Soti idare idi (1), memleketı götürürsün!

Bir süredir bir İnsan Hakları Kurumu olan, Mülteciler İçin Sağlık Yardımı ( Mfh Bochum) Derneğin’de çalışıyorum. Talihsiz bir yabancı düşmanlığı sonrası mesleğimde çalışmayı bırakıp, kendimi Laz Kültürü Çalışmalarına, dolayısı ile yazmaya vermiştim.

Yıllar sonra karşıma bir deneyim imkanı olarak çıkan mülteci aileler için sosyal danışmanlık işi, ancak bir ek iş olarak haftada iki günü kapsayan, özenle yaşamıma yerleştirdiğim bir faydalı uğraşa dönüştü.

Savaş bölgelerinden Almanya’ya siyasi mülteci olarak gelen aileler ile yakından ilgilenirken zaman zaman kendi göç serüvenime gidip gelmemek imkansız. İnsanın ancak yaşam hakkının gasp edildiği durumda, gerçekten memleketini terk etmesi mümkün. Bunu kendi yaşamımda ve Almanya’da yakından gözlemlediğim göçmen yaşamlarında defalarca tesbit ettim.

Memleket sevgisini belkide en yoğun yaşayan, toplumun savaş bölgelerinden zorunlu göçe maruz kalmış bu kesimidir. Belki önemsiz bir oranı ekonomik kaygılar ile hiç tanımadıkları ülkelere sürüklenmektedir. İnsanın sevdiklerini, alışık olduğu mekanları geride bırakması için çarpıcı sebebi olmalı.

Bir bilinmeze yelken açan, çocuklarını ve aile fertlerini de beraberinde sürükleyen bu acı dolu insanlara umudu, yarına dair güzellileri anlatmak oldukça zor. Her biri bir trajedinin aktörüdür. Sizin vermek istediğiniz pozitif enerjiyi algılamaktan uzak, bir nostaljiye takılan geleceksiz bir arkadaşınız gibidir.

Bir çok örnekten söz edebilirim size bu yazımda. Ancak beni çok etkileyen hikayesi ile Hatice Ana’dan söz etmekle, konunun can alıcı yönlerini sizlerle paylaşmış olacağımı düşünüyorum.
Hatice Toraman, çok yakın bir kadın arkadaşımın annesidir. Yaşadığım şehir Dortmund’a çoçuklarının yanına geldiğinde, bir kayıp anası olarak tanıdım. Oğlu Hüseyin Toraman; 16 yıl önce gözaltında kaybolan yüzlerce devrimci gibi, annesinin yaşamını bir anda sarsar. O günlere kadar toplumsal konulara hiç meyil vermemiş, dört çocuk annesi Hatıce Ana, ortanca oğlunun gözaltında kaybedilişini şiddetle sorgular. “Cumartesi Anneleri” olarak bilinen kayıp annelerinin eylemlerine ilk katılanlardandır.

İstanbul’da, Galatasaray Lisesi önünde 200 hafta eylemleri sürdüren en inatçı kayıp annelerinden biridir. Ankara’ya kadar, meclise kadar giden aktivist annelerdendir. O dönem; oğlunu isteyen annelere, 7. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel “Oğlun cebimde mi ki vereyim?” yanıtı ile en derin acıları kanatan bir politikacı olmuştur.

Hatice Ana, eylemlerde hırçınlığı, devrimci gecelerde herkesi ağlatan konuşmaları ile kolayca unutulmayacak bir kayıp anası. Dortmund’a çocuklarının yanına geldiğinden kısa süre sonra başladı dostluğumuz. O zamanlar Halk Yüksek Okulu’nda okuma yazma kursları vermekteydim. 1980’in son yılları olmalıydı. Onun kendi dileği ile özel derslerde defalarca okuma yazmada ilerleme kaydetmesi için uğraşırız. Konuşurken bir hatip kadar etkileyici ve yoğun anlatımı ile sohbetine doyum olmayan bu acılar anası, duygu ve düşüncelerini yazmada zorlanır. Kimi zaman bir ilkokul çocuğu acemiliğinde yazsada, çoğu kopar bir yerde cümleleri, kelimeleri. Düşünmesi, düşündüğünü kağıda aktarması kesintiye uğrar.

İşte o zaman yüreğinden yükselir bir türkü olarak çekilenler, kağıda aktarılamayan duygular akar Anadolu ezgilerinde. Hatice Ana ve çocukları, yıllardır Dortmund ‘da bana en yakın dostlarımın arasında, ailemin uzaklarda olduğu bir yaşamda bana can yoldaşı olmuştur.
Bu yakın dostluk bağı, ortak devrimci değerlere dayandığı gibi, yaşanılmışlığın benzerliğinde saklı bence.

Yıllar öncesine gitmeliyim, bu konuyu açmak için. 1978’de çok sevdiğim liseli arkadaşım talihsiz bir yanlışlık üzerine vurulduğunda, yanı başında idim. Şiddeti canımda yaşadığımda henüz yaşım 17 idi. Bu hazin olayı bir iki paragrafta anlatmam mümkün değil elbet…

Bu olay sonrası o zamanın örgütlü sivil faşistlerin tehdidi altında, ailemin yanında kendimi güvende hissetmeyince, içinde yer aldığim gençlik hareketinin, koruması altında bir yıla kadar ev kolektiflerinde kaldım. Yanlarından ayrılırken, aileme bir not bile bırakmadan, çekip gittim…Bu davranış, geleneksel beşik kertmesi ile bana acılı gençlik yılları yaşatan anne babama bir nevi ceza eylemi idi. Böylece bir yıla yakın bir süre ailem bir kayıp ailesi idi. O zamanların perişanlığını yıllarca dinledim babamdan.

Yıllar sonra yakın bir arkadaşımın annesi olarak tanıyıp, dostluğunu kazandığim Hatice Toraman, defalarca annemin ve babamın yaşadıklarını gözlerimin önüne serer. Öyleki daha sonraki yaşamımda aileme bir “borç” öder gibi emek veririm. Kardeşlerimin yaşamındaki her ayrıntıda, sebep olduğum acıları telafi etmek isterim.

Hatice Ana ile en son geçtiğimiz hafta sonu, en güzel uğraşı bahçesinde buluştuk. Hatice Ana’nın biricik kızı, benim ender arkadaşlarımdan. Anası için bir bahçe almış, onun toprağa olan özlemini gidermesi için güzel bir ortam hazırlamıştı. Ruhr Havzasında bu bahçeler belediyenin kiraya verdiği bahçe alanlarında kurulur. Özellikle Anadolu göçmenlerinin yaşamındaki keyifli uğraşlardandır.

Hatice Ana, küçümen bahçe evinde kahve pişirirken, gözlerimin önünde Dikili’deki deniz evimiz geldi. Annemle babamın nerde ise altı aya yakın kaldıkları, Berlin’den dönen teyzem ve eşi (babamın kuzeni olan amcamların) komşu olduğu sitedeki ayrıntılar aklımda. Hatice anaya Dikili günlerinden söz ederken, bana yıllar önce o mekanda bir hafta kadar kaldıkları günleri hatırlatıyor. Yani bir zamanlar uçan kuşla paylaştığım bu mekan, zamanla annemin çekip çevirdiği bir aile yuvasına dönüştü.

Yukarıda belirttiğim bir bitmez “borç ödemenin” parçasıdır bu mekan. Annemle babam Dikili’deki deniz evinde güzelliker yaşarken, adeta onlara verdiğim acılar içimde hafifliyor.

Hatice anayla; binbir güzelliklerle bezediği bahçesinde, diktiği faydalı bitkilerin keyfini sürerken memleket özlemini söyleşmek, güneşin yaktığı yüzündeki izlerde yaşanılanları hissetmek, insanı yazmaya götüren bir Karadeniz destanı kadar hüzün verici.

Ancak, göçmen yaşamlarında hep aynı gerçekliği yakaladım yıllardır. Memleket; çok da geride kalmıyor, zannedildiği kadar. Hep bir tutam memleket kokar insana, günlük koşturmacanın arasında…

Sotı idare idi, memleketi götürürsün.!

(1) Soti idare idi: (Lazca) nereye gidersen git

Selma Koçiva
8.Temmuz 2009 . Almanya / Dortmund

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.