Spiritüel şifa

Arapca kökenli bir kelime olan şifa;  iyilesme,  tedavi etme anlamindadir. Gunumuzde spirituel şifa icin bircok farkli yontem var. Ruhsal sorunlarin  bedene yansiyan hastaliklarini   modern tip ve psikolojik terapilerle belirlemekte yetersiz kaldigimiz zamanlar olabiliyor. Cunku enerji bedenimiz  uzerindeki blokajlari, ancak spirituel şifa yontemleri ile kolaylikla anlayabiliyoruz. Hem  modern tip hem de şifacilardan  faydalanmaliyiz diye dusunuyorum.

Eski caglardan gunumuze  şifa uygulamalarini tekrar hatirlayalim.

Eski yunan tanrilarindan Apollonun oglu olan  Asclepius; Şifanin, yenilenmenin, ilaclarin ve doktorlarin tanrisi olarak bilinir.

Asclepius’un yılanlarla sarılmış asası bugün de hekimliğin simgesidir.

Şifanin, yenilenmenin, ilaclarin ve doktorlarin tanrisi Asclepius…

Asklepios’un oldukça ilginç bir öyküsü var. Apollon, Teselya kralı Phlegyas’ın kızı Koronis’e aşık olur, kız Apollon’dan hamile kalır. Ancak bir süre sonra Arkadya’dan gelen bir adamla daha sevişir. Bu olayı izleyen bir kuzgun ya da karga durumu Apollon’a bildirir. Çok kızan Apollon onu diri diri yanmakla cezalandırır. Koronis tam ölmek üzereyken Apollon onun karnındaki çocuğu kurtarır ve büyütmesi için Kentavrıs Kherion’a verir. Kherion, doğanın içinde büyüyüp onun sırlarına ermiş bir yaratıktır. Asklepios onun yanında usta bir hekim olarak yetişir, cerrahlığın bütün sırlarını öğrenir, hatta ölüleri diriltebilicek kadar ustalaşır. Ancak Zeus doğal düzeni bozan ve kendi gücünü aşan Asklepios’dan çekinmeye başlar ve onu yıldırımlarıyla öldürür. Apollon’da bu olayı cezasız bırakmaz ve Zeus’a yıldırımı bağışlayan Kykloplar’ı öldürür. Asklepios’un cansız bedenini de gökyüzüne yıldızların arasına yerleştirir.

Asklepios’un tapınaklarına Asklepion denir. Bunlar aynı zamanda İlkçağın hastaneleridir. En büyüğü ve en ünlüsü Bergama’da olanıdır. Helenistik dönemde kurulmuş olan bu büyük sağlık kompleksi Asklepios’tan başka onun kızı sağlık tanrıçası Hygieia ve onlardan çok önce Anadolu’da bulunan Telesphorus’u bir araya getirmektedir. şifalı su, kaplıca, fizik tedavi, temiz hava gibi tedavilerin yanısıra telkin, eğlence ve müzik yoluyla hekimliğin ne kadar ileri gittiğini göstermektedir.


Bergama Izmir

Ortacaga gelindiginde de, astrolojistler:  ayin ve yildizlarin yenidogan bebeklerin karakterini ve insanlarin saglik durumlarina etkilerini arastirirlardi.  Doktorlar  dahi ameliyatlarini yildizlarin konumuna gore yaparlardi. Ortacagda Avrupada; şifa, katolik klisesi tarafindan yonetilirdi. Belli gruplar icin calisan hastanelerde tam olarak tedavi olamayanlar solugu  cesitli mihraplarda alirdi. Cesitli şifali otlar,   seytan cikarma ayinleri ile şifa ararlardi.

Bircok insan sadece şifacilardan yardim alirdi. Kotu ruhlarin kovulmasi, faydali bitkilerle şifa gibi yontemleri uygulayan bilge kisilere giderlerdi.  Bu cagin baslarinda bircok kisi  şifaya inanip yardim alirken daha sonralari cadilari seytanin yardimcilari olarak gorup oldurmuslerdir. Dua, şifali icecekler, ve taslari tedavi icin kullanmislardir. Arkeolojistler,  kazilarda kirilan ve şifalanan kemikler  ve şifa uygulanmis cesitli parcalar bulmuslardir.

Insanlik tarihinde, spirituel şifa hikayelerinin en mucizevi olanlarini Hz. Isa`nin  doneminde goruyoruz.

Hz. İsa’nın bazı hastaları mucizevi yollarla tedavi etmesi (körün gözünü açması, cüzamlıyı iyileştirmesi, ölüyü diriltmesi), hastalara merhamet ve şefkat göstermesi, havarilerinden hastaları tedavi etmelerini istemesi, dini inanca dayalı tıp anlayışını bu dönemde güçlendiren en önemli etken olmuştur. Luka’da geçen aşağıdaki ifadeler oldukça dikkat çekicidir; İsa  havarileri yanına çağırıp onlara bütün cinlerin üzerinde ve hastalıkları iyileştirmek için güç ve yetki verdi. Sonra onları Tanrı’nın egemenliğini duyurmaya ve hastalara şifa vermeye gönderdi. Onlara şöyle dedi. Yolculuk için yanınıza hiçbir şey almayin. Ne değnek, ne torba, ne ekmek, ne para, nede yedek mintan. Hangi eve girerseniz, kentten ayrılıncaya dek orada kalın. Sizi kabul etmeyenlere gelince, kentten ayrılırken onlara uyarı olsun diye ayaklarınızın tozunu silkin. Onlarda yola çıktılar, her yerde Müjde’yi yayarak ve hastaları iyileştirerek köy köy dolaştılar.

Bernard of Clairvaux (1090-1153)…

Mucizeye inanışın bu kadar güçlü olduğu ortaçağ Avrupa’sında XII. yüzyılda yaşamış ve o dönemin en büyük “mucizelerle iyileştirmeler” yaptığına inanılan Bernard of Clairvaux (1090-1153) karsimiza cikiyor.. Fransız asıllı bir keşiş olan Clairvaux, ölümünden sonra, mucizevi iyileştirmeleri sebebiyle kilise tarafindan baş keşiş unvanı ile onurlandırılmıştır. Kendisine atfedilen ve adeta dönemin en büyük doktoru gibi ‘en büyük şifacı’ adını kazanmasını sağlayan efsaneler öylesine artmıştır ki bulunduğu manastır şifa arayanlarla dolup taşmıştır. Bir tanığın, ülseri olanın Bernard’ın elini sürmesi ve söylediği beyitlerle iyileştiğini söylemesi, bir başkasının engelli bir kolu ve ayağı olan küçük kız çocuğunun onun dua ve haç işaretiyle düzeldiğine şahit olduğunu bildirmesi, körlerin ve topalların da onda şifa bulduğuna tanıklıklarını söylemeleri, dönem içerisinde ününe ün katmistir. Clairvaux efsaneleri, o donemde ruhani yollarla yapilan şifanın nasil  yaygin  oldugunu gosteriyor.

Samanizmde Şifa

Tarihte cok eski ve buyuk oneme sahip olan baska şifa hikayelerine samanizm kaynaklarindan ulasiyoruz.

Bugun gunumuzde tekrar faydalandigimiz  samanizm eski bilgileri bu zamana tasiyor. Bu seanslarda uygulanan bazi yontemler

-Kisinin erk hayvani ile bulusmasi ve guclerinden yararlanmayi ogrenmesi

-Ekstraksyon: Faydalı olmayan enerjilerin/ruhsal blokajların tespiti ve kişinin enerji alanından temizlenmesi

Neredeyse insanlik tarihi kadar eski olan Samanizm bizlere şifacilik ile ilgili kadim bilgiler sunar.   Şamanın ruhsal yolculuğu, teozofik terimlerle, astral seyahat, akaşik okumalar, ruhlar âleminin yüksek bölgelerine nüfuz etme seklinde olur.  Usta şamanların yıldızlara kadar yükselebildikleri söylenir.

Asya Şamanizm’inde, özellikle Altay, Yakut ve Uygur Türkleri’nin geleneklerine göre, insanların yaşadığı Yer, ölülerin göçtüğü “yeraltı” (öte-âlem) ve spiritüel anlamdaki Kutsal Gök’ten oluşan üç ortam, merkezlerinden geçen, bir eksenle birbirine bağlanırlar. Bu eksen “Göğün göbeği” ile “Yer’in göbeği” arasında yer alır.

Bu kavram Altay, Yakut ve Uygur Türkleri’nin geleneklerinde şöyle açıklanır: İnsanların yaşadığı Yer, ölülerin göçtüğü “yeraltı” (öte-âlem) ve spiritüel anlamdaki Gök’ten oluşan üç alem ya da ortam, merkezlerinden geçen bir eksenle birbirine bağlıdır. “Yer’in göbeği” ile “Göğün göbeği” arasındaki  eksenin geçtiği, bu ortamların ortasındaki  açıklıklar bir tür geçittir. Şamanlar, “uçuş” (trans deneyimi) sırasında bir ortamdan diğerine geçerken bu irtibat geçitlerinden yararlanırlar. Aynı şekilde, ölenler de öte-âleme bu yolla göçerler. Öte-âleme giden şamanlar oraya Yerin  geçidinden geçerek gider, yine bu kapıdan dönerler. “Yer’in ekseni” kavramı Altay, Yakut ve Uygur geleneklerinin yanı sıra, Başkurt, Kırgız, Kalmuk, Çukçi, Buryat, Samoyet, Koryak, Moğol, Tibet, Fin, Lapon ve Estonya geleneklerinde de bulunur.

Kuzey ve Orta Asya Şamanizm’inde yeraltı âlemi 7 veya 9 katlıdır. Ölüm olayı ile beden terk edildikten sonra kimileri yeraltı katlarındaki ortamlara, kimileri ise Gök katlarındaki ortamlara giderler. Şaman da, trans deneyimi sırasında, yapacağı uygulamanın amacı ve türüne göre, ya yeraltı âlemine iner ya da Göğe çıkar. Örneğin, bir hastayı iyileştirmek için Göğe çıkması, fakat bir ölünün ruhuna eşlik etmek, hastanın ruhunu geri getirmek (ölmemesini sağlamak) veya yeryüzünü terk etmek istemeyen ölüleri ‘gölgeler diyarı’na götürmek için Yeraltı’na iner.

Asya Şamanizm’inde üç âlem söz konusudur: Yer, yeraltı, Gök. Yeraltı terimi Asya’nın kimi Şamanist geleneklerinde öte-alem anlamında kullanılır, kimi Şamanist geleneklerinde ise ölüm olayının akabinde  vicdani hesaplaşma dönemini ifade etmek üzere kullanılır. Dolayısıyla, bazı Şamanist geleneklerde yeraltı denildiğinde, genellikle öte-alemin titreşim düzeyi  yoğun ortamları söz konusudur. Yeraltı deyiminin bu anlamda kullanıldığı şamanist geleneklerde öte-alemin huzurlu ortamları ise “gölgeler diyarı” gibi başka ifadelerle belirtilmektedir. Yakut Türkleri, Çukçiler ve Yukagirler, insanın üç “can”ı olduğunu kabul ederler. Ölüm olayında biri mezarda kalır, biri “gölgeler diyarı”na iner, üçüncüsü ise Göğe çıkar. Ölüler, bir süre sonra, yeryüzünde tekrar doğabilirler. Uygurlar, inandıkları sürekli olarak tekrar doğma olgusuna “sansar” adını verirler.

Son yillarda, samanik uygulamalar, meditasyon, holistik terapi, regresyon ve aile dizilimi gibi bircok farkli şifa yontemi giderek yayginlasiyor.

20 yasinda kundalini enerjisi uyanisi ve meditasyon ile basladigim spirituel yolculugumda devam eden yillarda cesitli şifali taslar  ve samanik hocalarla calismaya devam ettim. Spirituel yolculugumda cok derin frekanslari deneyimlemem ise tamamen vegan oldugum vaktimin cogunu dogada gecirdigim donemde Varligindan cok fazla ilham aldigim Eckhart Tolle’nin kitaplarini okudugum gunlerdi.  Simdilerde yine samanik ustalar ve regresyon terapistleri ile tanisip farkli seanslar ve deneyimler yasama donemindeyim.

Sadece ana odaklanarak ve var olusumuzun nesesi ve sevgisini hucrelerimize kadar hissederek yasadigimizda gercek şifaya ulasabiliriz.  Kalbimiz ve ruhumuz, evrenin enerjileri ile bulusarak şifalaniyor. Evde kendi imkanlariniz ile de videolar izleyebilir, dualar edebilir, meleklerden yardim isteyebilirsiniz. Gunluk yapacaginiz  sadece 15 dk meditasyon bile tum gunun akisini ve enerjisini tamamen yukseltebilir.

Faydalanabileceginiz linkleri sizlerle paylasiyorum. Şifaniz bol olsun  Sevgili Okur…

http://www.shamanicteachers.com/welcome.html

http://www.transpersonal.us/index.html

https://www.eckharttolle.com/

Her adımda ve nefeste evrenin sonsuz sevgisi size rehberlik etsin…

Aria

 

 

 

 

 

 

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

3 × 5 =