olmadı. Acı değil mi?


Amcada mutlaka öldüğünde camiinin avlusunda cenaze namazının kılınışı esnasında eş, dost ve yaşadığı çevrenin insanları bulunsun istemiştir. İstese de kimselere nasip olmadı.


Ne yazık ki, öldükten çok sonra duyduk. Garipserim hep bu amcanın hayatını. Yüreğime saplanır. Evlatlarımızı hakkımızda hayırlı kıl ya rabbi.


İnsanın cenaze namazlarında ki katılımının bir nebzede olsa, kişinin dünyada sevilen biri olduğunu anlatır.


Camii avlusundan çıktıktan sonra cemaatin omuzlarından inmeden ebedi istirahatğahımıza teslim edilmeyi hepimiz isteriz.


Üç günlük dünya için birbirimizi kırmaya değmez. Üç gün bile değil dünyada ki kalma süremiz.


Dünyada ki kalma süremizi yola çıktık, yorulduk ağacın gölgesine oturduk. Biraz dinlendik terimizi sildik, nefesimizi düzelttik. Yola hafiften koyulduk. İşte dünya, gölgede kaldığımız süreye, ömür deriz.


Dünya, insanın altmış –yetmiş yıllık ömrünün süresi bu kadara tekabül eder.


Yoksa dünyada ebedi kalacakmışçasına davranış sergilemek bize itibar kazandırmaz. İtibarımızı korumak için sakin olarak Allah ‘ın verdiği ömrü hayırlı hizmetler için sarf etmek gerekir.


Kimsenin gönlünü kırmadan, huzurlu olarak yaşamanın tadını çıkarmalı. İnsan sabah uyanınca gününü, son gün olarak algılasa iyi olur.


Nice kalpler kırılmaz, öfkeler köpürmez, adavet oluşmaz. İşte burada gizli kendimize istediklerimizi, insanlara istememizin esrarı. Hepimiz kendimiz için ne istiyorsak, karşımızdakilere de aynısını isteyebilmeliyiz.


Ölümümüzde yalnızlık hissetmek istemeyiz. Hayat işte sonu belli olmayan yolculuk. Misafirlikten ayrılırken çok kişiler tarafından uğurlanmakta var. Çok az kişi tarafından da..

BİR CEVAP BIRAK