Sonuncu Kadehte Kadınlar

SERDAR MÜTEFERRİKA SERHATLI – Refik Halid Karay Türk edebiyatının, hani nereye koyacağınızı bilemediğiniz değerli bir şey olur da eliniz kolunuz karışır ve şaşırıp kalırsınız ya, işte öylesine münhasır, kendine özgü, her şeyiyle farklı bir yazarıdır.

Rahmetli Refik Beyin eserlerini her sene, haydi diyelim ki araya sekte girdi, mutlaka ardından gelen vakitlerde okur, tekrar tekrar, sanki ezbere çekiyor gibi ruhuma sindiririm.

Bu sene, Refik Halid’in ¨Sonuncu Kadeh¨ romanıyla bu âdeti ve kendi geleneğimi sürdürdüm.

Her okuyuşta, sanki yeni okuyormuşcasına zevk ve sevinç duyacağınız bir roman arıyorsanız, sadece Son Kadeh değil, Refik Halid Beyin tüm eserleri eşsizdir; tavsiye olunur.

Kimi zaman düşünüyorum da bugünün eli maşalı eleştirmenleri Refik Halid’in romanlarında insanoğlunun Havva cinsinden gelen türdeşleri için söylediklerine galiba kulak vermiyor, ¨bigâne¨ kalıyor; Fransız kaldı dedikleri gibi…

Muazzam ve yıkılmayacak bir kalenin duvarları önünden gelip geçiyorlar.

Refik Beyin romanlarından, mesela, çok ünlü ve sinemaya da aktarılmış, Türkân Şoray’ın başrolünü oynadığı Nilgün adlı eserinde, bir misojeni-kadın karşıtlığı hemen kendisini ele verir. Refik Halid’in bütün eserleri kadını bu haliyle gösterip çekiştirir. 

Fakat acele etmeyin, zira Refik Halid zinhar bir kadın düşmanlığı değildir, aksine kadın hayranı, hayran ne kelime deli divane olacak kadar kadın güzelliğinin tutkunudur; hatta bir bakımlı kadın ayağı görünce kendisini yere atıp bu tuhaf uzuv için menkıbeler, destan ve hiç işitilmemiş masallar döşeyecek kadar kadın sevgisini içinde taşır. 

Peki, nedir Refik Halid’in kadın denince söylediği, işte bunu cevaplaması, yazarın incelmiş, nezaketin haddesinden geçmiş mizah gücünü kavramadan anlaması da zordur. 

O Michalengelo’un VENÜS’ÜN DOĞUŞU tablosunun edebiyatta kusursuz yaratıcısı, yazıcısıdır. Mizahına gelince, mesela, bir kadının güzelliğinden bahseder, yere göğe koymaz, gel gör ki kadınla erkeği buluşturduğu yerde kadın soyunup ince topuklu zarif ayakkabılarını çıkarınca, ayağının serçe parmağı üstünde ortasından kesik leblebi gibi bir çıkıntıya gözü takılır, onu anlatır. 

Refik Bey bir türlü VENÜS’ü o yüzden tamamlayamaz, zira kusursuz sanat olmadığı gibi bir sanat eseri olarak kadının da kusurlarını sıralar. 

Refik Bey aslına bakarsanız, Fransızların dediği gibi bir La Galanterie’dir, kadına kompliman yapan birisidir; şeytan tüyü var dediklerinden…

Refik Halid’in hedonistik dünyasında zevkler ve renkler her zaman incelikten kabalığa doğru bir kartela içinde belirir; o hep incelmiş keyiflerin, damak tadının, güzel kokuların, yumuşak dokunuşların, tatlı esintilerin tarifini yapar. O nedenle Refik Bey için, Latinlerin dediği De gustibus non est disputandum, yani zevkler ve renkler tartışılmaz lafı geçersizdir; o tartışır, güzelliği arar.

Roman kahramanı, İstanbul’un varidatlı ailelerinden birinin mirasçısı, kereste tüccarı olan Murad Naci Bey, altmış beşinde bir delikanlı gibi hem zenginliğinin hem serbestiyetin verdiği huzurla, bir gün, alışkanlık ettiği gibi, Beşiktaş İskelesinden Boğaz seferi yapacak Şehir Hatları vapuruna biner; Sonuncu Kadeh romanı başlamıştır. 

Vapurda torunu yaşında sayılacak iki genç kız görür, kıkırdaşıp duran iki şetaret. Zaten, ¨Biraz da taze kızları seyredeyim, eski yalılara yahut yalı arsalarına bakarak hatıratlara dalmaktan yoruldum. İyi ki bu kızlar imdada yetişti! ¨ diye kaynayan bir çaydanlık gibi ısınıp içinden sevinç sözleri eder.

Vapur güvertesindeki bu kızlardan birisini ise, kendi gençliğinin bir sevda hikâyesi olarak hatırasında can yakan bir yer tutmuş bulunan Macar asıllı Polinka’ya benzetir; hatta hık demiş burnundan düşmüş gibidir. Yoksa, yoksa bu kız, hani olur ya yıllar evvel izini kaybettiği Macar dilberin torunu olmasın diye kuruntular yapıp, işin aslını astarını anlamak üzere kızların indiği Bebek İskelesinden arkalarına takılır, girdikleri apartmanı araştırmak üzere bu işlerde kolu epeyi uzun olan Galatasaray Lisesinden çocukluk arkadaşı, hayatını bekâr ve yaşlı ablalığıyla köhne bir yalıda geçiren Cemşid’e koşturup olan biteni anlatır. 

Cemşid’in de varlık cephesinde cüzdanı Murad’dan geri kalmaz, fakat yemesini içmesini bilmeyen bir adamdır. Refik Halid bu iki karakteri birer modern İstanbul Hacivat ve Karagöz’üne çevirip, kendisinin de adamakıllı eğlendiğini hissedeceğimiz gibi tuluat tiyatrosuna yakışır pek çok diyalogla romanda bunları konuşturur, kâh kızıştırıp kâh seviştirir. 

Dedik ya, Refik Halid bir âlemdir, o bir Cihandır.

Ardından işler arka arkaya gelecektir, akıcı bir üslupla 188 sayfalık kısa roman bitmesin diye heyecan çekip sonuna varılır. Cemşid’in kendi başından geçmiş olan bir gençlik hikâyesi Murad Naci’nin merakta kaldığı kızlar meselesine baskın çıkar, biz aslında şimdi romanın bu çok katmanlı asıl hikâyesini dinleriz. 

Cemşid’lere komşu yalının, fakat sonradan servetini yitirmiş bir ailenin kızı olmakla evvelinde hafifmeşrep bir hayata meraklı güzel Şehriban’ı tanırız; hatta sonrasında bir genelevde ömrünü tüketmekte olacak bu yalı kızıyla yaşadığı inişli çıkışlı karmaşık hikâyeyi okuruz. 

Aslında roman Cemşid’in üzerine yazılmış gibidir, Şehriban’ın türlü ihanetleri, geri dönüşleri, tekrar yalan dolanlarıyla dolu bu kısımlara baktığınız zaman Refik Beyin kadınlara olan güvensizliğini söyleyebilirsiniz. Fakat romanın başlatıcısı Murad Naci’ye bakılırsa erkekler değişmez baharlarını kadınlara borçludur. ¨Öyle olmakla beraber bu baharı yaratanlar terkipleri (yapıları) itibariyle hiç de göründükleri gibi kusursuz değildirler. Hatta kusurla yüklü, tamamen kusurdan ibarettirler. Dünyamızı süslerler ama ne pahasına! ¨ 

Böyle diyen Murad Naci, kızların peşinden seğirtirken, eserin yazarı roman kahramanını arkasından çekiştiriyor:

¨Kadın milletinin bazen şirret, çok defa düşkünü ezen, zulümden haz eden, sevgisi yorucu, düşmanlığı insafsız, değişken, kararsız veya inatçı karakterini, hatta maddi kusurlarını bilmez görünmez değildi. ¨

Bütün tatlı dramların sonu gibi Cemşid’in tekrar kadınlı bir hayata geri döneceği, Polinka’ya benzeyen kızın ise Murad Naci’nin bütün servetini yöneten genç, tahsilli, yakışıklı oğlu Fırat’a kısmet olacağı; bu ve buna benzer nice tatlı sürprizlerle sonlanan bir roman için Sonuncu Kadeh bir dikişte bitirilecek iyi bir İskoç Viskisi tadındadır. 

Sanki 007 James Bond tarzını anımsatır gibi, züppeliğe varmamış bir şıklık içinde yaşayan Murad Naci de viskiyi pek sever, bazen yudumlar bazen bir kerede yuvarlar…

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.